AŞIKLI HÖYÜK

İlklerin Yaşam Medeniyeti

Genel Giriş Yazısı 

Radyokarbon örneklerinin sonuçlarına göre, Aşıklı Höyük alanında yerleşik hayat MÖ 9000 yılında başlamıştır. MÖ 8000 yılına kadar aralıksız süren yerleşme yaklaşık olarak MÖ 8200-7500 arası tarihlere denk geliyor. Aşıklı halkı, bu bin yıla yakın süreç boyunca yerleşime asla ara vermez. Bu kesintisiz iskan süreci, yerleşim düzeni ve mimaride radikal değişim ve dönüşümler ile ve aynı zamanda ekonomide ve teknolojide oldukça yavaş ve kademeli bir değişimi beraberinde getirir. Bu bağlamda Aşıklı topluluğu, bölgede yerleşikliğe geçen ilk avcı-toplayıcı halklardan birisidir. Gerek ilk yerleşiklik süreçleri gerekse de bin yıllık iskan süreci içerisinde yerleşikliğe adaptasyon ile birlikte yaşam biçimleri teknik, sosyal, kültürel, bilişsel boyutlarda tamamıyla bilgi vermektedir. Kısaca şunu diyebiliriz: insanlık geçmişinin en önemli değişim ve dönüşüm süreçlerinden biri olarak avcı toplayıcı yaşamdan yerleşik yaşama geçiş süreci Orta Anadolu’nun Volkanik Kapadokya Bölgesi üzerinde bulunan Aşıklı Höyük alanında kayıt altına alınabilmektedir. 

Kazı Tarihçesi

İlk olarak 1963 yılında Hititolog Edmund Gordon tarafından bulunan Aşıklı Höyük alanında ilk kapsamlı çalışma 1964 yılında Ian Todd tarafından gerçekleştirilen yüzey toplaması, kesit çalışması ve tarihlendirme çalışmaları olarak kayıtlara geçmiştir.  Höyüğün yamaçlarından topladığı karbon örnekleri ile Ian Todd, Aşıklı Höyükalanındaki yerleşimin günümüzden 9 ya da 10 bin yıl öncesine kadar uzandığını belgelemiştir. 

Aşıklı Höyük alanındaki ilk arkeolojik kazı çalışmaları, 1988 yılında Mamasun Barajı’nın su düzeyinin yükseltilmesine karar verilmesi sonucu höyüğün büyük olasılıkla su altında kalacağının anlaşılması üzerine İstanbul Üniversitesi Dalı tarafından başlaması kararlaştırıl ve girişimde bulunulmuştur. Söz konusu kurtarma kazıları Ufuk Esin başkanlığında gerçekleştirilmiş ve ikinci başkanlığı ise Doktor Savaş Harmankaya üstlenmek durumunda kalmıştır.

2000 ile 2003 yılları arasında yapılan çalışmalar Nur Balkan Atlı başkanlığında devam etmiştir. Bir aradan sonra ise 2006 yılında Mihriban Özbaşaran ve Güneş Duru tarafınca yeni amaçlar ve yöntemler ile disiplinler arası araştırmaları kapsayan ikinci dönem kazı çalışmalarına başlama kararı alınmıştır.

Tarihi Katmanları

Aşıklı höyük içerisinde 25 farklı katmana rastlanmıştır. Bu da bu bölgenin ne kadar eski olduğunu kanıtlar niteliktedir. Aşıklı höyük katmanlarının her birinde insanlara ev sahipliği yapmış ve asırlar boyunca tercih edilen bir alan olmuştur. Farklı arkeolojik seviyelerin aynı jeolojik birimler içinde yer aldıkları kayıtlara geçmiştir. Bu durum dolgunun jeolojik katmanlarının batıdan doğuya doğru eğimli olmalarından dolayı oluşmuştur .

Aşıklıhöyüğün Tarihi ve Evreleri

 Yapılan çalışmalar sırasında ele geçen bilgiler Aşıklı Höyük yerleşmesinin tek bir kültür dönemine; çanak çömleksiz neolitik çağa zamanına dayandığı kanıtlanmıştır. Yerleşmede şu an için üç tabakaya rastlanmıştır. Birinci tabaka; yüzey toprağının hemen altında bozulmuş ve parçalar halinde ele geçen taban kalıntıları, kanallar ve çukurlarla belirtilir ve tasvir edilir. Yerleşmenin ana tabakasını ise; en az 10 yapı katıyla ikinci bir tabaka meydana getiriyor. Dar bir alanda höyüğün kuzey yamacındaki basamaklı yerde 3 yapı evresiyle üçüncü tabaka çanak çömleksiz neolitik çağa ait bir şekilde bilinmektedir. Mimarî kazısı bugün süren Aşıklı Höyük mevkiinde yerleşme düzeni temel hatlarıyla; konut olarak kullanılan taş temelsiz; kerpiç yapıları barındıran oturma bölümü ve özel işleve sahip yapılar ile çevresindeki buna bağlı diğer yapıları kapsayan bölümlerden meydana gelmektedir. Ev tabanları ve duvarlarının sıvalı olduğu görülür. Evlerin içerisinde en çok rastlanan malzemeler yapılan ocaklardır. Ocaklar genellikle tek odalı evlerde yer almış ve evin köşesine yakın bir konumda bulundurulmuştur.

Aşıklı Höyük’te ilk yerleşiklik, MÖ 9000 yılında toprağa yarı gömük halde kerpiç duvarlı kulübe benzeri binalarda yaşayan ve saz örgü kulübelerde kullanan besin ekonomisi hayvan avı, yemiş ve meyve toplayıcılığı ile karakterize olan, ölülerini cenin pozisyonunda binaların tabanlarına açılan çukurlara gömen ilk Aşıklılılar ile temsil edildiği bilinmektedir. 

Aşıklı topluluğunun ilk yerleşiklik zamanından beri yerleşmenin sonuna dek öne çıkan en önemli durumlardan birisinin devamlılık olgusu olduğu bilinir ve MÖ 9000 yılında bu durumu, yapı için açılan çukuru kullanmaya devam ederken yapılan duvar ve taban yenilemelerinden yani aynı alanda bina yapım ve kullanımının süreklilik içererek devam etmesinden ve de benzer şekilde ateş yerlerinin de süreklilik içerir şekilde aynı noktada konumlandırılmasından dolayı kolaylıkla anlayabiliriz.

MÖ 8000 yılında Aşıklı topluluğu bitişik planlı, adeta birbirine eklemlenerek çoğalan, çoğunlukla tek veya iki, nadiren ise üç odalı ve girişlerin damdan gerçekleştirildiği dörtgen planlı kerpiç konutlarda hayat sürdürmüşlerdir. Bu konutların oluşturduğu yapı grupları, genellikle dar aralıklarla birbirinden farklı konumlandırır. Sokak veya geçit olarak adlandırılabilecek olan başka dar  aralıklar, bu çöplüklere doğru yol olur. Konutlar, yerleşmenin kuzeyinde yer alır ve yerleşmenin güneyinden çakıllı bir yol ile farklı yöne gider. Yerleşme söz konusu çakıllı yol ile iki ana işlevsel alana ayrılmıştır.

Aşıklıhöyüğün İlkleri

Aşıklı halkı, tahıl tarımının başlangıcı ve hayvanların yerleşmede tutulmaya başlaması gibi insanlık tarihinde önemli dönüşümlerin yanı sıra Anadolu özelinde birçok gelişmenin de ilklerine imza atmıştır cümlesini rahatlıkla kurabiliriz. Taban ve duvarları kireç sıvalı özel amaçlı bir yapıda görülebileceği üzere, Aşıklılılar kirecin yakılması ve söndürülmesi işlemi olan ilk piroteknoloji uygulamasını uygulayan topluluktur.

Bir diğer ilk, iki farklı mezarda ölülerin boyun ve kollarında bulunan bakırdan yapılma boncuklar olarak bilinir. Bakırı hem sıcakken hem de soğukken işleyerek söz konusu boncukları üreten Aşıklılılar, ilk madencilik faaliyetini de gerçekleştirdikleri görülüyor.

Aşıklılılar, ilk cerrahi müdahaleyi yapanlar olarak da bilinirler. Yaklaşık 20-25 yaşlarında ölmüş olduğu saptanan bir Aşıklı kadınının kafatasında saptanan delik, bilinen ilk trepanasyon uygulaması olarak tarihe geçer. Bu müdahale sırasında genç kadının hayatta olduğu, operasyon sonrasında açılan deliğin etrafındaki hücrelerin kendini yenilemeye başladığı tespit edilmiş ve bu tespit kadının ameliyattan sonra bir hafta kadar daha yaşamış olabileceği şeklinde yorumlara sebep olmuştur.

 

Kazıda Bulunan Eserler ve Semboller

Hasır Geleneği

Aşıklı Höyük içerisinde elde edilen 10.000 yıllık hasır parçaları, o dönemde hasırın yapım tekniği hakkında bilgi veriyor. “Phragmites australis” cinsi kamışların, sulak alanlardan toplanıp, kurutulup, birbirine sarılması ile oluşturulan hasır, evlerin çatısında, tabanında ve bahçelerde bir malzeme olarak kullanılmaktaydı.

Aşıklı Höyük içerisinde bir evin dibinde alt katmanında bulunan hasıra sarılı çocuk iskeleti, hasırın bugünkü kullanımına benzer bir halde, gömülen cenazelerin toprakla iletişimini azaltmak için kullanıldığını ispatlar niteliktedir. 

Çiçek Geleneği

Aşıklı höyük alanında yapılan kazılarda, buket haline getirilmiş ve burgu yapılmış çok sayıda çiçek aranjmanı ele geçirildi. Aynı zamanda ölülerini gömerken çiçek bırakma adetleri olduğu böylelikle bulunan bir diğer bilgidir.

Hasıra Sarılı Çocuk Mezarı

Aşıklı Höyükteki evlerin başka birinin tabanında, çukur kazılarak gömülmek suretiyle, günümüze kadar korunmuş bir çocuk iskeleti bulgusuna rastlandı. Bu çocuğun o evde barınan aileye ait olduğu, bir sebepten dolayı öldükten hemen sonra ev tabanında bir çukur açılarak, cenin pozisyonunda gömüldüğü anlaşılmıştır. Ayrıca daha sonra üzeri kapatılıp, tavana yeniden sıva yapılarak ev halkının o evde hayatına devam ettiği açıkça gözleniyor.