
Kayseri- Kültepe Kaniş Höyüğü
Kültepe
Kayseri’de bulunan Kaniş (Kanesh) harabelerinin bulunduğu bir antik kenttir. Kayseri- Sivas karayolunun 20. Km’sinde yolun 2 km kuzeyinde bulunan Kaniş harabelerinin yüksekliği 22 metre ve çapı 500 metredir. Aynı zamanda bu höyük tepenin etrafını çeviren ‘’Karum’’ isimli bir aşağı şehir mevcuttur.
Kaniş harabeleri, asıl ismi Karaev ya da karahöyük olan Kültepe’nin hemen güneyinde yer alır. Uzaktan görünümünde kül rengini andırdığı için arkeoloji kayıtlarına Kültepe adıyla girmiştir. Fakat kaniş harabelerine yakın çevre halkı hala Karahöyük ismini kullanmaya devam etmektedir.
Bölgede ilk keşif 1881 yılında olmuştur. Fakat ilk geniş kapsamlı kazı çalışmaları 1948 yılında Tahsin Özgüç başkanlığında yapılmıştır. Ayrıca 2014 yılından itibaren bu bölge Türkiye’deki Dünya Mirası Alanları Geçici listesindedir.
Yapılan araştırmalarda höyükte bulunan en eski yerleşimin Geç Kalkolitik Çağ’a (M.Ö.300-2500 ait olduğu ve bunu sırasıyla Eski Tunç Hitit, Frig, Hellenistik-Roma çağlarının takip ettiği tespit edilmiştir.
Ayrıca Kaniş Harabelerinin bulunduğu bölgede Hitit dilinin en erken izleriyle birlikte M.Ö. 20. Yüzyıla tarihlenen yazılara, Hint-Avrupa dil ailesinin en eski izlerine ulaşılmıştır.
Anadolu’daki en eski yazılı belgeler de 1800’lü yıllarda Kültepe’de çıkartılmıştır. 1948’de başlayan ve günümüzde halen devam etmekte olan arkeolojik kazılar sayende Eski Asurca çivi yazısı metinleri çözülmeye başlanmıştır. Ayrıca çıkartılan bu tabletler sayesinde bölgede Hititler öncesinde Anadolu’nun siyası yapısı, Kültepe ve civarında yaşayan Asurlu tüccarların günlük hayatlarına dair bilgileri de belirlenmeye başladı.
Kültepe Kaniş Harabelerinde gerçekleştirilen arkeolojik kazı çalışmaları sonucunda bulunan kil tabletler Türkiye’de Ankara Anadolu Medeniyetler Müzesi’nde ve Kayseri Arkeoloji müzesinde sergilenmektedir. İki müzede toplamda 13 binin üzerinde bu bölgeden çıkartılan kil tablet mevcuttur. Ayrıca bu tabletlere genel olarak ‘’Kapadokya Tabletleri’’ denir. British Museum, Louvre Müzesi ve birçok Amerikan müzesinde de sergilenmektedir.
Eski dünyanın en ünlü ticaret merkezi olan Karum Kaniş’te sonuncusu iki safhalı olmak üzere toplamda dört yapı katı vardır. Günümüzden 4000 yıl evvel bu bölgede Kuzey Mezopotamyalı/ Asurlu tüccarların Anadolu’da kurdukları ve 150 sene kadar süren bu uluslararası ticaret ilişkileri döneminde, Anadolu Mezopotamya’nın eski uygarlığına açılmış, onlardan yazıyı öğrenmiş ve kültür seviyelerini yükseltmişti.
İkinci ve birinci katlarında keşfedilen eski Asur dilinde yazılan çivi yazılı tabletler sayesinde, Anadolu ile Asur arasındaki ticaretin detaylı bilgilerinin yanı sıra borç alıp-verme, evlenme-boşanma, veraset, esir ticareti, faiz, mahkeme kararları ve yerlilerle yapılan yazışmalar hakkında yüzlerce bilgi açığa kavuşmuştur. Kaniş’te çıkarılan kil tabletlerde, bunlara nazaran daha az sayıda edebi metinler ve okul temrin metinleri de bulunmaktadır. İşte bu metinler Anadolu’nun en eski yazılı belgeleridir. Kaniş bölgesinin en önemli özelliği de budur.
Asur Krallığı tam tarihi bilinmemekle birlikte yaklaşık M.Ö 3000’in sonlarına doğru bağımsızlığını kazanmış ve hemen sonrasına Asur Kralı, krallığın geleceğini sağlamak için ticarette reformlar yapmış ve Anadolu sistemli bir ticareti başlatmıştır. Bu reformlar ile beraber ticarette devlet tekelini kaldırılmış ve serbest ticaretin aile fertleri ve onların kuracağı firmalar tarafından yapılmasına fırsat vermiştir. Bu reform ile birlikte M.Ö. 2000’in ilk çeyreğinde Anadolu ile Kuzey Mezopotamya arasında çok kuvvetli ve oldukça popüler bir ticaret ağı oluşmuştur. Bu ticaret ağının merkezi de Kültepe’de bulunan Kaniş’ti. Kaniş’e getirilen ürünler, Anadolu’nun içlerine kadar dağıtılmaktaydı.
Asurlular bu ticaret sistemini geliştirerek bir ticaret kolonisi haline getirmişlerdir. Çoğu yerli krallıkların merkezine veya önemli şehirlerinde anlamı liman olan ‘’Karum’’ denilen birer ticaret merkezi oluşturmuşlardır. Kültepe’de yapılan kazılarda keşfedilen belgelerde, Asurlu tüccarların konakladığı ve Pazar kurduğu yaklaşık 40 adet Karum kaydedilmiştir. Fakat günümüzde bunlardan yalnızca 2 tanesinin yeri kesin olarak tespit edilmiştir. Bunlardan biri Kültepe- Kaniş, diğeri ise Hattuşaş- Boğazköy’dür.
Kaniş’te iki ayrı katta bulunmak üzere toplam 3 adet saray yapılan arkeolojik çalışmalar sonucu açığa çıkartılmıştır. Bu üç sarayın da planları birbirinden farklıdır. Bu sarayların isimleri Güney Teras Sarayı, Eski Saray ve Warshama Sarayı’dır.
GÜNEY TERAS SARAYI
Höyüğün güneyinde bulunan bu sarayın keşfedilen uzunluğu 90 metredir. Güney Teras Sarayı’nın büyük bölmü sonraki çağlarda tahrip edilmiştir fakat güney ucu Roma-Hellenistik Dönem Suru altında kaldığı için kazılamamıştır.
Güney Teras Sarayı’nda yapı malzemesi olarak ahşap traversler ve sal taşları kullanılmışır. Sarayın zemin katında depo, hizmet odası ve oturma odaları bulunmuştur.
ESKİ SARAY
Tepedeki katın ikinci idare yapısı olan saraya hafirlerce ‘’Eski Saray’’ ismi verilmiştir. Warshama sarayının altında kalan bu sarayın genişliği 100metreye eni ise 110 metreye yakındır. Eski Saray’ın yapım malzemesi olarak kerpiç ve yüksek miktarda taş kullanılmıştır. Diğer sarayların aksine Eski Saray tek binadan değil, en az 3 binadan oluşmaktaydı. Çevresinde 4 metre genişliğinde, ‘’testere dişi’’ tekniğiyle yapılmış suru bulunan bu saray yangından sonra tamir edilip üzerine Warshama Sarayı yapılmıştır.
WARSHAMA SARAYI
Bugüne kadar yapılan çalışmalarda bulunan çivi yazılı tabletlerden adlarını bildiğimiz beş Kaniş Kralı, bu büyük sarayda oturmuştur. Bu yapının derinliklerinde bulunan Mama Kralı Anum-hirbi’nin Kaniş’e gönderdiği mektupta yazan bilgilere göre bu saray Kaniş Kralı İnar’ın oğlu Warşama’ya aittir.
Warşama sarayının dış duvar vazifesindeki surlarının kalınlığı yer yer değişmekle birlikte 4 metreye kadar uzanmaktadır. Sarayın doğu kısmındaki kulelerin birçoğu eski çağlarda yıkılmış ve kaybolmuştur. Dış duvar görevini yapan surlar da sarayla beraber yapılıp, sarayla beraber yakılıp terk edilmiştir. Bu saray Hitit saray ve tapınaklarının öncüsü olarak kabul edilmektedir. Merkezi bir avlu ve etrafında bulunan odalardan oluşan bu saray 1925 yılındaki tahribattan dolayı, sınırlı alanlarda yapılabilen kazılarla odaların, avluya koridor kısmından bağlandıkları keşfedilmiştir.
Warşama Sarayı’nın yapı malzemeleri yalnız yerli andezit, kerpiç, ağaç ve çamurdur. Sağlamlık katması için temel taşların arasına belirli aralıklarla ağaç kalaslar yerleştirilmiştir. Yapılan araştırmalarla 42 odası olduğu tespit edilen bu sarayın girişi güneybatı yönündeydi. Girişte karşılıklı iki taş kule bulunuyordu ve iki oda tarafından kontrol ediliyordu. Ayrıca kapının güneyindeki duvarların altında boyu 2 metreye ulaşan bir potern bulunuyordu ve bu Anadolu’da ilk kez kullanılıyordu.
Bu saray ikametin yanı sıra farklı özelliklerde de kullanılıyordu. Yabancı tüccarların satıştan önce ürünlerini buraya getirip depo gibi bir yerde saklayabildikleri ve ticaret vergisini hazırlayıp, ödediği en büyük ekonomik merkezlerdendi.
KANİŞ KARUMU VE AŞAĞI ŞEHİR
Eski Asur Ticaret Kolonilerinin merkezi olan Kaniş Karum’u (Liman) Aşağı Şehir ’de yer alır. Kültepe’nin yaklaşık 300 sene kadar kullanılmış olan bu alanı, yapılan arkeolojik çalışmalara göre 2.5 km civarında bulunmuştur. Bölgede bulunan çivi yazılı tabletlerden öğrenilen bilgilerle Kaniş-Karum’un çevresinde kuvvetli surlar bulunan bir şehir olduğu bilinmektedir.
En eski yerleşim katı olan IV. Kat, toprak üzerine kurulmuştur. Elde yapılmış monokrom ve polikrom seramiğin yanında daha az sayıca çarkta yapılmış Hitit Seramiğinin ilk örneği de bu alanda bulunmuştur.
Şehir arabaların rahat bir şekilde geçebileceği taş döşenmiş yollar ve su kanalları tarafından sokak ve meydanlarla ayrılmış mahallelerden oluşmaktadır. Ayrıca sokağa atılmış seramik kırıkları, sokağı çamurdan koruyordu. Şehirde çıkan yangın sebebiyle her taraf talan olmuş ve eski önemini yitirip eski dünyanın ticaret merkezi olma unvanını yitirmiştir.




