Erciyes Dağı

Orta Anadolu bölgesinin en yüksek dağı, yıl boyu zirvesinde eksik olmayan karı ile sembol olmuş Kayseri ile özleşmiş kayseri hikayelerine fıkralar ile hatta ticaretine konu olmuş Anadolu’nun yalnız dağı.

 

Eteklerinde kurulan kayseri şehrinin hemen güneyinde yer alır. 3917 metre yüksekliği ile Türkiye’nin en yüksek 5. dağı, Aladağlar , Toroslara uzanan hat üzerinde bulunan stratovolkandır. 30 milyon yıllık süreç boyunca 3. jeolojik zamanda başlayan oluşum aktif volkanik aktivitelerde günümüzde ana şeklini alan, büyük volkan konisi, çevresinde şekillenen tepeler ve Koç dağı gibi dağlar oluşmuştur. 4. Jeolojik dönemde ise var olan buzul çağı ile oluşan buzulların aşındırmaları ile oluşan derin ve geniş buz yalakları oluşmuştur. buzul dönemi sonrası devam eden volkanik aktiviteler ise daha küçük çaplıdır, Kızıltepe gibi küçük konilerin oluşmasını sağlamıştır. Günümüze yaklaştıkça ise son 2 bin yıl öncesine kadar çok büyük patlamalar gerçekleştirmezse de volkanik faaliyet içinde olduğunu hem jeologlar kanıtlamaktadır hemde Roma dönemi yaşamış Amasyalı ünlü tarihçi Strabon’un kitabında betimlediği  ateş çukurlarından fışkıran alevlerin gece karanlığında göründüğünden bahsetmiştir. Erciyes’in zirvesi dışında çevresinde oluşan diğer tepeler ise sırasıyla 2700 metre yüksekliğinde Safrakaya, 2600-2000 metre arasında değişen Yılbat, Lifos, Kepez Kefelik tepeleridir. Erciyes’e en yakın görece ayrı volkanik dağ olarak kabul edilen 1871 metre yüksekliğinde Alıdağı ve Yılanlıdağ’dır.

 

Erciyes’in volkanik aktiviteleri bölgesinin şekillenmesine, yeraltı zenginliklerine veya doğa oluşumu olarak yerüstü zenginliklerine de doğrudan katkı yapmıştır. 3. Jeolojik zamandaki patlamaları yaklaşık 100 km2 lik bir alanı etkilemiştir yakın çevre bölgedeki volkan bombaları, andezit veya bazalt bloklar veya 100 km nin sınırlarına doğru bıraktığı ince toz tabaka ile bölgesel volkanik aktiviteler den çıkan materyallerle birleşerek tüf denilen  yumuşak katmanın oluşmasına katkı sağlamıştır. Bu tüf katmanı günümüzde Merkez Kapadokya olarak bilinen bölgenin şuanki şeklini almasını sağlayan ana materyaldir. Erciyes’in 30 milyon yıllık aktiviteleri bölgede bazı önemli maden yataklarının da var olmasına neden olmuştur. bölgedeki önemli madenlerin en başında demir,çinko, kurşun, krom, mermer gelmektedir. 

Coğrafi bölge olarak karasal iklim özelliklerinin hakim olduğu iç anadolu coğrafyasında Erciyes dağı çevresine önemli su kaynağı sağlamaktadır, sağladığı suyla gelen tabiat bölgede önemli bazı noktalar oluşturur. bunların en önemlisi ve bilineni Sultan Sazlığı milli parkı, Tekir Yaylasıdır.Eteklerinde yetişen yaklaşık 1170 bitki çeşidinin 195’i endemik bitki türüdür,  Erciyes Kırıkotu, Erciyes Beşparmakotu, Erciyes Yumakotu gibi toplamda 11 adet bitki dünyada sadece Erciyes’te görülen endemik bitkilerdir.

 

Etimolojisi

 

Tarih boyunca bütün antik medeniyetlerde kutsal bir bölge olarak kabul edilmiş ve farklı anlam ve kavramlar yüklenerek aktif olarak hayatlarında yer almıştır. Tüm medeniyetler tarafından beyaz, gümüş, parlak anlamına gelen isimler verilmiştir.  Yazılı olarak bilinen ilk ismi Hitit imparatorluğu döneminde kullanılmış Harkasos tur. Anlamı beyaz, gümüş parlak beyaz dağ demektir. Bulunan bir tablette geçen ifade de ise “Anadolu’nun en yüksek dağı, Harharas ” olarak yazmaktadır. Yunanlılar (Grekler) ise gümüş dağı anlamına gelen Argaios ismini vermişlerdir.

Grek mitolojisi hikayelerinde de yer bulan Erciyes “Büyük Kilikya’nın yüz başlı ejderi olan Typhaus’un büyük tanrı Zeus’un Olympus’u olan Argaios’un eteklerine yerleştiği ve Zeus’un ona şimşek fırlattığı Typhaus’un da karşılık olarak volkanlarla cevap verdiği ve sonunda ejderin yenik düşerek dağın dibine fırlatıldı” ğı yer dağdır.

Filozof Maximus Tyrius ise Erciyes dağına Tanrı, Yemin Tanrısı ve ibadet yeri anlamları yüklemiştir. 

Roma döneminde de devam eden Erciyes dağına yüklenen kutsal yer, tanrı olgusu özellikle pagan roma döneminde ve İran akınları ile gelen mitra inancı döneminde dağın eteklerine ateş tapınakları yapılmıştır.

Roma öncesi dönemlerde birçok sikkenin üzerine dağın sembol gravürü çizilmiş veya dağın zirvesinde oturan tanrı figürü tasvir edilmiştir. Roma döneminde ise tanrı Jüpiteri temsil eden kartal figürü çizilmiştir. 

 

Ahmet N. Efendi’nin Mir’at-ı Kayseriyye isimli eserinde Erciyesim isminin kökeni ile alakalı olarak; Kapadokya krallığı döneminde yaşadığı rivayet edilen peygamber lerden “Circis’in Kapadokya kralının oğlu olduğu ve Erciyes’in anlamının Circis kelimesinden türediğini veya Rumca beyaz anlamına gelen “Erkiyos kelimesinden geldiğini ileri sürmektedir.

 

Erciyes Efsaneleri

 

Evliya Çelebi’nin yazdıklarında ise Ercis ismi kullanılmış daha sonra Erciyas, son olarakta Erciyes ismini aldığı şeklinde düşünülmektedir. aynı zamanda Evliya Çelebi yazdıklarında dağda asla yılan, çıyan, akrep ve bu gibi zehirli ve rsürüngen hayvanlar yoktur. Bu dağda ricalü’l-gayb makamı olduğu için haşerât bulunmadığını söyler. 

 

 Hazret-i Yahya zamanında Kayser Erciş bu şehri kurduğunda büyük filozoflardan (Flaska) adındaki filozof bu yüksek dağa çıkıp yetmiş aded haşerât şeklini bir sütun üzerine kazıp her birine birer tılsım yapmıştır. Onun için bu dağda zehirli hayvanlar yoktur derler. Bu dağın yaz ve kışın kar ve buzu eksik olmaz. Zülâl kurdu dahi bulunurmuş ama biz görmedik.” diye bahsetmektedir.