AKSARAY
Etimolojisi
Tarihte bilinen en eski ismi Hitit metinlerinde geçen “Nenessa” olduğu sanılmaktadır. M.Ö 1 bin yılında Kral Kiakki döneminde Şinakhatum – Şinakhtu olarak anılan Aksaray, Helenistik dönemde Kapadokya Krallığına bağlanmış ve Garsaura olan ismi Arkhelais olarak değişmiştir.
Coğrafyası
Orta Anadolu Bölgesi’nde yer alan Aksaray etrafı; kuzeyde Kuzey Anadolu (Karadeniz), güneyde Güney Anadolu (Toros) Dağları; doğusu yüksek Doğu Anadolu Platosu, batısında İç Batı Anadolu yüksek platosuyla çevrili olan Orta Anadolu Bölgesi’nin Tuz Gölü havzasında yer alır. 426 bin nüfusa sahip olan Aksaray deniz etkisinden tamamen mahrumdur. Arazisinin %54.4’ü tarım yapılabilir alandır. En önemli akarsuyu Uluırmaktır. Aksaray’ın en önemli gölü; yüz ölçümü bakımından ülkemizin en büyük ikinci gölü olan, Ankara ve Konya ile müşterek sınırlara sahip oldukları Tuz Gölü’dür.
Tarihçesi
Aksaray’ın tarihi günümüzden 11 bin yıl önce Orta Anadolu’nun bilinen ilk köy yerleşmesinin Aşıklı Höyük’te kurulmasıyla birlikte başlar. M.Ö 9000 yılından bu yana geçen süreçte birçok farklı medeniyete ev sahipliği yapan Aksaray, tarihsel geçmişi ile doğu ve batıyı bir araya getiren İpek Yolu üzerinde Kapadokya’nın batıya açılan kapısı olarak tarihteki yerini almıştır. M.Ö 9000 yıllarında bilinen ilk köy yerleşmesinin ardından bu köyü kuranlar ilk kez tarıma başladılar ve hayvanları evcilleştirdiler. Ulaştıkları obsidyen teknolojisiyle birlikte Orta Anadolu’daki insanlık tarihini yazmaya başladılar. Neolitik dönemde Aksaray ve çevresi iskan görürken, Böget köyü çevresinde bu döneme ait seramiklere rastlanır. Kalkolitik çağda ise yaşamın Aksaray’da kesintisiz olarak devam ettiğini görmekteyiz. Güvercinkayası höyüğü ve Yüksek Kilise eteğindeki yerleşim bu dönemin izlerini taşımaktadır. M.Ö 3000-2000 yıllarında Hatti Kavmi Anadolu’da yaşarken, bu dönemde Asurlu tacirler ticaret yapmışlardır. Aksaray’da bulunan Acemhöyük yerleşmesi önemli bir ticaret merkezi konumuna gelmiştir. Aksaray, Hatti Kavmi’nden sonra Hitit, Pers, Helenistik Dönem (Büyük İskender), Roma ve Bizans egemenliklerinde kalmıştır. M.S 1. Yüzyılda Anadolu’da Aziz Paul ve müritleri tarafından yayılmaya başlayan Hıristiyanlık dini, çok tanrılı dine sahip olan Romalılar tarafından büyük tepkiyle karşılanmış, bu sebepten ötürü ilk başlarda sığınmak için korunmalarına elverişli mekanlara yerleşmişlerdir. Bu dönemde Güzelyurt ve Gülağaç sınırları içerisinde çok sayıda yeraltı şehri inşa edilmiş, vadiler içinde yer alan dik yamaçlar oyularak kaya içi kiliseler ve meskenler kurulmuştur. 7. Yüzyıldan sonra Müslüman Arapların Anadolu üzerinden İstanbul’a yaptıkları seferler nedeniyle bölgedeki Hıristiyan sayısı artmış, Ihlara ve Manastır Vadisi çevresinde önemli yerleşim yerleri oluşmuştur. 1142 yılında Selçuklu himayesi altına giren Aksaray, tarihi İpek Yolu’na ev sahipliği yaptığından bu dönemde birçok Türk İslam eseri inşa edilmiştir. 2. Kılıçarslan zamanında Aksaray’a saray, medrese, kervansaray ve zaviyeler yapılmış, bu dönemde yapılan Sultanhanı İpek Yolu üzerinden bulunan en büyük kervansaray olmuştur. Cumhuriyet dönemine kadar Konya’ya bağlı bir sancak olan Aksaray 1933 yılında vilayetliği sona erdirilerek Niğde’ye bağlı bir ilçe olmuştur. Ardından 15 Haziran 1989 yılında vilayetliği onanarak yeniden vilayet olmuş ve hızlıca gelişim sürecine girmiştir.
Sosyo Kültürel Yapı
426 bin kişilik nüfusa sahip olan Aksaray’ın en büyük geçim kaynağı tarım ve hayvancılıktır. Faal nüfusun %70’i tarım ve hayvancılıkla uğraşmaktadır. Sanayi ve hizmet sektörünü geliştirmek için adımlar atan Aksaray, bu doğrultuda yatırımlarını yapmaya devam etmektedir.
Mimari
Aksaray’ın tarih boyunca birçok devlete ev sahipliği yapmasından kaynaklı farklı tarzlarda mimarileri de bünyesinde barındırmaktadır. M.Ö 9000 yılında kurulan ilk köyün Aksaray’da yer alması, çok eski tarihi eserleri barındırmasında büyük rol oynamaktadır. Özellikle M.Ö. 3000-2000 yılları arasında Aksaray’da yaşayan Hatti Kavmi zamanında Aksaray’da yer alan Acemhöyük’ün ticaret merkezi haline gelmesinin ardından bu dönemde yer alan mimarilerin, kendilerinden sonra gelen diğer kavimlere ev sahipliği yapmıştır. M.S. 1. Yüzyılda Anadolu’da Aziz Paul ve müritlerinin çok tanrılı dine inandıkları için büyük tepkiler veren Romalılar’dan korunmak adına Güzelyurt ve Gülağaç sınırları arasında yer alan birçok yeraltı şehri inşa etmişler, bunların bazıları ise halen durmakta ve korunmaktadır. Ayrıca vadiler içerisinde dik yamaçlar oyularak yapılan kaya içi kiliseler ve meskenler bu dönemden kalma önemli mimarilerdendir. Cumhuriyet döneminden önce Konya’ya bağlı bir sancak olan Aksaray, Selçuklu İmparatorluğunun en büyük yatırımlarını Konya’ya yapmasıyla beraber bundan nasibini alarak İpek Yolu üzerinde yer alan en büyük kervansaray olan Sultanhanı dahil birçok kervansaray, saray ve medreseler inşa etmiştir. Bu sebeple Aksaray üzerinde yer alan mimari eserler Osmanlı’dan daha çok Selçuklu İmparatorluğunun mimari özelliklerini barındırmaktadır. Günümüzde Aksaray’ın diğer bir mimari sembolü ise Aksaray evleridir. Aksaray evleri kendine özgü bir mimariye sahiptir. Evler genel olarak dışa tümüyle kapalı, kalın ve yüksek duvarlı, avlu çevresinde dizili sofra ve odalardan oluşmaktadır. Pencerelerin tümü avlu yönünde ve parmaklıklıdır. Bu yapılaşma tarzı, tüm bu gibi dışa kapalılıktan ve korunma güdüsünden kaynaklanmaktadır. Ancak daha yeni yapılar, üst kat pencereli ve çıkmalarla sokağa açılmıştır. Aksaray’da yer alan tarihi ve günümüz mimarilerini, Aksaray Kültür Turu programına katılarak görebilirsiniz.
Önemli Kişiler
KILIÇARSLAN (1113-1192)
Kılıç Arslan 1113 yılında Aksaray’da doğmuştur. Dedesi 1. Kılıç Arslan, babası ise 1. Rükneddin Mesud’dur. 1144 yılında babasının yanında Elbistan fethinde bulunmuş, Elbistan’ın fethiyle beraber babası 2. Kılıç Arslan’ı bölgeye melik olarak atamıştır. Bu dönemde emrinde bulunan küçük savaşçı gruplarla beraber Göksün ve Maraş bölgelerine akınlar düzenlemiştir. II. Kılıç Arslan, babasının yanında II. Haçlı Seferi’ne karşı savaşmıştır. Babası Sultan I. Rükneddin Mesud, Kilikya Seferi’nden dönüşü sırasında hastalanmış ve bunun üzerine Türk töresine uygun olarak ülke toprakları üç oğlu arasında bölünmüştür. En büyük oğlan olan II. Kılıç Arslan, 1155 yılında Sultan ünvanıyla Konya’da tahta oturmuştur. Hükümdarlığı sırasında, Nurettin Mahmud Zengi’nin topraklarına saldırması üzerine, Mahmud Zengi’nin üzerine yürümüş, Mengücekoğulları’nı da himayesi altına alarak Fırat Nehri’nden Sakarya Nehri’ne kadar uzanan toprakları fethetmiştir. 1175 yılına kadar birçok toprağı bünyesine katan II. Kılıç Arslan, bu yılda Danişmendlilerin elindeki tüm kentleri alarak beyliğine son vermiştir. Bunun ardından II. Kılıç Arslan’ın giderek güçlendiğini gören Bizans İmparatoru Manuel Komnenos komuta ettiği bir orduyla Anadolu Selçuklu Devleti’ne karşı harekete geçmiştir. Bu savaş sonucu büyük bir hezimete uğrayan İmparator Komnenos, II. Kılıç Arslan’a barış teklifinde bulunmuş, bu teklifi Eskişehir’deki istihkamların yıkılması şartıyla kabul edilmiştir. 1178 yılında Malatya’yı fetheden II. Kılıç Arslan ara sıra bazı savaşlara katılsa da 1180 yılında Malatya’ya geri dönmüştür. İlerleyen zamanlarda ülkesini on bir oğlu arasında bölüştüren II. Kılıç Arslan oğulları arasında çıkan taht kavgalarını sonlandırdıktan sonra 79 yaşında Aksaray’dan Konya’ya dönerken yolda vefat etmiştir.
YUNUS EMRE (1240-1320)
Anadolu’da doğan ve Anadolu’nun Türk-İslam kültürüyle bütünleştiren oldukça önemli isimlerinden birisidir Yunus Emre. Dünya üzerinden birçok üniversitede kurulmuş olan Yunus Emre Enstitülerinde kendisine ait olan şiirler anlatılmakta ve incelenmektedir. 1240 yılında Eskişehir’de doğduğu düşünülen Yunus Emre, doğumundan ölümüne kadar olan sürecin tamamını Anadolu’da geçirmiş bir şairdir. Birçok eseri günümüze kadar gelmiş olan Yunus Emre, Anadolu’nun dört bir yanında tanınmış olan ve herkes tarafından sevilen bir ozandır. Anadolu Selçuklu Devleti’nin çöküş döneminde ve Moğolların istilasının gerçekleştiği dönemde hayata gelmiş olan Yunus Emre ile ilgili pek bir bilgi bulunmamaktadır. Yunus Emre’nin Farsça ve Arapça bildiği bilinmekte olup bu dilleri nereden öğrendiği bilinmemektedir. Günümüzde bu bilgilere ait yazılı bir eser bulunmadığından dolayı eğitim hayatına dair net bir bilgiye sahip olmadığımız Yunus Emre’nin bazı kaynaklarda okuma yazma bilmediği söylenmektedir. Dünyaya geldiği istila ve çöküş döneminde Yunus Emre, halkı sevgiye davet etmek ve hoşgörü üzerine şiirler yazması ile başarılı olan eserleri günümüze kadar gelmiştir.
Yalancı dünyaya konup göçenler
Ne söylerler ne bir haber verirler
Üzerinde türlü otlar bitenler
Ne söylerler ne bir haber verirler
Kiminin başında biter ağaçlar
Kiminin başında sararır otlar
Kimi masum kimi güzel yiğitler
Ne söylerler ne bir haber verirler
Toprağa gark olmuş nazik tenleri
Söylemeden kalmış tatlı dilleri
Gelin duadan unutman bunları
Ne söylerler ne bir haber verirler
Yunus derki gör taktirin işleri
Dökülmüştür kirpikleri kaşları
Başları ucunda hece taşları
Ne söylerler ne bir haber verirler
3. BAĞDAT FATİHİ GENÇ OSMAN (1621-1638)
1621 yılında Aksaray’ın Dorikini (Genç Osman) Köyü’nde doğmuştur. Güreş, okçuluk ve kılıç kullanmada mâhirdir. Padişah IV. Murad’ın Bağdat Seferi sırasında Aksaray’a uğramasıyla orduya katılmak istemiş fakat yaşının küçük olması nedeniyle orduya alınmamıştır. Gizlice Osmanlı ordusuna katılan Aksaray’ın yağız delikanlısı Genç Osman, Bağdat’ın fethi sırasında burçlara sancağı dikmiş ve orada 17 yaşında şehit olmuştur. IV. Murad Han’ın şöyle dediği rivayet edilir; ”Keşke Bağdat’ı fethetmeseydim de Genç Osman’ım ölmeseydi.” Kayıkçı Kul Mustafa tarafından kaleme alınan Genç Osman destanında şu ifadelere yer verilmiştir.
Genç Osman dediğin bir küçük uşak,
Beline bağlamış ibrişim kuşak,
Askerin içinde birinci uşak,
Allah Allah deyip geçer Genç Osman…
Genç Osman dediğin bir küçük aslan,
Bağdatın içine girilmez yastan,
Her ana doğurmaz böyle bir aslan,
Allah Allah deyip geçer Genç Osman…
Fikret Otyam (1926-2015)
1926’da Aksaray’da dünyaya gelen Fikret Otyan, İsmet İnönü’nün silah arkadaşı olan Vasıf Efendi’nin oğludur. Babası ordudan emekli olduktan sonra Aksaray’da eczacılık yapmıştır. İlk ve ortaöüretimini Aksaray’da tamamlayan Otyam’ın lise öğrenimi kesintili olarak Ankara ve Kayseri’de sürmştür. Liseden sonra İstanbul’a giderek Devlet Güzel Sanatlar Akademisi Yüksek Orta Resim Bölümün’de öğrenimine devam etmiş, ünlü ressam Bedri Rahmi Eyüboğlu’nun atölyesinde ders almıştır. Bu bölümden 1953 yılında mezun olan Fikret Otyam aynı yıl evlenmiş, bir yıl sonra kızı Elvan dünyaya gelmiştir. Gazeteciliğe 1950 yılında 1950 yılında henüz okulunu okurken Son Saat gazetesinde başlamıştır. Dünya gazetesinde yazar ve Yazı İşleri Müdürü Ali İhsan Göğüş’ün yardımcısı oldu; ardından Ulus gazetesinde çalıştı. Gazetecilik yaşamı boyunca Anadolu ve Güneydoğu Anadolu ile ilgili yazdığı röportajlarıyla tanınan Fikret Otyam, bu röportajlarını çok sayıda kitapta toplamıştır. Uzun yıllar Cumhuriyet gazetesinde köşe yazarlığı yapan Otyam; Abdi İpekçi cinayetinden sonra kendi hayatının da tehlikede olduğunu düşünerek bu işinden ayrılmıştır. Akdeniz Gazetecilik Vakfı ve Altın Portakal Kültür Sanat Vakfı’nın kurucu üyelerinden olan Fikret Otyam 9 Ağustos 2015 yılında Antalya’da yaşamını yitirmiştir.
Ödülleri
1962 Gazeteciler Cemiyeti Basın Şeref Belgesi
1980 – 1990 On Yılın Basın Şeref Belgesi
1995 Atatürkçü Düşünce Derneği Onur Plaketi
İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi Fotoğraf Enstitüsü Onur Belgesi
1996 3. Hacı Bektaş Veli Dostluk ve Barış Ödülü
Pir Sultan Abdal Onur Belgesi
UNESCO AIAP Türkiye Ulusal Komitesi Uluslararası Plastik Sanatlar Derneği Onur Belgesi
Akdeniz Üniversitesi Onur Belgesi
Şanlıurfa Kültür Eğitim Sanat Araştırma Vakfı Onur Belgesi
Yöresel Yemekler
Soğan Dolması
Soğanların kabuklarını soyup bıçakla diklemesine bir yarıdan kesilmelidir. Bir çay kaşığı tuz eklenen suya bırakılmalıdır. 15-20 dakika boyunca soğanlar yumuşayana kadar haşlanmalı, soğanlar haşlandıktan sonra süzüp yapraklarına ayırılmalıdır. İç harcı için; 1 su bardağı pirinç yıkanıp süzülmelidir.
Kapak Böreği
Papara
Çiğleme
Gezilecek Yerler
Güzelyurt
Eski adı Gelveri’dir. “Gelveri” kelimesi Rumca “güzel” ve “su” kelimelerinin birleşiminden oluşmuştur. Hıristiyanlığın yayılması için uğraşan Nazianuslu Gregor adlı din adamı Güzelyurt’u önemli bir merkez haline getirmiştir. Türk-Yunan nüfus mübadelesi sırasında Selanik’te yaşayan Türkler’in yerleştirildiği yer olan Güzelyurt, Niğde’den de göç almıştır. İlçe merkezinde yer alan ve otel olarak kullanılan bir manastır ve çukurda kalan mahallede büyük bir Ortodoks kilisesi, biraz yukarıda taş döşeli yol ve çevresinde mağara kiliseler görülebilmektedir. 1891 yılında Kilise olarak inşa edilen fakat sonrasında ve halen cami olarak kullanılan kitabeli bir yapı da Güzelyurt’ta bulunarak ilçeye farklı bir özellik katmaktadır.
Hasan Dağı
Hasan Dağı, yüksek rakımı ve üzerinden barındırdığı güvenli parkurları ile dağcılar ve zirveye karşı meraklı olan tutkunların ilgisini çekmektedir. Dağın eteğinde bulunan Nora Antik kenti önemli kültür hazinelerine ev sahipliği yapmaktadır. Helvadere Göleti yanında bulunan balıkçılar ise turistlerin göl manzarasına karşı rahatlarken farklı lezzetleri doğa tutkunlarına sunmaktadır. Hasan Dağı’nda bulunan ve yeni açan çiçekler ile kekik kokusu her adımda kendisini doğa tutkunlarına hissettirir. Kelebekler bir çiçekten diğer çiçeğe uçarken peşlerinde fotoğraf tutkunlarını sürüklemekte ve eşsiz manzaralar ortaya çıkarmaktadır. Dağın zirvesinde mevsimden mevsime değişiklik göstermekle beraber, özellikle sıcak mevsimlerde kar örtüsü üzerinde gitmenin heyecanını tüm tutkunlara hissettirmektedir. Dağın zirvesinde yer alan; içerisinde su bulunmayan eski bir krater gölünü selamlar, krater kenarında zirveye çıktığınızı belgelemek adına çekilen fotoğraflar ve molanın ardından günün getirdiği yorgunluk ve doğanın sizlere sunduğu eşsiz hislerle beraber dönüş yoluna geçilmektedir.
Sultanhan
Sultanhan, Aksaray’ın Sultanhanı Kasabası’nda yer almaktadır. Bu kervansaray 1229 yılında Selçuklu İmparatorluğu Sultanı 1. Alaeedin Keykubad tarafından yaptırılmıştır. İpek Yolu üzerinde yer alan bu kervansaray, İpek Yolu’nun en büyük kervansarayı olma özelliğini üstlenmiştir. 1278 yılında Sultan II. Gıyaseddin Keyhüsrev tarafından genişletilmiştir. Han içinde yer alan tüm yapı, özellikleri itibariyle Sivas’taki Gök Medrese’ye benzetilmektedir. Sivri kemerin hemen altında “Elminnetül Lillah” yani “Kudret Allah’ındır” duası yazılmaktadır. Kervansarayın içine girerken uzun bir dehlizden geçtikten sonra avluya varılır. Burada arabalar için revak şeklinde yerler, sol tarafında ise kemerli ve yolculara mahsus odalar, salonlar, iki hamam ve ambarlar bulunmaktadır. Avlunun tam ortasında ise dört kemer üzerine dayanmış bir mescit bulunmaktadır. Bu mescit üzerinde barındırdığı işlemeler ve süslemelerle birlikte Selçuklu süsleme sanatının en güzel örneğini sergilemektedir. Yazlık kısmın sonunda portali ve nişler yer almaktadır. Basık kemerli bir kapıdan girilince kışlık kısma geçilmektedir. Üstü tonozla örtülü bu kısmı kare kasetli dört kısa, sekizer ayak dizisi beş sahana ayırmaktadır. Ortada yer alan sahan diğer sahanlardan daha büyük ve geniştir.
Aksaray Müzesi
Kapadokya Bölgesi’nin giriş kapısı olan Aksaray’da ilk müzecilik faaliyetleri 1969 yılında şehir merkezinde bulunan tarihi Zinciriye Medresesi’nde başlamıştır. 2006 yılında şimdiki yerine taşınan Aksaray Müzesi 2014 yılında gerçekleştirilen teşhir-tanzim çalışmaları kapsamında yenilenerek kronolojik teşhir düzeniyle tekrar ziyarete açılmıştır. 10 bin 200 metrekare açık alan ve 2 bin 400 metrekarelik kapalı alana sahip olan müze binası Anadolu Selçuklu kümbetlerinden ve Aksaray’da bulunan peribacalarından esinlenerek eklektik sanat anlayışıyla planlanmış olup üç katlıdır. Müzede satın alma, bağış ve Aksaray sınırları içerisinde yapılan arkeolojik kazılar sonucunda elde edilmiş toplam 15 bin 639 adet eser bulunmaktadır. 166 mühür, 2 fosil kalıntısı olmak üzere toplam 6 bin 432 adet eser bulunmaktadır. Aşıklı Höyük, Musular, Güvercinkayası ve Gelveri, Acemhöyük, Mumyalar, Etnografik Eserler salonu ile kronolojinin devamı olarak; Demir Çağı, Helenistik Çağ, Roma, Doğu Roma ve Anadolu Selçuklu Dönemleri’ne tarihlenen eserler sergilenmektedir.
Ihlara vadisi
Dünyanın en büyük kanyonları arasında yer alan Ihlara Vadisi, hıristiyanlar için önemli bir yerdir. Hıristiyanlığın kuruluş yıllarından bu yana önemli bir dini merkez rolü oynayan Ihlara vadisi 14 kilometrelik alanıyla sayısız kilise ve tarihi yaşam alanına ev sahipliği yapmaktadır. Yüzyıllar önce Hasan Dağı’nın püskürmesiyle oluşan volkanik tabaka, doğa olayları ve Melendiz Çayı’nın aşındırmasıyla oluşan Ihlara Vadisi, yüksekliği 120 metreyi bulabilen büyüleyici bir kanyondur. Ihlara Kasabası’ndan başlayarak Belisırma ve Yaprakhisar üstünden Selime’ye kadar uzanmaktadır. Kanyon boyunca akan Melendiz Çayı sebebiyle, bölgenin eski sakinlerine “dönerek akan suyun halkı” anlamına gelen “Peristremma” denmiş. Bölgede 4. yüzyıldan itibaren öncü Hıristiyan din adamlar yetişti. İlk akla gelenler, Mısır ve Suriye’den daha farklı manastır kuralları belirleyen Kayserili Basilius ve baba-oğul-kutsal ruh üçlemesine (teslis) yeni bir izah getirerek mezhep kuran aziz Nazianzoslu Gregorius. Kapadokya sınırları içerisinde yer alan Belisırma, Ihlara ve Gelveri’yi (Güzelyurt) kapsayan bölgede, 382 basamaklı merdivenden inip yemyeşil bir vadi tabanını takip edenler, pek çok kilise ve yaşam alanlarıyla karşılaşıyor. Bölgede bulunan 105 kiliseden 14 tanesi ziyareti açıktır. Yörenin jeolojik özelliği sayesinde oluşan freskli kiliseler, manastır ruhuna uygun olarak kayalara oyuldu. 105 adet kiliseden 14 tanesi; yani Ağaçaltı, Sümbüllü, Yılanlı, Kokar, Prenliseki, Eğritaş, Direkli, Saint Georgeus, Karagedik, Ala, Bezirhane, Bahattin Samanlığı ve Batkın Kiliseleri ziyarete açık. Ihlara’ya yakın olanlarda Doğu etkisi gözlenirken, Belisırma civarındaki kiliselerde Bizans tipi duvar resimlerine rastlanmaktadır.
Selime katedrali
Selime Katedrali, Selime Kasabası içerisinde ve Ihlara Vadisi’nin bitiş noktasında yer almaktadır. Vadiden çıktığınızda peri bacaları ve Selime Katedrali sizi karşılamaktadır. Katedral yapısı, kervan yolu, kiliseleri, peribacaları ve manzarasıyla beraber Aksaray’a gelen turistlerin ve doğa severlerin gözdesi olan Selime Kasabası, Aksaray’a gelenler için uğranılması gereken noktalardan birisini oluşturmaktadır. Bölgede yaşayan Ortodoks inancına sahip insanların, Selime Katedrali’nden çıkan emirlere ve kararlara kayıtsız şartsız uyması, tarih boyunca Selime Katedrali’nin ne kadar önemli olduğunu ortaya koymaktadır. Selime Katedrali ve manastıra çıkışta yüksek bir koridor karşıma çıkar, bu koridor develerin çıkarıldığı kervan yolunun bir kısmını oluşturmaktadır. Selime’de kurulan pazar nedeniyle kervanlar Selime’ye gelmekte ve kervanın güvenliği için develeri katedralin orta kesimine kadar çıkartmaktaydılar. Bu kısmın üstüne ise dinlenmek ve ibadet etmek için Selime Katedrali ve Manastırı inşa edilmiştir. Kayaların oyulmasıyla yapılan ve çoğu kilise olarak inşa edilmiş yapılar, Bizans sanatının izlerini taşımaktadır. Ayrıca katedralin üst tarafının ise kale olarak inşa edilmesi, Katedralin en önemli özelliklerinden birisidir. Sur ve mevzileri günümüzde görmek mümkündür. Selime Kale Manastırının en önemli özelliklerinden birisi ise bölgedeki din adamlarının yetiştirildiği yer olmasıdır. Bölgeyle ilgili toplantılar ve askeri üst burada bulunmaktadır. Ayrıca ilk yüksek sesli ayinde Selime Katedrali’nde yapılmıştır. Selime, Kapadokya bölgesinin en büyük manastırıdır.
Narlı göl
Narlı Göl (Acıgöl), Aksaray-Niğde sınırında bulunan, kalsiyum, sodyum ve bikarbonat açısından çok zengin olduğu için Narlı Göl termal suyunun çeşitli hastalıklara fayda sağladığı belirtilmektedir. 65 derecelik bir sıcaklığa sahip olan Narlı Göl, termal suyu sayesinde termal turizm konusunda dikkatleri üzerine çekmektedir. Özellikle sedef başta olmak üzere romatizmal ve cilt hastalıklarının tedavisine fayda sağlayan şifalı suyunun kan dolaşımı, kalp, damar, tansiyon ve nörolojik hastalıklara da iyi geldiği düşünülmektedir. Ayrıca uygun dozda kullanıldığı sürece helyoterapi imkanı da sunan Narlı Göl, son yıllarda su seviyesinin azalmasıyla beraber kalp şeklini alırken, eşsiz ve romantik bir görüntüye sahiptir.
Tuz gölü
Aksaray sınırları içerisinde yer alan Tuz Gölü; barınma, kışlama ve kuluçka imkanı nedeniyle yüzlerce kuş türüne ev sahipliği yapmaktadır. Çevresinde barındırdığı endemik bitkileriyle de dikkatleri üzerine çeken Tuz Gölü, doğa severlerin ve fotoğraf tutkunlarının uğrak noktası haline gelmiştir. Tuz Gölü, çevresindeki küçük göl ve bataklıklarda yaşayan kuş popülasyonu ile birlikte Türkiye’nin en zengin havzalarından birisidir. Bu bölge yaban kuşlarının göç güzergahı üzerinde yer alması, bozkırın ortasında Tuz Gölü ve çevresinde ki küçük göletler dışında bir sulak alanının olmamasından dolayı ve tuz oranının yüksek olması sebebiyle kışın donmama özelliğiyle birlikte göçmen kuşların su ve barınma ihtiyaçlarını karşıladıkları en önemli konum olmuştur.
Güvercin kayası
Anadolu’daki kale kent modelinin öncüsü olan Güvercin kayası, Çatalsu köyü yakınlarında, Melendiz su kıyısında yedi bin yıllık geçmişiyle birlikte Anadolu’nun tarihi mekanlarından birisidir. Günümüzde Mamasın Baraj Gölü içinde yüksek bir kaya kütlesinin üzerine konuşlanmış yerleşme, MÖ 5200-4750 yıllarına tarihlenmektedir. Yerleşme, çevredeki eski göç yollarına da hakim konumdadır. Orta Kalkolitik Dönem’den bugünlere ulaşan Güvercin kayası’nda arkeolojik kazılar 196 yılında başlarken, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümü Prehistorya Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Sevil Gülçur başkanlığında uluslararası bir ekiple sürdürülmektedir. Güvercin kayası kazıları sırasında ele geçen damga mühürler ve bazı çanak, çömlek de yerleşmenin uzak bölgelerler, özellikle de Doğu Anadolu – Kuzey Mezopotamya ile olan ilişkilerini gözler önüne sermektedir.





