Mustafapaşa
‘’Şayan-ı dikkat Sinasos Rum kültürü çölde bir vaha, karanlıkta bir yıldız, Anadolu’da bir Atina’’
Kleovus (Kayseri Piskoposu)
Mustafapaşa (Sinassos)
Tarih boyunca birçok farklı kültüre ev sahipliği yapmış olan Sinasos Roma imparatorluğu’nun Hristiyanlığın resmi din olarak kabul ettiği dönemden başlayarak bir Hıristiyan yerleşimi olmuştur. Osmanlı imparatorluğu yönetiminde iken de Kapadokya’da Rum kültürünü tamamen koruyan az sayıda yerleşimden biri olmuştur. Kayseri Piskoposu Kleovus’ un ‘’şayan-ı dikkat Sinasos Rum kültürü çölde bir vaha, karanlıkta bir yıldız, Anadolu’da bir Atina’’ ve Henri Gregoire’nin Kapadokya’daki Yunan Rönesansı’ nın mihrak noktası’’ gibi sözleri 19. Yüzyılda en parlak zamanlarını yaşamış olan Sinassos’ un dönemin önemli merkezlerinden biri olduğuna işaret etmektedir.
ETİMOLOJİSİ
İlk adı kesin olarak bilinmeyen bölgenin çeşitli dönemlerde ‘’Sasima’’,’’Sasime’’,’’Assuma’’,’’Sunasyun’’,’’Sinason’’ ve büyük bir olasılıkla şehir anlamına gelen ‘’Asos’’ adlarını taşıdığı incelemeler sonucunda ortaya çıkarılmıştır. Sinasos kelimesinin kökenlerine dair çeşitli görüşler vardır. Bir görüşe göre doğu tanrıları ‘’Sin’’ ve ‘’Assos’’ dan kaynaklanmaktadır. Yunanca kelimelerin bir kısmı da böyle bitmektedir. Bir başka görüşe göre Sinasos kelimesi ‘’bir yerden kovulup yeni yerde birleşen kişiler’’ anlamına gelen,’’sinaxis’’ ten gelmektedir. Beldenin birkaç yaşlı kişisi ise Sinasos adının yeni köy, azizlerin kaçıp saklandığı yer, atlar ülkesi, güneşin doğuşu, birleştirme toplama, Sin: güneş, ışık, Asos: site, şehir(güneş /ışık sitesi/şehri)gibi manalara geldiği bilgilerini vermişlerdir. Beldenin Sinasos olan adı, 1920’li yıllarda Köy ihtiyar heyeti ve köy halkının kararıyla, köye su getiren ve çeşme yaptıran Mustafa Paşa’nın adı verilerek değiştirilmiştir.
COĞRAFYASI
Mustafapaşa volkanik bir tüh platosu üzerinde yer alan tepe ve vadilerden oluşmaktadır. Kasabayı güney-kuzey yönünde kateden beyderesi kasaba merkezinde batıdan gelen gebos (bahçe) deresi ile birleşmektedir. Bey Deresi’nin kasaba içinden geçen kısmı kapatılmış ve kutu menfeze alınmıştır. Nevşehir il alanı içinde yer alan dağlardan Oylu dağı, Kızıldağ, Hodul dağı, Ertaş dağı havzanın pek çok yerinden algılanabilir. Mustafapaşa’da ki en büyük tepe kasabanın güneyindeki Aliye tepesidir. Nevşehir il alanı Orta Anadolu’da Erciyes Melendiz ve Hasan dağları gibi eski volkanların kül ve lavların birikmesi ile oluşmuş çok geniş bir Plato üzerinde yer almaktadır. Dağların fazla yer kapladığı genellikle engebeli bir plato görülmektedir. Mustafapaşa ise karlı kış günlerinin ardından dağlardan süzülüp vadilere hayat veren akarsularla zenginleşmektedir.
TARİHÇESİ
Kapadokya erken tarihi içerisinde Mustafapaşa’nın yeri bilinmemektedir. Mustafapaşa’da erken Hristiyanlık öncesine ait olabilecek herhangi bir arkeolojik ya da epigrafik veri saptanmamıştır. Yerleşme en yakın arkeoloji müzesi olan Ürgüp Arkeoloji Müzesi’nde söz konusu dönemlere ait Mustafapaşa kökenli eser yoktur. Sadece milattan önce 10 milyon yıl öncesine tarihlenen bir dinozor fosili(mamut dişi) bulunmuştur.1925 yılından önce Mustafapaşa da yerli halk çevre köylerden gelip buraya yerleşenlerden oluşmaktaydı. Kasabanın tarihi geçmişi çok eskiye dayanmakla beraber kesin ve net bilgilere ulaşılamamaktadır. Kasabada Türkler ve Rumlar tarih boyunca iç içe yaşamışlar ve iki toplumun birbirine bağlayan ortak yanlarının oldukça fazla olması nedeniyle dostane ilişkiler geliştirmişlerdir. Hepsinden önemlisi ortak kültürel özelliklerdir. Sinasos un 1800’lü yıllarda Kapadokya bölgesinin büyük bir kültür, ticaret ve alışveriş merkezi olduğu söylenmektedir. Kısıtlı tarım olanakları nedeniyle sürekli dışa göç veren Sinasos Konstantinopolis fethinden sonra devamlı olarak İstanbul ile ilişki içinde olmuş Sinasos erkekleri para kazanmak için İstanbul’a gitmişler para kazanıp gelip evlenmişlerdir. İstanbul’da zengin olup Sinasos’ta ev okul hamam yaptırmışlardır. İstanbul’daki ticaret yaşamı Sinasos’luların örgütlenme becerisini hızla yükseltmiş aralarındaki dayanışmayı güçlendirmiştir. O kadar ki İstanbul’daki deniz ürünleri onların tekeline girmiş, havyar loncası Sinasosluların olmuştur. İstanbul’da zenginleşenler İstanbul’da moda olanı Sinasos’a taşımaya çalışmışlardır. Örneğin İstanbul Fener’deki taş evlerin benzerlerini Sinasos da yaptırmak istemişlerdir. Sinasos taki 1840 1914 dönemi yapılan yapılar bu yaklaşımı sergilemektedir. Zenginleşmeyle birlikte İstanbul’un görece yüksek yaşam kalitesi Sinasos’a taşımak istenmiştir. 1821’de ilkokul 1840’ta erkek lisesi 1872’de kız lisesi yaptırmışlar dışarıdan ressam müzisyen getirmişler bu okullarda Yunancanın yanı sıra Fransızca öğretilmeye başlanmıştır. Ayrıca 1500 kitap içeren bir kütüphanede bulunmaktaydı. Önemli bir yerleşim yeri olan bu kasabaya gelenlerin kalabileceği büyük bir otel 2 adet eczane bir doktor, bir hamam bunun yanı sıra çok büyük köprülerin olması da şehrin önemini göz önüne sermektedir. 1923 yılında gerçekleşen nüfus mübadelesi dir mübadele ile beraber Yeni kurulan Türkiye cumhuriyeti’nde İstanbul dışında yaşayan Rumlar ile Batı Trakya dışında Yunanistan sınırları içerisinde yaşayan Türk nüfus karşılıklı olarak yer değiştirmiştir. Sinasos’a mübadele ile gelen Türk nüfusu Yunanistan’da Selanik sınırları içerisinde kalan Jerveni ve Kastoria (Kesriye) köylerinde yaşamaktaydı. Yunanistan’daki bu köylerden yola çıkan Türk nüfusu deniz yoluyla İzmir-Mersin şehirlerine ulaştıktan sonra karayoluyla Sinasos a gelmişlerdir. Mübadele sırasında Sinasos dan ayrılan Rum nüfusu karayolu ile Mersin’e buradan da Yunanistan’a ulaşmıştır. İlk dönemde mübadele sonrası nereye yerleştirildikleri araştırma sırasında öğrenilmemiştir. fakat daha sonraki dönemlerde Yunanistan’da Nea Sinasos (Yeni Sinasos) adında bir yerleşim yeri kurmuşlardır. Damsa çayı ve kollarının oluşturduğu vadilerin manastır Gomeda Bey Deresi gibi cephelerinde kuruluğu Kaya oyma yığma taş ya da ikisinin karışımı olan yapılar gerçekleştirilmiştir. Çevreye ve iklime uyumlu olduğu anlaşılan yapı dokusu eşsiz bir mimari zenginlik sunarken birlikte yaşama kültürünün estetik izlerinide sergiliyor. Mükemmel bezemeli konsolların yükselttiği balkonlara sahip avlulu konutlar ya da Konaklar dıştan son derece yalın içeride rengarenk, iki katlı yaygın plana sahip olmakla birlikte neredeyse her birinin farklı bir özgünlüğü vardır. İkinci katlar çoğunlukla figürlü figürsüz resimlerle donatılmıştır. 19. Yüzyıllar da inşa edilen Mustafapaşa evleri inanılmaz mükemmellikte ki taş ve ahşap işçilikleri, tavan süslemeleri, yüklükleri ile daha da önemlisi dindışı resimleri ile parlak dönemi günümüze kadar taşır.
SOSYO KÜLTÜREL YAPI
Belde gerek tarihi coğrafi dokusu gerekse zengin kültürel yapısı dolayısıyla bir turizm cenneti konumundadır. Ayrıca, tarihi dokusu içinde mübadele yerleşimi olması özelliği ile, dinleri buluşturan niteliği de beldeyi ön plana çıkarmaktadır. Yakın çevresine göre değerlendirildiğinde, korunmuş tarihi dokusu ile belde, yerli ve yabancı turizm açısından önemli bir değere sahiptir. Beldenin turizm açısından dışa açık bir yapıya sahip olması ve dolayısıyla belde halkının yerli-yabancı turistlere etkileşiminin bulunması sosyo-kültürel yapısını da etkilemektedir. Belde halkı, her ne kadar gelenekselliği koruyor olsa da modern ve yeniliklere açık bir görünüm sergilemektedir. Gündelik yaşam akışına bakıldığında kültürel yapı içinde geleneksel özellikler tam olarak ortadan kalkmamıştır. Ancak geçmişe oranla etkisi ve gücünü kaybetmiştir. Aynı şekilde model olan da tam anlamıyla beldeye yerleşmiş ama kendisine gözle görülür bir yer edinmiştir. Bu nedenle Mustafapaşa beldesi için en doğru değerlendirme, bir ‘’geçiş dönemi’’ yaşıyor olduğudur. Araştırmalar da maddi hayat başlığında ekonomi ,eğitim ve sağlık sistemleri sosyal antropolojik yöntemle incelenmiştir. Belde bağcılık, şarapçılık ve inşaat ustalığının önemli ekonomik faaliyetler olduğu görülmektedir. Bunların yanı sıra tarım ve hayvancılık da geçerlidir. Ancak arazilerin elverişsizliği ve iklim özellikleri nedeniyle tarım ve hayvancılık aileye ek gelir düzeyinde küçük çapta yapılmaktadır. İnşaat alanında temiz ve kaliteli işçilik dayanıklı ve sağlam yapı becerisi mesleğin babadan oğula geçmesi gibi nedenlerle beldenin ustaları aranır niteliktedir.
Yöresel Edebiyat, Müzik, Halk Oyunları:
Buradaki göçmen halk Yunanistan’dan göçen fakat yaşadıkları bölge Makedonya sınırlarına yakın olduğundan Makedonca konuşmaktaydılar. Farklı bir kültür çevresinde yaşamış bu insanlar geldikleri bölgenin kültürünede aşina olmuşlardı. Beraberinde farklı türde halk oyunları ve müzik tarzı getirmişlerdi. Mustafapaşa’ ya gelen ilk göçmenler kendi aralarında toplanıp makedonca ağıtlar ve türküler söylemekte ve buna yaşadıkları kültürün halk oyunları ile eşlik etmekte idiler. Düğünler çok eğlenceli ve haftalarca devam etmekteydi. Bu kültür bugün bile yaşatılmakta ve kapadokya bölgesine meşhur hale gelmiştir. Bugün yerli düğünlerinde bile göçmen ezgileri çalınmaktadır. Kültür karışımının en güzel örneklerinden biridir.
El Sanatları: şehrin en önemli el sanatı Kızılırmaktan çıkarılan toprakla yapılan testidir.Testi yapım sanatı Hititlerin bırakmış olduğu bir mirastır ve m.ö 2000 yılından beri üretilmektedir. Bu testilerin hammaddesini, mineralce zengin kızılırmağın eski yataklarından ve çevresindeki bazı dağlardan elde edilen killer oluşturmaktadır. Bu yumuşak ve yağlı-killi topraklar iyice elenmiş harmanlanmış ve testi yapımında kullanıma uygun hale getirilmiştir. Işlik denilen atölyelerde, elde edilen bu çamur ayak yardımı ile döndürülen çarklarda ustaca şekillendirilir, önce gölgede sonra güneşte kurutulur, daha sonra özel fırınlarda 800-1200 derece arasında özenle pişirilir. Günümüzde bile hititlerin dini törenlerinde ve birçok alanda kullandıkları testi modelleri yapılmaktadır. Bunların en gözde olanı ise yuvarlak formda ve üç parçadan oluşan bir hitit testisi dir. Bu testinin ortasında bir delik bulunmakta ve güneş tanrısını sembolize etmektedir. Bu testi tanrıyı içme denilen bir tür dini törende kullanılırdı. Bu çoğu uzman tarafından tanrı ile bütünleşme olarak yorumlanmıştır. O dönemde insanlar bu testide şarap bulundurur ve güneşin doğuşuyla bu delikten geçen güneş ışınları, şarabın tanrı tarafından kutsanmasına bir işaret olarak görülmüştür. . Hititler, çanak çömlek yapımı konusunda uzmandir. Kaynak sularını şehirlere taşımak ve su ihtiyacını karşılamak için bir boru hattı kurdular. Bu amaçla tasarlanan şebeke, uzun bir boru hattı oluşturacak şekilde kenarları birbirine oturan toprak borulardan oluşuyordu. Kentlere içme suyu getirmek için kullanılan su boruları, ayrıca kirli su ve yağmur sularını aktarmak için de kullanılıyordu. Avanos şehri böylelikle aşıkların bile diline destan olmuştur.
Mimari
Mübadele öncesi beldede yaşayan Rumlar ticaret ile uğraşmalarından (özellikle havyar ticareti) dolayı yörenin en varlıklı insanlarıydılar. Onların bu zenginlikleri oturdukları konakların mimarisi ne de yansımıştır. Mübadele dönemindeki sayısı 700 olan konaklardan günümüze gelenleri kapılarından, işlemelerine, süslemelerine, taş işçiliğinden mekanların genişliğine, o dönemin heybetini taşımaktadır. Genellikle iki katlı yüksek tavanlı bahçeli ve bahçelerinde erzak saklamaya yönelik oyma kayalardan kiler ve yemek için tandır bulunmaktadır. Daha büyük konaklar tek bir bahçe içindeki birkaç yapıdan oluşmaktadır. Bu yapılar içinde şapeller de bulunmaktadır. Genel olarak alt katta birçok oda mutfak ve bazılarında şırahane bulunurken üst katta salona açılan odalar vardır. İç mekanlarda duvarlarda oymalar, kabartmalar, süslemeler, resimler bulunmaktadır. Resimler kapılar ve dolaplar kök boyası ile renklendirilmiştir. Dış görünüşü renkli kapıları ve duvarlardaki tuğlaları ile dikkat çekicidir. Günümüzde beldede 93 tarihi yapı Kültür Bakanlığı’nın koruması altındadır. Bu yapıların arasında bulunan konaklardan bazıları aslına uygun olarak restore edilmiş ve çeşitli hizmetler için kullanıma açılmıştır diğerleri ise yeni sahiplerini ve restore edilmeyi beklemektedir.
Yöresel Yemekler
1924 yılına kadar Yunanistan sınırlarında yaşamış olan türk halkı mübadele sonrası Sinasos’a yerleşmiş beraberinde ise kültürlerini getirmiştir. Geniş bir yemek kültürüne sahip bu göçmen nufus bugün bile geleneklerini sürdürmektedir. Buna örnek olarak gösterilebilecek bazı yemek çeşitleri aşağıdaki gibidir.
1.Tranenik: un, tuz ve ayran yoğurularak boncuk haline getirilir. Kurutularak yağlanmış tepsiye dizilir. üzerine pekmez ilave edilerek yenir.
2.Maznik: yufka arasına hazırlanan yoğurt peynir ve yumurta karışımı ile elde edilen harç yerleştirilir tandırda pişirilir.
3 Mileçnik: un, şeker, yumurta ve süt karışımından elde edilen bir tatlı türüdür. Kazandibine benzer.
4 Koripaparoni: Saç üzerinde pişirilen yufkalar tepsiye dizilir üzerine tavuk suyu ve ceviz sosu dökülür. Afiyetle yenir.
TURİSTİK YERLER
- Aios Konstantinos ve Eleni Kilisesi: İki cemaat kilisesinden en eskisidir. Belediye meydanı Mehmet Şakirpaşa caddesi’nde yer alan bazilikal yapılı bir yapıdır. Malzeme olarak düzgün kesme taş kullanılmıştır. Üç nefli ve dikdörtgen planlı olan yapının batı cephesi’nde üç bölümlü bir narteks yer almaktadır. Narteks cephesi’nde üste üç dikdörtgen karakterli düz atkılı ve üç pencere açıklığı görülür. Bu pencere açıklarından ortada yer alanın çerçevesinde kenarları pahlı enlice bir taş bordür Hac kompozisyonu oluşturmaktadır. Bu kollardan birini oluşturan lentonun cephesi’nde ve iki yanında hayvan figürleri görülmektedir. Ortada başları birbirine bakar şekilde verilen, vücutları düğümlü iki ejder ile bu kompozisyonun iki yanında melek ve çift başlı kartal motifi yer alır. Üç nefli bazilikaya dıştan ikiz kemerli içten basit bir kapı ile girilmektedir. Narteks üzerinde yer alan galeriye içten merdivenle çıkılmaktadır. Nefleri düzgün kesme taşlarla oluşturulan kare planlı kaideler üzerine oturan boyalı sütün dizileri ayırmakta: sütunları ise birbirine sivri kemerler bağlamaktadır. Eski bir evrakta kilisenin kurucusunun Patmos adlı Kayseri başpiskoposu Neophitos olduğu kayıtlıdır. Ama yerel rivayete göre kilise, fakir bir Türk’ün ve dindar sinasos halkının millet borcu olarak sunulmuştur. Kel Mehmet adlı bir Türk kendisini İstanbul’a velinimeti olan Sinasos havyar tüccarı Prodromos Tantirtzis’e teşekkür etmek istemiştir. Kel Mehmet o kadar başarılı olmuş ki yıllar sonra sarayda vezir olmuş Tantirtzis’i makamına çağırmış ve ‘’dile benden ne dilersen istediğin’’ gerçekleşecektir demiştir. Yanıt vermeden Sinasos’a dönen Tantirtzis hemşerilerine danışarak bir kilise yaptırmak için vezirden izin istemiş o dönemde böyle bir izin verilmeyeceği halde Kel Mehmet kimi rivayete göre 40 kimisine göre 80 gün içinde bitirdiği takdirde kilisenin yapımına izin verilmiş sadece Sinasoslular değil çevre köydekiler de birleşerek belirtilen süre içinde kilise tamamlanmıştır. Öyküsü rivayetlere dayansa da günümüze kadar görkemini koruyarak gelen Konstantinos ve Eleni Kilisesinin ana girişi üzerine şöyle yazmaktadır; ‘’Ben en Mukaddes kraliyet ailesinin kilisesiyim Konstantin ve Helena’nın, I. Sultan Ahmet zamanında tamamen inşa edildim. I. Abdülmecid zamanında tezyin edildim ve meşhur Paisios piskopos olduğunda Sinasos halkının gayretleri ve harcamaları ile 1729 yılında tamamlandım 1850 de onarıldım.’’ Kilise 1895 yılında ikinci kez onarılmış ve o tarihte ressam Kostis Meletyades tarafından ikonaları boyanmış Çan kulesi inşa edilmiştir. 2010 yılı haziran ayında Patrik Bartholomeos’un yönettiği büyük bir ortodoks ayini yapılmıştır.
- Aziz Nicholas Manastırı: Nicholas manastırı üzüm bağlarının ve bahçelerin arasında yeşil bir alanda beldeye 10 dakika yürüyüş mesafededir. Arazideki en cüsseli monolitik kayanın ortasına manastırın katedrali oyulmuş olup dört kanada ayrılmıştır. Bu kanatların her biri bir Azize ithaf edilmiştir. Bunlar Aziz Nikolas, Azize Barbara, Aziz Savvas ve Aziz Minnas’dır. Çevresindeki kayalara oyulmuş kiliseler ise Mukaddes Yahya(Ayestefanos), vaftizci Yahya ve Azize Barbara şapelleridir. Manastırda o dönemde yapılan özel kutlamalara Rumların yanı sıra Türklerde ziyarette bulunurlardı. Manastırdaki bir mağarada bulunan suyun şifalı olduğu ve kaşıntılara iyi geldiği söylenmektedir. Ayos Nicholas’ın biraz yukarısındaki tepede Vasilios Faslahas’ın 1876’da ki harcamalarıyla kayaya oyulmuş Eliya peygamber kilisesi vardır.
- Ayos Vasilyos: Beldenin 20 dakika düzeyinde yerin altındadır. 13. Yüzyılda yapılan kilisenin içinde bulunan ve günümüze kadar gelen Aziz tasvirleri ise 17. Yüzyılda yapılmıştır. Yerin altına doğru 3 katı olan kilisenin en yüksek bölümü kilise olarak kullanılırken diğer iki kat sığınak olarak kullanılmıştır. Ana girişi kesme taşla örülmüş küçük bir yapının içindedir. Girişin tüm duvarlarında ise melekler ve azizlerin tasvirleri bulunmaktadır. Buradan inen merdivenler büyük biri salona açılır salonunun tavanında daire içinde melekler tarafından gökyüzüne çıkarılan İsa görülmektedir. Salona bağlanan iki şapel ve iki apsis vardır. Bunların kapılarında da yine Aziz tasvirleri ne rastlanmaktadır.
- Aziz Basil Kilisesi: Beldenin 4,5 kilometre güneybatısında Gomeda Vadisinde bulunmaktadır. Kilise vadi içinden yaklaşık 100 metre yüksekliktedir. İçeriye batı tarafındaki koridorla girilen kilisenin bir cephesi uçurumun kenarındadır. Güneyindeki nefin tavanında ve duvarında freskler bulunmaktadır. Günümüze bir bölümü gelen resimlerin Meryem’in İsa’nın ve Azizlerin tasvirleri olduğu düşünülmektedir. Tavanda ise büyük bir Haç bulunmaktadır. Haçın etrafı geometrik desenlerle doldurulmuştur.
- Mehmet Şakir Paşa Medresesi (Kervansaray): Aynı adla anılan cadde üzerinde yer alan asimetrik ‘U’ planlı bir yapıdır. Öğrenci odalarını oluşturan ‘U’ planın önünde dershane odası yer alır. Malzeme olarak düzgün kesme taş kullanılmıştır. Arazinin eğimli olması nedeniyle dershane kısmı iki katlı düzenlenmiştir. Mehmet Şakir Paşa caddesi’ne bakan cephede yer alan medrese’nin giriş kapısı bir taç kapı şeklindedir. Yuvarlak Kemerli giriş kapısı ile taç kapıyı oluşturan yüksek ve derin sivri kemer arasında kalan yüzeyler bitkisel ve geometrik süslemeli sivri kemer iki yana birer sütuna oturur. Yuvarlak Kemer üstünde yedi satırlık bir mermer kitabe bulunur. Bu kitabe 1898/1899 yıllarında inşa edildiği yazmaktadır. taç kapıdan üstü açık avluya girilir avlu cephelerinde öğrenci odalarının önünde sekiz kenarlı sütunların desteklediği sivri Kemerli revak yer alır revak girişindeki hücreler dışarı dikdörtgen birer pencere ve yuvarlak Kemerli birer kapı ile açılmaktadır mekanlar işten tonoz içten kırma çatı ile örtülüdür.
- Maraşoğlu Köprüsü: 1865 yılında Dimitri Maraşoğlu tarafından inşa ettirilen köprü zafer caddesi’nde yer almaktadır. Üç gözlü olan köprünün orta gözü yan gözlere nazaran daha geniştir. Her üç göz de sivri kemerlidir. Yapımında düzgün kesme taş kullanılmıştır. Köprünün belde içinde günümüzde tamamen yıkılmış olan kiliseyi beldenin doğusundaki mezarlığa bağlaması amacıyla yaptırıldığı düşünülmektedir.
- Gomeda Vadisi:
- Golgoli
- Damsa Barajı:





