ANKARA
Etimolojisi
Ankara, tarih boyunca birçok farklı isme sahip olmuştur. Klasik, Helenistik ve Bizans dönemlerinde Ἄγκυρα (gemi çapası) ismiyle anılmışken Latin harfleriyle Ankyra ve Ancyra olarak tarihe geçmiştir. Klasik Yunancada Anküra olarak okunan bu şehrin adı Araplar tarafından da kullanılmıştır (Beldei-el Selasil, Mamuriye ve Ma’muriye-i Selâse olarak). Türklerin Anadolu’ya geçişinden sonra bu isim Ankara (ya da Engürü) olarak değişime uğramıştır. Batı dillerinde ise Angora olarak anılmaya
başlamıştır. Arapça’da ise Engürü adı Engüriye olmuştur. Ankara’yı egemenliğinde tutan devletlerin sikkelerine göre şehrin adı Selçuklular’da Ankara, İlhanlılar’da Engürü ve Engüriye, Osmanlı
Devleti’nde ise Engürü ve Ankara olmuştur. 16. Yüzyıldan itibaren şehrin adı Ankara (yani آنقره) olduğu halde halk arasında Engürü ve Batılılarda ise Angora olarak anılmayı sürdürmüştür. Türkiye’nin
kuruluşundan sonra diğer adların kullanımı son bulmuştur ve Ankara ismi daha da bir resmiyet kazanmıştır.
Peki ama neden “gemi çapası”?
Bu sorunun cevabı 2. Yüzyılların ortalarında yaşamış olan tarihçi Pausanias’a göre şudur: “Ankyra” Friglerin kralı Midas’un kurduğu kenttir. Kral Midas, bir demir parçası bulduğu yere Anker (yani gemi çapası) adını vermiş ve bulduğu bu çapayı Zeus’un tapınağında saklamıştır. Bu gemi çapasını 2.
Yüzyıldan itibaren basılmış olan sikkelerde de görmek mümkündür. Coğrafyası
Ovalık bir alanda kurulmuş olan bu şehrin yüzölçümünün %50’sini tarım alanları oluşturmaktadır.
Bunu, %28 ile ormanlık ve fundalık alanlar ve %12 ile çayır ve meralar izler. Sadece %10’u tarım dışı arazilere ayrılmıştır.
Kızılırmak ve Sakarya nehirleri ve havzaları ile çevrilmiş olan bu şehrin en yüksek noktası Işık Dağı’dır (2.015m). En geniş ovası Polatlı ovası (3.789 km²), en büyük gölü Tuz Gölü (il içinde kalan kısmı 490 km²’dir), en uzun akarsuyu Sakarya Nehri (il içi uzunluğu yaklaşık 151 km’dir), en büyük barajı ise Sakarya Nehri üzerine kurulmuş olan Sarıyar Barajı’dır (83,8 km²’lik bir yüzölçümüne sahiptir).
İlde 14 doğal göl, 136 sulama göleti ve 11 baraj olup genel olarak step iklim tipi görülmektedir. Tarihçesi
Ankara’nın yerleşik düzeni çok eskilere (Paleolitik dönemden başlayan bulgular mevcuttur)
dayanmaktadır ancak şehrin kim tarafından ve ne zaman kurulduğu tam manasıyla bilinmemektedir.
Bununla beraber Hititler tarafından ele geçirildiği ve yerleşik düzene o zaman geçildiği düşünülmektedir.
Hititlerden sonra şehrin yönetimi Friglere geçmiştir. Daha önce de bahsettiğimiz gibi Friglerin kralı olmuş olan Kral Midas’ın bir zamanlar bu şehre gemi çapası anlamına gelen adını verdiğine ve bu şehri yönettiğine inanılmaktadır.
Friglerden sonra ise bölgeye Lidyalılar hâkim olmuştur, onlardan sonra ise Persler bu bölgeyi
yönetmiştir. Son iki egemenliğe dair bilgiler sınırlı olsa da sahip olunan tüm bilgiler bölgenin önemini göstermektedir. Bunun kanıtlarından birisi de Pers kralı I. Dareios döneminde yapılan Kral Yolu’nun buradan geçmesidir.
Büyük İskender’in yaptığı seferler sonucunda bölgede Persler’den sonra Makedonyalılar hakimiyet kurmuştur.
M.Ö. III. yüzyılda bölge, Galat akıncılarının bir boyu olan Tektosagların başkenti olmuştur.
M.Ö. 25’te ise Roma İmpatoru Augustus’un bölgeyi egemenlik altına almasıyla Galatya eyaletinin başkenti olmuştur.
Kent daha sonra Doğu Roma İmparatorluğu’nun sınırları içinde kalacak ve Bizans döneminde de askeri ve lojistik önemini koruyacaktır. Bizans döneminde çeşitli girişimlere rağmen 1073’e kadar Bizanslıların yönetimi altında kalmıştır. Bu son başarılı girişim ise Malazgirt Zaferi’yle Anadolu’da ilerlemeye başlamış olan Türklerdir.
Moğolların istilasından sonra 14.yüzyılda İlhanlıların denetimine geçmiş olan kent, Osmanlıların
yönetimine geçmeden önce bir süre Ahilerin yerel yönetiminde kalmıştır ki bu bölgenin Haçlı seferleri gibi savaşlar nedeniyle yarım kalan Türkleşme sürecinde önemli bir rol oynamıştır.
1402 yılında olan Ankara savaşı sonucunda bir süre Timur tarafından kuşatılan kent, Timur’un Anadolu’dan ayrılışından sonra Mehmet Çelebi tarafından tekrar Osmanlı emri altına alınmıştır.
Balkan Savaşı ve I. Dünya Savaşı sonucu Osmanlı Devleti gücünü kaybedince başkentin Anadolu’ya taşınması gündeme gelmiş ve 23 Nisan 1920 tarihinde kurulan Türkiye Büyük Millet Meclisi, 13 Ekim 1923 yılında çıkardığı kanun ile Ankara’yı resmen bu yeni ülkenin başkenti olarak ilan etmiştir.
Sosyo-Kültürel Yapısı
Sosyo kültürel yapı hem toplumu hem de toplum gruplarını ilgilendiren olaylar olarak açıklanabilmektedir. Bu toplumda yaşayan kişiler Ankara içerisindeki yaşantıları ile hayatlarına da yön verirler. Ankara’nın sahip olduğu yapının tamamı içerisinde yaşamakta olan insanları da etkilemektedir. Bu da toplumun bir bütün olarak hareket etmesini de kolaylaştırmaktadır. Ankara Türkiye’nin en kalabalık illerindendir. Bu nedenle de şehirde birçok iş kolu bulunmaktadır. Bulunduğu coğrafya itibari ile Ankara özellikle tarıma elverişli toplumlardan biridir. Birçok şehirden aileler tarımcılığın yüksek olduğu Ankara’ya para kazanmak için göçmüştür.
Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulmasından beri Ankara tarım ve hayvancılık ile öne çıkmaktadır. Bu durum birçok insanın ekonomisine de katkıda bulunmaktadır. Günümüzde ise tarım ve hayvancılık kadar önemli olan sektörler ise ticaret ve sanayidir. Tarım ve hayvancılık bu iki sektörün arkasında kalsa da hala birçok çiftçi bulunmaktadır. Kamu sektörü, ticaret ve sanayinin büyümesi ile çok fazla insan Ankara’ya gelmiştir. Ankara’nın Türkiye’nin en kalabalık illerinden olmasının sebeplerinden biri de sahip olduğu geniş ekonomik imkanlar olmaktadır. Ankara halkının büyük bir kısmı hizmet sektöründe çalışır. Hizmet sektörü memurluk, ulaşım, ticaret ve haberleşme olarak dağılıma sahiptir. Geri kalan insanlar ise sanayi ve tarım alanlarında çalışmaktadır.
Sanayi sektöründe ise tekstil, gıda ve inşaat çok yoğun bir şekilde bulunmaktadır. Yatırım alanları arasında ise savunma, motor ve metal bulunur. Ankara’da çok fazla üniversite de bulunur. Bu durum da halkın büyük bir çoğunluğunun gençlerden oluştuğu anlamına gelmektedir. Bu alandaki eğitim ise genel olarak teknoloji ve teknik bilgiler üzerine verilmektedir. En iyi üniversitelerden biri olan Ortadoğu Teknik Üniversitesi Ankara’da bulunmakta ve birçok eğitim bölümü ile nitelikli öğrenciler mezun etmektedir.
Ankara’da bulunan nüfusun çoğunun hizmet alanında çalışması ile ülke ekonomisine de katkısı büyüktür. Ankara’da bulunan hizmet sektörü gayri safi hasılada en büyük katkıya da sahip olarak öne çıkmaktadır. Toplam vergilerin yüzde 12’si Ankara’dan sağlanmaktadır. Özel sektör Ankara için en önemli alanlardandır. İldeki sanayi işletmeleri genel olarak orta ve küçük boyutludur. Bunların neredeyse yarısı ise savunma ve taşı üretimi yapmaktadır. Metal ve makine üretimi de bunların yanı sıra mevcuttur.
Savunma sanayi ve yazılım konularında Ankara ülke içinde ilk sıralarda bulunmaktadır. Ankara Sanayi Odası’na üye olan 3500 şirket bulunmaktadır. Tarım ve hayvancılığın verimli olmasının nedeni Ankara’nın yüzde 60’ının tarım alanı olarak kullanılmasıdır. Tarım ürünleri arasında en çok üretilenler ise buğday, şeker pancarı ve arpadır. Bunların yanı sıra soğan, domates, havuç ve üzüm de şehirde yetişmektedir. Polatlı ilçesi Türkiye’nin en büyük ikinci tahıl ambarı olarak adlandırılmaktadır.
Meraları ve rakımının yüksek olması ile Ankara’da daha çok küçük baş hayvan bulunmaktadır. Bunun yanı sıra Karaman koyunları ve sığır da beslenmektedir. Ankara keçisi olarak da adlanırılan tiftik keçisi çok az sayıda kaldığı için koruma altındadır. Yetiştiricilerine ise devlet tarafından para verilmektedir. Ankara’da bulunan Nallıhan’daki Çayırhan Termik Santrali linyit yakarak enerji üretir. Bunun yanı sıra Esenboğa Termik Santrali ise fuel oil yakımı ile enerji üretmektedir. Sarıyer Barajı, Kesikköprü Barajı ve Hirfanlı Barajı da hidroelektrik üreterek büyük bir ekonomik güç yaratmaktadır.
Kültürel yapısı ile Ankara adeta paha biçilemez olarak öne çıkar. Cumhuriyet dönemindeki önemi nedeni ile Türkiye açısından bir değerdir. Ankara’da 53 adet müze bulunmaktadır. Özellikle Kurtuluş Savaşı hakkında büyük müzeler vardır. Buralarda gezinerek tarih ve o zamanki halkın yaşadığı şeyler hakkında bilgi edinebilirsiniz. Kurtuluş Savaşı Müzesi, Anıtkabir’de yer alan Atatürk ve Kurtuluş Savaşı Müzesi, Devlet Mezarlığı Müzesi ve Cumhuriyet Müzesi en önemli müzelerdendir. Aynı zamanda İsmet İnönü ve Mehmet Akif Ersoy’un evleri de günümüzde insanların bilgilendirilmesi için müze olarak kullanılmaktadır.
Anadolu Medeniyetleri Müzesi ise hem Türkiye hem de Dünya için en önemli müzelerdendir. Kral Midas’ın tümlüsünün olduğu Gordion Müzesi’de Polatlı ilçesinde bulunur. Ankara müzik ve mutdak alanlarında da örnek bir şehirdir. Ankara yöresine ait olan çalgılar arasında bağlama, kaval ve davul bulunmaktadır. Halk oyunları arasında zeybekler ve Ankara’nın kendine özel oyun havaları bulunmaktadır. Yemek açısından ise üretimden dolayı hayvansal ürünler ön plandadır. 93 adet yöresel yemek ve tatlısı bulunan Ankara’da tutmaç, şırdan dolması, cızlama, topaç, zerdali borsanası, baklava, kömbe, kete gibi birçok farklı yiyecekler bulunmaktadır.
Şehrin en önemli etkinliklerinden biri ise Beypazarı Festivali’dir. Bu festivalde tarihi evler, el sanatları bulunmaktadır. Şenlik her sene Ekim ayı içerisinde yapılmaktadır. Diğer gerçekleşen festival ise Kültür ve Su Festivali’dir. Bu festival ise Ağustos’ta yapılır. Turizm açısından ise çok fazla tercih edilmemektedir. Ancak tarih turizmi için ise çok iyi bir adaydır. Anıtkabir, eski TBMM binası ve Gordion gibi alanlar tarihi sevenler tarafından çok fazla ziyaret edilir. Şenlikler ve mesleki alanlarda gerçekleşen kongreler insanların Ankara’ya gelmesinin en büyük sebeplerindendir.
Mimari
Ankara mimarisini en çok etkileyen konulardan biri Birinci Ulusal Mimarlık Akımı olmuştur. Bu akım devlet tarafından da desteklendiği için çok fazla katkısı olmuştur. Bu akım ile Cumhuriyet’in etkileri tüm Ankara’da görülmüştür. Bu akımda yapılan mimariler Cumhuriyet’in tüm kentlerinde izlerini barındırmaktadır. Ankara Cumhuriyet’in ilk zamanları başkent olduğunda sadece 20 bin insana ev olmaktaydı.1924 yılında bir yasa ile İstanbul’da yapılmakta olan belediye modeli Ankara’ya uyarlanmıştır. Bu belediye modelleri ise şehrin en büyük sorunlarından biri olan bataklıkları kurutmuştur. Bunun ardından ise yapı malzemeleri firmaları Ankara’da kurulmaya başlanmıştır. Daha sonra her yer kamulaştırıldı.
Ankara ve Çankaya arasındaki büyük bir alanın kamulaştırılması ile 400 hektarlık alana yeni mahalleler kuruldu. Bu kamulaştırma bir yandan da Ulus ve Kızılay arasındaki Atatürk Bulvarı’nı da içermektedir. 1927 yılında ise nüfus 74 bin olarak sayılmıştır. Bu durumda da çok fazla konuta ihtiyaç duyulmuştur. Böylece apartmanların yanı sıra bahçeli ev gibi tasarlanan memur evleri inşa edilmiştir. Yerleşmenin ilk zamanlardan beri dağınık yapılması şehrin planlanmasını da zor bir hale getirmekteydi. 1924 yılında yapılan Lörcher Planı ise su, kanalizasyon ve elektrik gibi alt yapı isteyen kaynakları önemli bir düzene sokmuştur. 1932’de ise Ankara İmar Planı tasarlanmış ve hızlı bir şekilde uygulanmaya başlamıştır.
1950 yıllarından sonra kentin çok fazla göç alması ile Çankaya özellikle önemli bir alan olmuştur. Milli Savunma Bakanlığı, Genelkurmay Başkanlığı binalarının yapılmasının ardından İçişleri Bakanlığı, Bayındırlık, Ekonomi ve Ticaret Bakanlıkları, Yargıtay binaları da Ankara’da inşa edilmiştir. Bu binalar 1930 yıllarının modern mimarisi baz alınarak tasarlanmıştır. Bu tasarımlar 15.000 metre karelik alan için olmuştur. Binalar betonarme karkas olarak inşa edilmiştir. Alt duvarlarda taş, üst kısımlarında ise tuğlalar kullanılmıştır. 1963 yılında ise Holzmeister Türkiye Büyük Millet Meclisi inşa etmiştir. Ardından Holzmeister Milli Eğitim Bakanlığı, Harp Okulu, Orduevi, Güven Anıtı, Çankaya Cumhurbaşkanlığı Köşkü, Vilayet Meydanı, Ulus Merkez Bankası ve Ulus Emlak Bankasını tasarlamış ve bu binalar inşa edilmiştir.
Ankara’da önemli olan mimari yapılar arasında Ankara Kalesi bulunmaktadır. Ankara kalesi Altındağ’da bulunur. Kalenin ne zaman inşa edildiği ise bilinmemektedir. Tahmini inşa tarihi ise milattan önce ikinci yüz yıl başlarıdır. Kale süreçler içerisinde Bizanslılar, Selçuklular ve Osmanlılar tarafından onarılmıştır. Kale aynı zamanda festivallere de ev sahipliği yapmıştır. Ankara Kalesi zaman içerisinde çok fazla el değiştirmiştir. 1073’te Selçukluların ele geçirdiği kale 1101 yılında Haçlılar tarafından alnımıştır. 1227’de ise Selçuklular kaleyi geri almıştır. Kale 110 metre uzunluğundadır. İç kale ve çevresinde olan dış kaleden oluşmaktadır. Dış kalede ise 20 civarında kule bulunmaktadır. Dış kale şehrin çevresinde bulunmaktadır. 43.000 metre kare ise kalenin genişliğidir. Duvarlarda her 20 metrede burçlar bulunur. Bu burçlar beşgendir ve tüm kalede 42 adet bulunmaktadır.
Kale dört kattan oluşur ve toplama taşlar ile inşa edilmiştir. İki kapıya sahip olan kalenin bir dış kapısı bir de hisar kapısı bulunur. Kapıların üzerinde İlhanlılar döneminden kalma kitabeler bulunmaktadır. Kuzey batı tarafında ise Seçuklular tarafından inşa edildiğini anlatan bir yazı bulunur. Duvarların alt kısmında mermer ve bazalt bulunur. Üst taraflarda ise bloklar aralarında tuğla bulunur. Bu da kalenin günümüze kadar güçlü kalabilmesini sağlamıştır.
Beypazarı Evleri Ankara’nın en önemli mimari yapılarındandır. Tarihi konaklar Beypazarı’nın en önemli simgelerindendir. Bu tarihi köşkler içerisinde hala insanlar hayatlarını sürdürmektedir.Osmanlı döneminde yapılan evlerin yanı sıra ilçede camii, çeşme ve hamamlar da bulunmaktadır. Mimari yapıları etkileyen en önemli konular yer yüzü şekilleri, rüzgarın geliş yönleri ve kültürel sosyal etkinlikler olmaktadır. Aileler ne kadar geniş ise evler de o kadar büyük olmaktadır. Sokaklarda evler ise birbirine çok yakındır. Bu da iç içe bir yaşam olduğunu göstermektedir.
O zamanlarda komşuluk çok büyük bir anlam ifade ettiği için ev yapımında dikkat edilen birkaç nokta bulunmaktadır. Binalar asla birbirinin ışığını kesmez. Tüm evler ışık alabilecek şekilde tasarlanarak inşa edilmiştir. Hava giriş çıkışı ve manzara da büyük bir önem taşımaktadır. Beypazarı evleri 200 yıllık bir geçmişe sahiptir. Bölgede hala 3500 civarında ev bulunur. 2000 yıllarında restorastonların yapılması ile şehrin havası korunarak kültürel miras olarak değerlendirilmiştir.
Evler iki ya da üç katlı olup, ahşaptan yapılmaktadır. Alt Duvarları taştan ve geri kalan kısımlar ise tahtadan yapılmaktadır. Dıştan sıvalanan evlerin üstleri ise kiremit çatılar ise örtülü bir durumdadır. Tavan arasında kalan bölümün çatıdan yüksek bir şekilde çıkmasına guşgona adı verilir. İşlemeden yarım bırakılmış olan kısımlara ise çantı denir. Bilinen bir Beypazarı geleneğine göre bu bölüm dünyada yapacak işlerin sürekli olduğunu hatırlatmak amacı için bu bölümü tamamlamadan bırakırdı.
Yıllar içerisinde yapılan restorasyonlarda bu kısımlar da tamamlanarak bitirilmiştir. Ahşapların en kaliteli ağaçlardan yapılması, kapı ve pencerelerin tasarımları ve tabanlarda olan kaplamalar özenle yapılmış ve evin havasını tamamlamaktadır. Beypazarı evleri için en önemli konulardan biri de kapılardır. Kapılar ailelerin kimliklerini belirlemektedir. Kapı tokmakları ise statü simgesidir. Tokmağın sesine göre gelenin cinsiyeti de belirlenmekteydi. Eğer tokmaktaki halkalar birbirine bağlı ise evde kimse yoktur. Tokmaklar üzerinde ise genel olarak nar tercih edilir. Nar bolluk ve bereketi temsil eder.
Önemli Kişiler
Ahmet Vehbi Koç (20 Temmuz 1901-25 Şubat 1996)
Koç Holding’in kurucusudur. O zamanlar ismi Çoraklık olan Keçiören’in Gazino semtindeki bağ evinde doğmuştur. Doğduğu günü hiç bilmemiş, annesi “üzüme alaca düştüğü günlerde” dediği için sonradan çocuklarıyla birlikte 20 Temmuz’u doğum günü olarak kabul etmiştir.
Ankara İdadisi’nde okumuş ve 1917 yılında babasının onun için açtığı bakkalda çalışmaya başlamıştır. Koçzade Ahmet Vehbi adlı ilk firması 1926 yılında kayda geçmiştir. 1928 yılında teyzesinin kızı Sadberk Hanım ile evlenmiş ve Ford Motor Company ve şu anda Mobil olana Standard Oil’in yerel temsilcisi
olmuştur. Ankara başkent ilan edilince ortaya çıkan yapılaşma ihtiyacını fark etmiş ve yapı
malzemeleri işine girmiştir. İstanbul ve Eskişehir’de şubeler açmış, Koç şirketlerini Koç Ticaret A.Ş. adı altında toplamıştır.
Çeşitli şirketlerle anlaşmalar ve ortaklıklar yapmış; ampul ve kablo fabrikaları kurmuştur. İlk önce Fiat lisansı altında traktör üretimine başlamış ve otomotiv sektöründe ilk girişim Koç tarafından tam
ölçekli bir sanayiye dönüşmüştür. Otosan’ın kurulması da Ford Motor Company ile yapılan bir anlaşma sonucunda ilk önce kamyon montajına başlanarak sağlanmıştır.
1963 yılında tüm Koç şirketlerini Koç Holding adı altında toplamış ve Türkiye’de ilk defa bir Holding dönemi başlatmıştır.
Sosyal faaliyetlere daha fazla zaman ayırabilmek için 1984 yılında emekli olmuş ve yerini oğlu olan Rahmi Koç’a bırakmıştır.
Emekliliğinden sonra 1987 yılında Yılın İş Adamı seçilen Ahmet Vehbi Koç, 1994 yılında ise Dünya Aile Planlama Ödülü’ne layık görülmüştür.
Yasemin Dalkılıç
2 Mayıs 1979’da Ankara’da dünyaya gelen dünya su altı dalış renkortmeni Türk milli dlagıçtır. Dalışa çok küçük yaşlarda başlayan Yasemin Dalkılıç, on yaşında lisansını alarak sporculuk hayatına adım attı. Ardından on dört yaşında iken milli paletli yüzme takımına girmiştir. Kendi yaş grubunda Türkiye’ye iki dünya ve bir Avrupa şampiyonasında temseil etmitir. Birkaç yıl boyunca kendi yaş grubunda Türkiye rekorlarını da kırmıştır. 1996 yılında ODTÜ Matematik bölümüne girdi. Ardından okulun ODTÜ SAT Serbest Dalış Grubuna üye oldu. Okulun takımı ile 1998 yılında Uluslararası Serbest Dalış Şampiyonası’nda ise Türk milli takımını temsil ederek kadınlar arasında olan en iyi dereceyi de elde etmiştir. Antrenörü olan Rudi Castaneyra ile 1999 yılında tanıştı. Yine 1999 yılında serbest dalışın en zor adımlarından olan 68 metre derine dalarak dünya rekorunun da sahibi oldu. 2000 yılında ise bu rekorlara 2 tane daha ekledi. Serbest dalışın en zorlu alanlarından olan limitli ve limitsiz değişken ağırlık kategorilerinde de 100 ve 120 metre derinliğe inmiştir. Yasemin Dalkılıç Mısır içerisinde düzenlenen yarışta Limitli değişken ağırlık kategorisinde 105, Yunanistan’da olan yarışlarda ise desteksiz sabit ağırlık kategorisinde 40 metrelik dünya rekorlarının sahibidir. Bu da onu sporunda en elit gruplara yükseltmektedir.
Yasemin Dalkılıç ilk olarak dört yaşında iken deniz ile tanışmıştır. Bunun üzerine de ailesi ona ilk maske ve paletini alarak onu yüzme konusunda cesaretlendirmiştir. Beş yaşında çok fazla hastalandığı için yüzme kurslarına da gitmiştir. Spor alanında almış olduğu eğitim ona yüzmenin yanı sıra kararlı olmayı, adanmışlığı ve odaklanmayı da öğretti. Sporcu kimliği daha bu yaşlarda iken oluştu. 14 yaşında milli monopalet takımının en genç üyesi de olmuştur. Rudi Castaneyra ile tanışmasıda antrenörün onu 1998 yılında katıldığı İtalya Dünya Birinci Serbest Dalış Şampiyonası’dır. Başta Yasemin Daalkılıç’a zorlu antrenmanlar veren antrenörü, dünya rekoru kırmasında çok büyük bir etki sahibidir. Milli sporcuyu sürekli zorlayan antrenör ile milli sporcumuz 2003 yılında dünya evine girmiştir. Pankreas tümörü çıkan sporcu bu nedenle dalıştan uzak kalsa da birçok alanda kendini geliştirmeye devam etmektedir.
Adalet Ağaoğlu
23 Ekim 1929 yılında Ankara’da dünyaya gelmiş Türkiye’nin en iyi romancılarından biridir. Ağaoğlu eserlerinde daha çok Türkiye’nin geçirdiği farklı dönemleri ve bu dönemlerin insanlar üzerinde nasıl etkiler bıraktığını incelemiştir. İlk romanı Ölmeye Yatmak’tır. Yazdığı tüm romanlar Türkiye’de edebiyat ve edebiyat dışı tartışmalara yol açsa da birçok destekçisi de bulunmaktadır. Roman dışında hikaye, oyun, anı ve deneme türlerinde eserlere de sahiptir. Babası kumaş tüccarlığı yapan Hafız Mustafa Sümer’dir. 4 çocuklu bir ailenin kızı olan Adalet Ağaoğlu’nun kardeşleri Dr. Cazir Sümer, oyun yazarı ve sunucu olan Güner Sümer ve iş adamı olan Ayhan Sümer’dir. Lise hayatını Ankara Kız Lisesi’nde geçiren yazar 1950 yılında da Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi, Franszı Dili ve Edebiyatı bölümünden de mezun olmuştur. Edebiyat ile ilişkisi lise hayatına şiirler yazmak olan Adalet Ağaoğlu, kısa bir süre sonra oyun yazmaya da başlamıştır. İlk yazarlığını ise 1946 yılında Ulus Gazetelerinde tiyatro eleştirileri ile gerçekleştirmiştir. 1951 – 1970 yılları arasında TRT’de çalışmıştır. Radyoda çalışırken tiyatro oyuncusu ve yönetmen olan Kartal Tibet, Üner İlsever, Çetin Köroğlu ve Nur Sabuncu ile Ankara’nın ilk özel tüyatorsu Meydan Sahnesi’ni kurmuşlardır. 1953’te tiyator konusunda bilgi sahibi olmak amacı ile Paris’ gitmiştir. Sevim Uzungören ile yazmış olduğu Bir Piyes Yazalım ise aynı senede Ankara’da sahneye çıkarak seyirci ile buluşmuştur. 1965 yılında Çatıdaki Çatlak oyununun yasaklanması ise onu roman yazmaya yöneltmiştir. İlk romanı 1973 yılında yayımlanan Ölmeye Yatmak’tır. Bu roman Türk toplumunun tarih alanında yaşadıkları karışıklıkları ve değişimlerinin üzerine yazılmıştır. Bu kitabın ardından çıkarmış olduğu Bir Düğün Gecesi ve Hayır adlı romanlar ile üçleme oluşturmuştur. Bir diğer kitabı olan Fikrimin İnce Gülü ise dördüncü basımının yapılmasının ardından devlet tarafından toplatılmıştır. Küçük düşürme suçu ile yazara 1981 yılında dava açılmıştır. Davanın Ağaoğlu lehine sonuçlanması ile ismi de temize çıkmıştır. 2018’de eşini kaybetmesi üzerine yazmayı bırakmıştır. 2018’de Türk edebiyatına katkılarından dolayı fahri doktora verilmiştir. Adalet Ağaoplu 14 Temmuz 2020’de organ yetmezliği nedeni ile hayata veda etmiştir.
Oktay Sinanoğlu
25 Şubat 1935 yılında İtalya’nın Bari şehrinde dünyaya gelen Oktay Sinanoğlu Türk kimya mühendisi ve akademisyendir. Aslen Ankaralı olmasa da Ankara ile özdeşleşmiş Ankaralı olarak bilinen ünlü Türk bilim adamıdır. Matematik, biyokimya, moleküler biyofizik ve temel alanı kimya konusunda dersler de vermiştir. akademik çalışmalarının yanı sıra politika ile ilgili görüşleri ile de birçok insan tarafından tanınmaktadır. Baba’sının İtalya Başkonsolosu olması nedeni ile İtalya’da hayatını sürdüren Oktay Sinanoğlu, II. Dünya Savaşı’nın başlaması ile ülkeye dönüş yapmıştır. 1953 yılında TED Ankara Yenişehir Lisesi’ni birincilik ile bitiren Sinanoğlu, okul bursu ile Amerika’ya gitmiştir. 1956 yılında Amerika Birleşik Devletleri’nde Kaliforniya Üniversitesi’n dekimya mühendisliği bölümünden mezun olmuştur. 1957 yılında ise Massachusetts Teknoloji Enstitüsü’nde yüksek lisans yapmış ve aynı sene içerisinde Sloan Ödülü’nü kazanmıştır. Doçentliğini tamamladıktan sonra ise Berkeley’de teorik kimya alanında doktora yapmıştır. Doktora danışmanı ise ünlü kimyacılardan Kenneth Ptizer’di. 1963 yılında Yale Üniversitesi öğrencisi olan Paula Armbuster ise evlenmiştir. Bu evliliği uzun sürmeyen Oktay Sinanoğlu ardından Dilek Sinanoğlu ile evlenmiştir. Bu evlilikten ise ikiz çocukları bulunmaktadır. 19 Nisan 2015’te ise Florida’da hayata veda etmiştir.
1960 yılında Yale Üniversitesi’nde öğretim üyesi olan Sinanoğlu 1 Temmuz 1963’te tam profesörlük unvanını da elde etmiştir. Bu da onu Yale tarihinde en genç yaşta öğretim üyesi olan isim yapmıştır. 1964 yılında Yale Üniversitesi’nde teorik kimya bölümünü de kendisi kurmuştur. Burada çalıştığı süre içerisinde atom ve moleküllerin çok elektron teorisi, çöz geniter teorsi ve kimyasal tepkime mekanizmaları teorilerini geliştirdi. Bunun yanı sıra mikrotermodinamik, değerlik kabuğu etkileşim teorisi gibi çalışmaları da bulunmaktadır. 1988 yılında Sinanoğlu indirgemesi olarak adlandırılmış olan kendi yöntemini yayınlamıştır. 37 yıllık bir Yale kariyerinin ardından ise emekli olmuştur. Yale’den ayrılmasından sonra Yıldız Teknik Üniversitesi’nde profesörlük yapmaya başlamıştır. 2002 yılına kadar da kimya bölümünde çalışmaya devam etmiştir. Çok fazla kitap ve makalesi bulunan Oktay Sinanoğlu yaşamı boyunca kuantum mekaniğine katkılarda bulunmuştur. Uzayın topolojisi ve yüksek simetri problemlerine de çözümler üretmiştir. Oktay Sinanoğlu ölümünden önce yeterli beslenemediği için doktorları tarafından kendisine beslenme tüpü takılmıştır. Beslenme tüpünde tıkanma meydana gelmesi sonucunda ise tüm besinler ciğerlerine dolmuştur. Bunun ardından komaya giren Oktay Sinanoğlu 19 Nisan 2015 yılında 80 yaşında hayatını kaybetmiştir. Cenazesi ise Türkiye’de defnedilmiştir.
Özdemir Asaf
Cumhuriyet Dönemi’nin en önemli Türk şairlerindendir. 11 Haziran 1923’te Ankara’da dünyaya gelmiştir. Babası olan Halit Özdemi Arun ise Mehmet Asaf Şura Devlet kurucularından biri olmaktadır. Babasının ölümü ile Özdemir Asaf 1930’da Galatasaray Lisesi’ne girmiştir. 1941 yılında iken ise Kabataş Erkek Lisesi’ne geçerek 1942’de liseden mezun olmuştur. Üniversitede ise bir süre hukuk fakültesi, ihtisat fakültesi ve gazeticilik fakültelerine kısa süreler katılmıştır. Bu sıra içerisinde de gazetelerde çalışarak çeviriler yapmıştır. İlk yazısı Servet – i Fünun yani Uyanış dergisinde basılmıştır. 1951 yılında Sanat Basımevi’ni kurarak kitaplarını da Yuvarlak Masa Yayınları altında yayımlamıştır. 1962’de Mehmet Ali Aybar ile kurulmuş olan Temel Hakları Yaşatma Derneği’ni kurmuştur. 28 Ocak 1981’de hayat gözlerini yuman Özdemir Asaf’ın ilk eşi Sebahat Tezakın’dan Seda, ikinci eşi Yıldız Moran’danise Gün, Olgun ve Etkin adında çocukları bulunmaktadır.
İlk çıkarmış olduğu şiirlerden yoğun bir söyleyiş tarzı hakimdir ve bu şiirler daha çok ikilikler ve dörtlüklerden oluşmuştur. Temaları ise insan ve toplumun ilişkileridir. Bu da düşündürücü ve bilgilendirici şiirleri olduğu anlamına gelmiştir. Şiirlerde duygu ve düşünce yoğunluklarının yanı sıra alay ve taşlamalar da çok fazla bulunmaktadır. Toplum ve bireyi sen ben şeklinde sunan şair bir ikilem yaratmıştır. Şiir yazımlarının başlarında kullanmış olduğu sevgi, ölüm ve ayrılık temaları şairliğinin son dönemlerinde yerini kaçış ve umutsuzluk gibi temalara bırakmıştır. Şiirin bir görüş yanıtması ve bir anlamı olması gerektiğine inanmaktadır. Yuvarlağın Köşeleri adlı kitabında şiir ve yazarın işleri hakkında düşüncelerini de paylaşmaktadır. Batı şiiri ve Türk şiiri ile sanatını zenginleştirmiş ve kendini de edebiyat dünyasında oldukça ünlü ve değerli bir isim halinde getirmiştir. Eserleri arasında Dünya Kaçtı Gözüme, Sen sen sen, Bir Kapı Önünde, Yumuşaklıklar Değil, Nasılsın, Çiçekleri Yemeyin, Ben Değildim, Bugün ve Bugün, Benden Sınra Mutluluk, Çiçek Senfonisi, Sen Bana Bakma, Yalnızlığa Övgü şiirleridir. Etika olarak Yuvarlağın Köşeleri’ni çıkarmıştır. Diğer Yuvarlağın Köşeleri kitabı ise ölümünden sonra çıkarılmıştır. Dün Yağmur Yağacak adlı öyküsü ve Özdemir Asaf’ça adlı otobiyografi denemesi bulunmaktadır.
Barbaros Şansal
Barbaros Şansal 10 Temmuz 1957 yılında Ankara’da dünyaya gelmiş Türk moda tasarımcısıdır. 1957’de Sungur Tekin Şansal ve Güner Eczacıbaşı’nın oğlu olarak dünyaya gelmiştir. Marmara Üniversitesi İktisadi Ticari İlimler Akademisi İşletme Fakültesi’nde eğitim görmüştür kalan kısmını ise Londra’da tamamlamıştır. Modacılığının yanı sıra LGBT haklarını savunması ve savaş karşıtı bir duruş sergilemesi ile bilinmektedir. HaberTürk kanalında Toplu İğne ve Sky Türk kanalında Çengel İğne programlarını yapmıştır. 3. Sınıf Hamur Kağıda Matbaa Mürekkebi Hayatlar adlı bir kitap yazdığı da bilinmektedir. Marmara Üniversitesi ve Ankara Başkent Üniversitesi’nde birçok insana da moda tarihi dersleri vermiştir. Matthew Frederick ve Alfredo Cabrera’nın kitapları Moda Okulunda Öğrendiğim 101 şey adlı kitabı da Türkçe’ye çevirmiştir. 2014 Kasımda Barbaros Şansal’ın Ateizm Derneği’ne üye olduğu bilinmektedir. 2015 Eylül’de ise Ateizm Derneği’nin yönetim kuruluna seçilmiştir. 2020 Eylül’de Barbaros Şansak ve Yıldırım Mayruk İstanbul’da meslek hayatlarına veda etmiştir. Şu an ise Kıbrıs’ta yaşamaktadır.
2012 yılında Bülent Ersoy için söyledikleri ile büyük tepki toplamıştır. Şansal Bülent Ersoy’a “ Bizim kıyafetlerimizin ona uymamasının sebebi kadın terzisi olmamızdır.” Demiştir. Bu da özellikle LGBT hakları savunucusu olduğu için Türkiye’de büyük bir yankı uyandırmıştır. 2015 Mayıs’ta üzerinde uyuşturucu madde bulundurması nedeni ile göz altına alınmıştır. Bundan dolayı da Lefkoşa Kaza Mahkemesi’ne çıkarılmıştır. Pişman olduğunu söylemesinin ardından ise mahkeme 40 bin TL kefalet parası ile kendisini serbest bırakmıştır. 2015 Kasım’da ise bir ay hapis cezası almıştır. 2016 yılının Ağustos ayında sosyal medyada şehit olan Türk Silahlı Kuvvetleri askerleri hakkında yazmış olduğu yazı ile ilgili olarak hakkında suç duyurusunda bulunulmuştur. Yargılanarak tutuklu olması da talep edilmiştir. Zaman içerisindeki iddialı sözleri ise birçok kez de halkın tepkisine maruz kalmıştır. Bu sözlerin ardından KKTC İçişleri Başkanlığı Şansal’ı göz altına aldı ve sınır dışı ederek Türkiye’ye geri gönderdi. Havalimanında saldırıya uğrayan Şansal, Türkiye Anayasası’na göre halkı kin ve düşmanlığa tahrik etme suçundan tutuklanmıştır. Barbaros Şansal ise bu suçları kabul etmediğini söylemiştir. Kendisi hala Türkiye’de çok fazla haz edilmeyen insanlar arasında yer almaktadır.
Yöresel Yemekler
Bazlama Kebabı
Bazlama ekmek olarak çok uzun sürelerden beri Türkiye’de tüketilmektedir. Kıymalı ve peynirli olanları da isteğe bağlı olarak tüketilebilmektedir. Bazlama yapmak için ilk olarak hamurunu hazırlamanız gerekmektedir. Mayalanmış hamurun bir gün öncesinden yapılığ bekletilmesi gerekmektedir. Mayalanmış olan hamur ertessi gün erkenden yoğurulmalıdır. Ardından ise dinlenmeye bırakılır. Hamurun kabarmasından sonra ise oklava ile hamur açılmaya başlanır. Kalın olarak açılıp pişirilen türü ise bazlama olmaktadır. Geleneksel yöntemlerden odun ateşi üzerinde toprak sac ile pişirilmektedir. Elektrikli sac ya da ocakla da yapılabilmektedir. En önemli bazlama çeşidi ise Ankara Kızılcahamam bazlamasıdır. Özelliği ise esnek ve yumuşak olmasıdır. bu özelliklerini uzun süre kaybetmez. Yapıldığından sonra ise bir hafta içerisinde tüketilmesi gerekmektedir. Bazlama 28 genişliğinde ve yaklaşık 5 santimetre kalınlığında olmaktadır. Ağırlığı ise 380 – 430 gram olabilmektedir. Kızılcahamam bazlaması Türk Patent ve Marka kurumu tarafından tescillenmiştir ve dünyaca ünlüdür.
Bazlama kebabının yapımında 500 gram terbiye edilmiş dana eti, domates ile sivri biber, 2 tatlı kaşığı kadar kekik, 1 çay kaşığı karabiber, 1 yemek kaşığı tereyağı ve buna ekstra olarak da soğan bulunmaktadır. Bazlama hamuru için ise 5 su bardağı un, 1 paket kuru maya ve 1.5 tatlı kaşığı tuz gerekir. İsterseniz bazlamaları dışarıdan da temin edebilirsiniz. Bazlama kebabının üst sosu için ise 1 yemek kaşığı salça, 1 yemek kaşığı tereyağı, 1 çay bardağı su gerekir. Etin terbiyesi için ise 1 çay bardağı sıvı yağ, 1 tatlı kaşığı kekik ve 1 tatlı kaşığı karabiber kullanılmaktadır. ilk olarak un, sıcak su içerisinde eritilen kuru maya karıştırılmaktadır. Ardından ise tuz eklenir ve hamur yoğrulduktan sonra uzun bir süre dinlenmeye bırakılır. Etin terbiyesi yapılır ve et de birazcık dinlenmesi için kenarda bekletilir. Domates ve sivri biberler közlenir, soğanlar ise ufakça doğranır. Etler ise ince dilimler halinde doğranmalıdır. Hamurdan bezeler oluşturulur ve bunlar bazlama boyutuna gelen kadar açılır. Etler ardından soğanlar ile birlikte kavrulur ve pişirlir. Közlenmiş olan biber ve domatesler de etin için konar. Son olarak ise yemeğin sosu yapılmaktadır.
Uruş Kapama
Uruş kebabının bir diğer adı da Beypazarı Testi Kebabı’dır. Bu testiler diğer kebaplar gibi kırılmadığı için birçok kez daha kullanılabilmektedir. Su testisi içinde yapılan kebap eşsiz tadı ile tüm Ankara’ya gelenlerin denemesi gereken bir lezzettir. Testileri ilk satın alıdığınızda içinize fazlaca tereyeağı sürerek 3 saat boyunca 100 derecede pişirmeniz gerekmektedir. Bu testinin tadının da yemeklere geçmesi için yapılan bir işlemdir. Böylece yemekleriniz çok daha güzel bir tada sahip olacaktır. Uruş kebabının adı Ankara’da bulunan Uruş beldesinden gelmektedir. Uruş Beldesi Ankara’ya 125 kilometre uzaklıktadır. Osmanlıda Uluç Bey adlı birinden adını aldığı iddia edilmektedir. Uluç beyin buraya yerleşmesi ile burası bir yaşam alanı haline gelmiştir. Yemeğin çıkış alanı da bu gelişme olmaktadır. Testileri doldurarak pişirirler ve bu da o bölgenin yöresel yemeği haline gelir.
Yemekte 1 kuzu kol, 8 – 10 adet küçük soğan, 10 – 15 diş sarımsak ve alüminyum folyo gerekir. Bunlara ek olarak yarım çay bardağı zeytin yağı, tuz ve karabiber de kullanılmaktadır. lk olark kuzu kolu yağlamanız gerekmektedir. Sonra üzerinde tuz ve karabiber ekleyerek buzdolabında yaklaşık 1 gece bekletilmesi gerekmektedir. Ertesi gün ilk iş sarımsak ve soğanları hazırlamak olacaktır. Marine edilmiş olan eti dolaptan çıkardıktan sonra ise marine etmek için kullandığımız yapada onları ıslatıyoruz. Yaplanmış olan sarımsak ve soğanı ise testinin dibine yerleştirmelisiniz. Kuzu kol ise bunların üstüne konmaktadır. İyice sıkıştırarak kolu yerleştirmeniz gerekmektedir. Testiyi doldurduktan sonra tencere içine yerleştiriyoruz ve testinin ağzını geçecek kadar su eklemeniz gerekmektedir. Çok uzun süre pişen bir yemek olduğu için bu su gerekmektedir. Testiyi ve tencereyi alüminyum folyo ile kaplayarak testinin deliğinin bulunduğu yerden de folyonun delinmesi gerekir. Bu delikten yemeğin içindeki hava çıkar. Buda testinin patlamasını ya da kırılmasını engellemektedir. İlk olarak 10 dakika harlı ocakta pişmesi gerekir. Daha sonra altını kısarak 3 buçuk saat kadar pişmeye bırakıyoruz. Pişmesinden sonra ise folyoyu çıkarmalısınız. Testiyi kaldırdıığınızda ise etlet tencereye düşecektir.
Aspava
Ankara yemekleri denildiğinde insanların aklına ilk olarak aspava gelmektedir. Aslında aspava bir dönerci ismidir. Bunlar birbirine bağlı olan yerler değildir. Farklı restoranlardan oluşmaktadır. Aspavanın bir açılımı da bulunmaktadır. Bu da Allah Sağlık para afiyet versin amindir. Doyurucu ve lezzetli olması ile Ankara’nın en ünlü olan yemeklerinden biridir. Bu aspava satan yerler genel olarak 24 saat boyunca açıktır. Büyük bir çoğunluğu ise sabah 8 gece 4 arası açıktır. Zamanla aspava farklı illere de dağılmıştır. Ancak temeli ise Ankaradır. Aspavanın temel maddesi döner olsa da içerisinde sadece döner yoktur. Kebap ve lahmacun gibi olan çeşitleri de bulunmaktadır. Özellikle öğrencilerin çok olduğu Ankara’da aspava en çok tüketilen yiyecekler arasında bulunmaktadır. Diğer dönerlerden farklı olarak Aspava’da yeşillik gibi ürünler bulunmamaktadır. İçlerinde soğan, sos ve kaşar olmaktadır. Sevmediğinizi ise çıkarma imkanınız da bulunmaktadır. Yanında ise cacık, patates tava ve salata ile birlikte gelmektedir. ikramlar aspavada oldukça bol olmaktadır. Yemeğin ardından ise size çay ve irmik helvası da getirilmektedir. En ünlü aspava mekanlarından birisi ise Özçelik Aspava’dır. Tüm Ankaralıların uğrak noktası olmaktadır.
Türk halkı boğazına düşkün olduğu için içerisinde et bulunan her şeyi sevmektedir. Bu nedenle de aspavaların önünde saat kaç olursa olsun bir yoğunluk olmaktadır. Bundan dolayı da şehirde çok fazla sayıda aspava mekanı bulunur. Aspava en çok Behzat Ç. Dizisi ile gündeme gelmiştir. Aspava mekanlarında ünlüler ile de karşılaşmanız mümkündür. Ankara’nın imzası olan bu lezzeti tatmak için birçok insan buraya gelmektedir. tüm şehirlerin kendine özgü tatları vardır. Ankara ise bu konuda adeta bir hazine gibi değerlidir. Bu nedenle şehir dışından birçok insan Ankara’ya sadece bu lezzeti deneyimlemek için gelmektedir. Bu şehirde neden bu kadar çok şube olduğunu açıklamaktadır. İnsanlar her zaman misafirlerine bol bol ikramlar yapar ve hizmet eder. Esnaflar hiçbir şeyden kaçınmaz ve her şeyden bol bol koymaktadır. Bu da lezzetin bir kanıtıdır. Aspava tüm Türkiye’de ünlü olan ve Ankara’yı ünlü etmiş bir yiyecek olmaktadır.
Gezilecek Yerler
Anıtkabir
Anadolu Medeniyetler Müzesi
Ankara Kalesi
Altındağ ilçesinde bulunmaktadır. Tam olarak inşa edildiği tarih ise bilinmemektedir. Kale Roma, Selçuklu ve Bizans dönemlerinde birçok kez onarılmış ve sağlam şekilde günümüze kadar korunmuştur. Dışardan görünen halinde çok daha büyük olan kale her yıl festivallere de ev olmaktadır. Kale millattan önce ikinci yüzyıl başlarında Romalılartın Galatya’yı işgal etmesinde sonra kent büyümeye devam etmiştir. Bu nedenle de artık kale sınırları küçük gelmeye başlamıştır. Caracalla Roma İmparatoru milattan önce 217 yılında kalenin surlarını onarmıştır. Perslere yenilen imparatorluk nedeni ile kalenin duvarları hasar görmüştür. 7. Yüz yılda ise kale Romalılar tarafından tekrar onarılmaya başlanmıştır. II. Justinianos milattan sonra 668’de dış kaleyi de inşa ettirmiştir. İmparatır III. Leon döneminde ise kalenin iç surları da yükseltilmiştir. 1073 yılında ise kale Selçuklulara ait olmuştur. Son olarak ise kale Osmanlı döneminde 1832 yılında Kavalalı İbrahim Paşa tarafından onarılmıştır. Böylece kalenin dış duvarları da genişletilmiştir.
Kale 110 metre yüksekliğinde olmaktadır. Tepede bulunan iç kale ve çevresinde de dış kale olmak üzere iki parçası bulunmaktadır. Dış kale üzerinde ise 20 civarında kule bulunur. Kalenin dışı Ankara’yı çevirmektedir. İç kaleler ise oldukça büyük bir alanı kaplamaktadır. 16 metre olan duvarlarda 5 köeşli olacak şekilde 42 adet kule bulunmaktadır. Dış surlar 350 metre kuzey güneye, 180 metre ise doğu batıya uzanmaktadır. Kuzey yamaçta farklı teknik kullanılmıştır. Koruma işlemlerinde ise en önemli kısım burçlar olmaktadır. Kalenin 2 tane büyük kapısı bulunmaktadır. İlhanlılara ait olan bir kitabe vardır. Ankara’ya gelenlerin mutlaka bu kaleyi ziyaret etmesi gerekmektedir. Tarih açısından büyük öenmi olan kale birçok devlete de ev olmuştur. Eski insanların hayatlarını nasıl yaşadıklarını görmek ve bunu bizzat yerinde hissetmek oldukça değerli bir deneyimdir. Her zaman tarih konusunda büyük bir hazineye sahip olan Ankara tarhi turizmi açısından en değerli illerden olmaktadır. Bu da en çok tercih edilmesinin sebeplerinden biridir. Her insan Ankara’nın Türkiye için önemini bilmektedir. Bu nedenle mutlaka hayatınızda bir kere Ankara’yı ziyaret etmeniz gerekmektedir.
Augustus Tapınağı
Ankara’nın Altındağ ilçesinde bulunmaktadır. Hacı Bayram Camii ile yan yana olan bir tapınaktır ve milattan önce 25 – 20 aralarında yapılmıştır. Tapınak ilk yapıldığı zamanlarda Frig tanrıları Kibele ve Men’e adanmaktadır. İddialara göre tapınak kutsal bir alan üzerine inşa edilmiştir. Galat hükümdarı Amintas’ın oğlu olan Pilamenes bu tapınağı Roma İmparatoru Augustus için bir bağlılık göstergesi olarak inşa ettirmiştir. 21. Yüz yıla kadar birçok toprak olayına ve tahribata uğrayan tapınak duvarları büyük ölçüde yıkılmıştır. Bu nedenle içerisinde bulunan yazıtlarda da büyük zararlar bulunmaktadır. 2002 – 2004 yılları arasında Dünya Anıtlar fonu, tapınağın onarılmasını talep etmiştir. Bunun üzerine ise Robert Wilson’un bağışları ile Türkiye Cumhuriyeti Kültür ve Turizm Bakanlığı ve Orta Doğu Teknik Üniversitesi ortak bir çalışma ile hasar tespiti yapmıştır. 2008 yılında ise özel bir ekip kurularak Ankara Büyükşehir Belediyesi yönetiminde imar planı oluşturulmuştur.
Yapılan incelemelerde tapınağın seyyahlar tarafından sıkça kullanıldığı anlaşılmıştır. Buradan yola çıakrak ise etrafında sütunlar olan dikdörtgen bir yapı olduğu anlaşılmıştır. Sütunlara paralel olarak uzun duvarlar için 15, kısa duvarlar için ise 6’lı gruplar halinde sütunlar olduğu bilinmektedir. Binanın ön kapısında 4 ve arka cephesinde de 2 sütun bulunmaktadır. Günümüzde ise sadece iki yan duvar ve kenarlarında işleme bulunan kapı sağlam olarak bulunmaktadır. Kanuni Sultan Süleyman zamanunda Roma İmparatoru temsilen gelen Ogier Ghiselin de Busbecq buraya gelen ilk yabancı seyyah olmuştur. Şehir ile ilgili düşüncelerini kayıt etmiş ve yazıtları da kopyalamıştır. Augustus’un vasiyetini keşfeden kişi de o olmuştur. Tarihte önemli yeri olan bu tapınak hala turistler tarafından ziyaret edilmektedir. Bu nedenle de onarım ve bakım çalışmaları düzenli olarak yapılmaktadır. Her zaman bu tarz miraslara önem gösteren Ankara Belediyesi güncel olarak da araştırma ve çalışmalarına devam etmektedir. tarihi eserler ve tapınaklar tüm milletler için bir hazine olmaktadır. Bu nedenle de tarih açısından çok büyük değerler içerir. Augustus tapınağı da bunlar arasında en değerlilerindendir. Türkiye derin bir tarih hazinesi ile kendini öne çıkarmakta ve zenginliğini göstermektedir.
Roma Hamamı ve Tiyatrosu
Ankara Roma Hamamı, Alltındağ ilçesinde bulunmaktadır. 3. Yüz yılda Septimus Severus’un oğlu Roma İmparatoru Caracalla tarafından yaptırılmıştır. Hamam sağlık tanrısı Asklepios adına inşa ettirilmiştir. Parasal kaynaklar ise kentin en zengin isimlerinden biri olan Tiberius lulius tarafından sağlanmıştır. Roma Hamamı aslında bir höyük üzerine inşa edilmiştir. Höyükte Roma çağı ve Frig devrine ait kalıntılar bulunmuştur. Altta kalan kalıntılar çok sağlam bir şekilde muhafaza edildiği için yapının planı da çok rahat bir şekilde göz önüne çıkmaktadır. Daha çok İmparatorluğa göre bu hamam dizayn edilmiş ve inşa edilmiştir. Hamam taş ve tuğlalar ile inşa edilmiştir. Hamam içerisinde palaestra adı verilen beden eğitimi ve güreş yağılan yere giriş de bulunmaktadır. Sağ tarafında ise dört köşeli ve yuvarlak şekillere sahip birçok sütun bulunmaktadır. Spora alanlarının arka tarafında ise soğukluk kısmı vardır. Sol tarafında ise kenarlarda oturma yerleri olan yüzme havuzları ve soyunma yerleri bulunur. İkinci sırada ılıklık kısmında da tuğla sütunlar bulunur. Yıkanma odaları da bu sütunlar üzerinde yer almaktaydı. Ilıklık ve sıcaklık kısmının daha geniş olmasının sebebi ise Ankara’nın kış aylarında çok soğuk olmasıdır. taşlar ile sıcak havanın dolaşabilmesi ve etrafı da ısıtması sağlanmıştır. Yer altında bulunan ısıtma tesisatları ile de odalar ısınmaktaydı. 7. Yüz yılda yangında tahrip olan hamamda sikkeler bulunmuştur. Bu da 500 seneye yakın kullanıldığını ve zaman içerisinde birçok kez tamir edildiğini anlatmaktadır.
2009 yılında yapılan kazı çalışmalarında tarihi nesneler bulunmuştur. Bunlar arasında en önemlisi ise Antik Mısır’a ait olan bir muska olmaktadır. Muska fayanstan yapılmıştır ve II. Ramses’in doğum adı bulunur. Arka tarafında ise kullandığı tahtın adı mencuttur. Eser üzerinde ayrıca deve kuşu tüyü ve güneş motifleri de bulunmaktadır. Diğer bulunan eser ise Attis Heykelciği olmaktadır. Heykel 12 santimetre boyundadır ve bronzdan yapılmıştır. Son bulunan eser ise çarmıha gerilen İsa heykelidir. Bu da en önemli olan buluntulardan biri olarak öne çıkmaktadır. 11 santimetre yükseliğindedir. Büyük bir tarihi hazine hamamda bulunmaktadır.
Gordion
Frigya’nın başkenti olan Gordion Ankara’ya 94 kilometre uzaklıkta bulunmaktadır. Bulunduğu yer yassı hüyük olarak adlandırılmaktadır. Anadolu’nun ana yollarının ortasında olması ile oldukça önemli bir konuma sahiptir. Çevresinde olan su bolluğu ve tarım hayvancılık imkanları ile bu bölge Frig halkına yaşanabilir olmakadır. Doğal ortamın bu kadar elverişli olması burayı değerli bir arazi ahline getirmiştir. Arkeolojik bulgularda Firglerin Gordion’a milattan önce 12. Yüz yıl sonlarında geldiği anlaşılmıştır. Burada evler köy evleri gibi dağılım göstermiştir. Hayata dair eşyalar da kazılarda bulunmuştur. Milattan önce 9. Yüz yılda ise büyük bir düzenleme yapılarak şehrin yerleşim alanları daha büyük yapılar içermeye başlamıştır. Kale halini almıştır. Bu değişim de Frig devlet yapısının oluşturulması ile ilişkilendirilebilirmektedir. Dokuzuncu yüzyıl sonlarında ise Frig kalesi yerleşim planını sağlamlaştırmıştır. Güney doğu yönünde kalan ana kale kapısının iç kısmında üstü açık olan büyük bir avlu bulunur. Bu avlu çevresinde de dizilmiş olan dikdörtgen binalar ve saray alanları bulunmaktadır. Kalede milattan önce sekiz yüzlü yıllarda çok büyük bir yangın çıkmıştır. Teras üzerilerinde tahıl işlenir ve dokumacılık yapılr. Saraylarda tabanlar çakıl taşı ile mozaik şeklinde yapılırdı. Antik çağ döneminin en eski örneği olan bu döşemeler ilk kez Frigler tarafından kullanılmıştır.
Yeni kale Gordion’a 300 yıldan fazla hizmet etmiştir. Bu zaman aralığında Frigya’yı etkileyen çok fazla olay olmuştur. Kimmerler Anadolu’ya gelmiş ve Frigya’da yedinci yüz yılda bu saldırılardan etkilenmiştir. Lidyalılar yine aynı zamanda Kimmerleri bastırmış ve egemenlik sınırlarını genişletmiştir. Kalenin içerisinde Lidya seramikleri de bulunmuştur. Bu seramikler bir askeri gazino bulunduğunu anlatmaktadır. Persler muhtemelen bu askeri gazinoyu yıkmıştır. Gordion çevresinde 85 adet tümülüs vardır. Bunlarda önemli insanların mezarları bulunmaktadır. Bu mezar tipi ilk defa Frigler tarafından yapılmıştır. Bu tümülüslerde genel olarak yangından önce yaşayan insanlar bulunmaktadır. Mezarlarda mobilyalar, kovalar ve tunötan yapılmış objeler de bulunmaktadır. Kapıların üzerlerinde ise Frigce yazılar bulunmaktadır. Mezarlardan birinin ise Gordios’a ait olduğu düşünülmektedir. Ankara’ya gittiğinizde mutlaka Gordion’u ziyaret etmeniz gerekmektedir.
Etnografya Müzesi
Ankara Etnografa Müzesi, Altındağ’da bulunmaktadır. Kurtuluş Savaşı’nda Cuma namazlarının eskiden kılındığı yer olan Namazgah Tepesi olan yerde kurulmuştur. İlk başlarda bu müze arkeoloji müzesi olsa da bir süre sonra Resim Heykel Müzesi olmasına karar verilmiştir. Açılışından sonra ise Etnografya müzesi olmuştur. Müze binası Cumhuriyet döneminde en önemli mimarlardan olan Arif Hikmet Koyunoğu tarafından yapılmıştır. Müteahhidi ise Nafiz Bey. Bina dikdörtgen şeklindedir. Tek kubbeli bir binadır. Yapıdaki taş duvarları ise küfeki taşından yapılmıştır. Alınlık kısmı mermerden yapılmıştır ve üstlerinde de oymalar bulunmaktadır. Binada 28 merdiven vardır ve bunlar ile giriş yapılabilmektedir. Kapıdan kubbet altı holü ve iç avluya erişim sağlanmaktadır. Orta kısımda ise mermerden havuz bulunmaktadır. Çatısı ise açıktır. Müze Atatürk’e geçici kabir olarak kullanıldığı zamanlarda iç avlunun üstü kapatılmıştır. İç avlu çevresinde simetrik olak yapılan farklı boyutlarda salonlar bulunmaktadır.
Müzenin ön kısmında at üzerinde olan bronzdan yapılmış ola Atatürk Heykeli bulunmaktadır. Bu heykel 1927 yılında İtalya heykeltıraş Pietro Canonica’ya Türkiye Cumhuriyeti Milli Eğitim Bakanlığı tarafından yaptılırmış ve müzenin ön kısmına yerleştirilmiştir. Müze içerisinde Selçuklu devrinden günümüze kadar gelen eserler yer almaktadır. Farklı yerlerden Anadolu’ya ait olan giysiler, süs eşyaları, ayakkabılar, çoraplar, oyalar, peşkirler, bohçalar, gelin kıyafetleri, damat takımları da burada sergilenmektedir. Halı dokuma merkezlerinden getirilmiş ve Türk dokumacılığının en büyük örneklerini sergileyen Gördes, Bergama, Kula, Kırşehir gibi illere ait halı ve kilim koleksiyonları bulunmaktadır. Ayrıca müzede Memlük dönemine ait kazanlar, siniler, kahve tepsileri ve madeni eserler de bulunmaktadır. Osmanlı zamanında kullanılmış olan savaş eşyaları, yaylar, tabancalar, oklar, kılıçlar, tüfekler ve mermiler bulunmaktadır. Ayrıca müzede atla kumaş üzerine işlenmiş olan Sultan II. Mahmud’un tuğrasını taşıyan bir Osmanlı Devleti arması da bulunmaktadır. Çiniler ve porselenler de müzede ziyaretçilerini beklemektedir. Müzede Anadolu’ya ait olan bilgiler ve sanat tarihi alanlarını anlatan bir kütüphane de bulunur. Anadolu tarihine meraklı iseniz mutlaka Ankara Etnografya Müzesi’ni ziyaret etmeniz gerekmektedir. Çok iyi eserlere ve bilgilere buradan ulaşabilir ve tarihini yerinde inceleyebilirsiniz.
Kurtuluş Savaşı Müzesi
Kurtuluş Savaşı Müzesi eski I. TBMM Binası’dır. 1920 – 1924 yılları arasında TBMM buradan ülkenin yönetimini yapmıştır. Bu binanın inşasına ise 1915 yılında başlanmıştır. İlk olarak İttihat ve Terakki Cemiyetinin kulüp binası olması için tasarlanan bu bina planı mimar Salim Bey tarafından yapılmıştır. İnşaatını ise askeri mimar Hasip Bey gerçekleştirmiştir. Binanın en önemli özelliği ise duvarlarında Ankara taşı olarak adlandırılan andezit kullanılmasıdır. 23 Nisan 1920 ve 15 Ekim 1924 arasında Türkiye Büyük Millet Meclisi olarak kullanılmış olan bina ardından Cumhuriyet Halk Partisi Genel merkezi olarak işlevini devam ettirmiştir. 1952 yılında ise Maarif vekaletine devredilmiştir. Müze olma çalışmaları ise 1957 yılında başlamıştır. 23 Nisan 1961 yılında Türkiye Büyük Millet Meclisi Müzesi olarak açılmıştır.
Atatürk’ün doğumumun 100. Yılı kutlamalarında 1981 yılında Kültür ve Turizm Bakanlığı Eski Eserler ve Müzeler Genel Müdürlüğü tarafında restorasyonları tamamlanmıştır. Adı da aynı yıl Kurtuluş Savaşı Müzesi olarak değiştirilmiştir. Bu bina ilk zamanlarında cumhuriyetin ilk yönetim merkezidir. Hem hükümet hem de devlet buradan yönetilmektedir. Meclis hükümeti anlayışının da bir durumu olan bu şekiller ise savaş şartlarının ne kadar ağır olduğunu da ortaya koymaktadır. Müze içerisinde eskiden kullanılan Bakanlar Kurulu gibi odalar hala ziyaret edilebilmektedir. Burada çok geniş bir koleksiyon bulunmaktadır. Lozan Antlaşması ve Sevr Antlaşmasına ait olan belgeler, devlet büyüklerinden gelen armağanlar ve yazışmalar da müzede görülebilmektedir. Müzede ayrıca Başbakanlık makamından gelen eserler ile Bakanlara ait eşyalar da bulunmaktadır. Alt katında ise fotoğraflar ve sanat eserleri sergilenmektedir. Üst katında Mustafa Kemal Atatürk tarafından imzalanmış olan devletler arası yazışmalar yer almaktadır. Büyük Taarruz hakkında birçok eşya da bu müzede bulunur. Ankara Türkiye tarihi açısından en zengin yerlerden biridir. Bu nedenle tarihe ilginiz varsa Ankara şehrini ziyaret etmelisiniz. Geniş tarihi, yemekleri ve havası ile Ankara unutulmaz bir gezi olacaktır. Ankara tarihi zenginlikleri için yurt dışından birçok turist tarafından da ziyaret edilmektedir. Bunların tümü Türkiye’nin zengin tarihi mirasını ve ne kadar köklü bir ülke olduğunu bir kez daha göz önüne sermektedir.


