KONYA
Konya Türkiye’nin yüz ölçümü bakımından en büyük ilidir. Ayrıca Türkiye’nin en kalabalık yedinci ili olan Konya, 31 adet ilçeye sahiptir. İl nüfusu 2 milyon civarındadır. 1875 yılında Konya Belediyesi, 1987 yılında çıkan kanun ile büyükşehir olarak adlandırılmaya başlanmıştır. Ekonomik açıdan Türkiye’nin en gelişmiş şehirlerindendir. Tarihsel olarak zebgin olması ve Çatalhöyük’e de ev sahipliği yapması ile bilinmektedir.
Etimolojisi
Konya şehrinin adının Kutsal Tasvir anlamında olan İkon sözlücüğünden geldiği iddia edilmektedir. Mitolojide bu konu alakalı birçok bilgi ve rivayetler bulunmaktadır. Hikayelerin birinde anlatıldığı üzere, kente saldırmakta olan ejderhayı öldüren kişinin onuruna bir anıt yapılır. Bu anıtın üzerine de olayı tasvir eden bir resim çizilir. Bu anıta ise İkonion adı verilir. Anıtın adı zaman içerisinde İcconium’a dönüşür. Bir diğer efsaneye göre iki veli, hız ile uçar gibi Anadolu içerisinde dolanmaktadır. Uzun sürede çok fazla yol gelen iki veli, yemyeşil ovalı ve berrak pınarlara sahip olan bir yerde konaklamak ve dinlenmek ister. Biri diğerine “Konalım mı ? “ diye sorar. Diğer veli de bu soruya “Ne duruyorsun kon, ya !” diye cevap verir. Bu hikayenin anlatılması ve duyulması ile Konya adı ile tanınır.
Roma zamanlarında İmparatorların adı ile değişen Claudiconium, Agusta İconium gibi adlandırmalar da bulunur. Bizans kaynaklarına göre Tokonion olarak adlandırılan şehre verilen farklı isimlendirmeler de bulunmaktadır. Bunlar arasında Ycconium, Conium, Stancona, Konien ve Konia gibileri bulunmaktadır. Araplar şehrin adını Kuniya olarak belirlemiştir. Selçuklu ve Osmanlı zamanlarında bu isim Konya’ya dönüşmüş ve günümüze kadar bu isim ile gelmiştir.
Coğrafyası
39.000 kilometre karelik yüz ölçümü ile Türkiye’deki en büyük il olan Konya Orta Anadolu’da bulunmaktadır. En büyük ilçeleri Ereğli, Beyşehir ve Akşehir’dir. Konya büyükşehir nüfusu 2020 yılı itibari ile 2.250.020 olmaktadır. Türkiye’nin en kalabalık yedinci ilidir. Zengin tarihi ile birçok devlete de ev sahipliği yapmış, birçok insana ev olmuştur. Türkiye’nin en büyük üçüncü gölü olan Tuz Gölü Konya’da bulunmaktadır. Ülkenin en büyük tatlı su gölü olan Beyşehir Gölü de Konya’da yer almaktadır. Karasal iklime sahip olan şehirde yazlar kuru ve sıcak, kışlar ise soğuk ve karlı olarak yaşanmaktadır.
Konya’da birçok farklı göl bulunmaktadır. Tuz Gölü kapalı havzasının merkezinde oluşmuştur. Ankara, Konya ve Aksaray sınırlarının kesiştiği yerlerde olan Tuz Gölü’nün bir kısmı Konya içerisinde bulunmaktadır. Türkiye’nin en büyük üçüncü gölü olan Tuz Gölü’nün derinliği 12 metre civarındadır. Yaz aylarında buharlaşmadan dolayı göl oldukça küçülür. Kuruyan kısımlarda ise tuz tortuları meydana gelmektedir. Türkiye’nin tuz ihtiyacının büyük bir kısmı Tuz Gölü’nden temin edilmektedir. Sulama ve su ürünleri için gölün suları kullanılmamaktadır.
Akşehir gölü Konya’nın kuzey batısında Konya Afyonkarahisar sınırlarında bulunmaktadır. Suyu tatlı olan göl tektonik olaylar sonucunda meydana gelmiştir. Su ürünleri açısında çok iyi bir tercihtir. Gölün suyu sulama suyu olarak kullanılır ve kamış üretimi de yapılmaktadır. Suğla Gölü Konya’nın güney batısında yer almaktadır. Tektonik hareketler ile oluşmuştur. Yağış alan yıllarda yüzeyi genişler. Kurak yıllarda ise gol kurur ve alüvyonlu göl tabanı ortaya çıkar. Bu da iyi bir tarım alanı oluşturmaktadır. Su ürünleri ve sulama açısından büyük bir önem taşımaktadır. Göl günümüzde ikiye bölünmüştür, yarısı ekili alan yarısı da göl olarak bulunmaktadır. Ilgın ( Çavuşçu ) gölü, Konya’nın kuzey batısında bulunur. Tektonik olarak oluşmuştur ve suyu tatlıdır. Ereğli Akgöl eski göl tabanına sahiptir. Tatlı suya sahip olan göl Ivriz deresinden gelen akıntılar ile beslenmektedir. Yunak Akgöl ise diğerlerine oranla çok daha küçüktür. Tatlı suya sahip olan göl çoğu kısmında bataklık olarak bulunmaktadır. Sakarya nehrine boşalmaktadır.
Yer köprü Şelalesi, Konya’ya 110 kilometre uzaklıkta bulunmaktadır. Konya’nın coğrafi harikalarından biri olarak öne çıkmaktadır. 20 metre yüksekliğe sahip olan şelalenin alt kısımlarına gitmek ise oldukça tehlikelidir. Yer köprü şelalesi, herkesi büyüleyen ve akıllarda kalıcı bir güzelliğe sahiptir. Haziran ayında şelalenin en güzel dönemleri olmaktadır. Haziran ayında açan zakkumlar ile çevre de bir doğa harikası haline gelmektedir. Yer köprü şelalesi, eski Göksu yatağının üzerinde bulunmaktadır. Göksu Irmağı 30 metre tabanda olmaktadır. Nehrin üzerinde ise doğal bir köprü bulunmaktadır. Bu köprünün etrafı çok yüksek ve kayalar ile çevrili olmasına rağmen, köprüsü düz ve çok sayıda bitkiye ev sahipliği yapmaktadır. Nehrin üstünde bulunan köprüde, kayaların diplerinden gelen suyun, tünel çıkışına üstten dökülmesi ile şelale meydana gelmiştir. Şelaleyi oluşturan su, nehirden değil, köprü üzerinden akan kaynaktan gelmektedir. Kaynak suyu yıl boyunca aynı kaldığı için köprü üzerindeki bitki örtüsü hiç bir zarar görmemektedir.
Eflatun Pınarı, Hititler Döneminde yapılmış olan kutsal bir su anıtıdır. Anıt göğü taşıyan ve yerle gök arasındaki ilişkileri kuran tanrıları tasvir etmektedir. Eflatun Pınarı, İvriz Kabartmasını andırmaktadır. 7 metre genişliğinde ve4 metre boyunda olan abide 14 taştan meydana gelmektedir. Eflatun Pınarı, bütün Anadolu’ya yayılmış olan Hitit sanatı taklidindeki anıtlardan biri olarak öne çıkmaktadır. Eserin batı kısmında yerden bir kaynak suyu çıkmaktadır. Önü kesilen su ise küçük bir göl meydana getirmektedir. Pınar’da işlenen temada bereket sembolleri olarak sayılan toprak, su ve güneş öne çıkarılmıştır.
Tarihçesi
Konya oldukça eski ve güçlü bir tarihi arka plana sahiptir. Bu nedenle de Türkiye için olduça önemli bir şehir olmaktadır. Tarih öncesi dönemden beri Türkiye’de en eski yerleşim yerlerinden biri Konya olmaktadır. Konya’da yerleşik hayatın tarih öncesi çağlarda başladığı bilinmektedir. Merkezde yer alan ve aynı zamanda da bir höyük olan, Anadolu Selçuklu’nun sultanı II. Alaeddin Keykubat’dan dolayı adı verilen Alaeddin Tepesi adı verilen tepe çevresindeki araştırmaların sonucunda, bölgede Neolitik ( Cilalı Taş Devri ) ve Erken Bronz Çağ ile ilgili bulgular bulunmuştur. Tarih öncesi çağa ait olan höyüklerden, merkeze 15 km uzaklıkta bulunan ve Konya’nın Harmancık ilçesinde yer alan Karahöyük ve Konya Ovası üzerinde en eski ve en gelişmiş Neolitik devir yerleşim yeri olan Çatalhöyük bulunmaktadır.
Roma döneminde, Anadolu ve Suriye’ye imparatorluk kurmuş olan Hitit Devleti, Konya’yı da sınırları içerisinde bulundurmuştur. Hititlerin ardından Friglerin egemenliğine olan şehir, ardından Lidyalılar, Persler ve Büyük İskender’in saldırılarına da uğramıştır. Anadolu’da Romalıların hakim olması ile Konya İcconium olarak var olmuştur.
İslamiyetin ortaya çıkması ile İslam Devleti, İstanbul’u hedef almış oldukları saldırıda Konya’ya da akınlar düzenlemiştir. Anadolu ve Konya civarlarında ilk İslami hareketler bu devirde görülmüştür. 1071 yılında Malazgirt Ovası içerisinde gerçekleşen Malazgirt Savaşı’ndan önce Anadolu’da keşifler yapan Türkler ve Büyük Selçuklular savaş sonrasında Anadolu’nun büyük bir parçası ve Konya’yı da ele geçirmiştir. Böylece bölgede uzun süredir devam eden Bizans hakimiyeti son bulmuştur. Süleyman Şah 1076 yılında Anadolu Selçukluları’nın başkentini Konya olarak belirlemiştir. Ardından 1080 yılında başkent İznik olmuştur. İznik’in ilk haçlı seferinde Bizans’ın eline geçmesi ile Konya tekrar başkent olmuştur. 1277 yılında kadar başkentlik görevi devam etmiştir. I.Alaeddin Keykubat şehrin etrafına bir sur inşa ettirmiştir. Böylece Konya Anadolu’nun en büyük şehri haline gelmiştir. Selçukluların yıkılmasının ardından Konya, Karamanoğulları topraklarına eklenmiş ve beyliğin başkenti haline gelmiştir. Konya Osmanoğulları ve Karamanoğulları arasında 16 defa el değiştirmiştir.
Konya şehri 1467 yılında kalıcı olarak Osmanlı egemenliğine girmiştir. Sultan II.Mehmed Konya’yı alarak Karamanoğulları’nın hakimiyetini bitirmiştir. Osmanlı zamanında Konya ilk olarak Karaman eyaletinin ardından da Konya Vilayeti’nin merkezi haline gelmiştir. Osmanlı Rus Savaşı ve Balkan Harbi’nin gerçekleşmesi ile müslüman Arnavut, Çerkes, Boşnak ve Kafkas muhacirleri tarıma el verişli olması nedeni ile Konya ve ilçelerine yerleştirilmiştir.
Milli mücadele döneminde Konya Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti Kadınlar Şubesi’nin açılması ile ajanların ve azınlık temsilcilerinin çabalarına rağmen kurtulmuştur. Konya Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti’nin yaptığı çalışmalar Mustafa Kemal Paşa tarafından da takdir edilmiştir. Bu çalışmalar arasında işgale ve işgalcilere karşı düzenlenen protesto mitingleri bulunmaktadır. Bu mitingler Konya halkının işgale karşı duruşunu ve gücünü göstermiştir. İlk kadın mitingi Konya’da gerçekleşmiş ve işgale karşı duruç gösterilmiştir. Konya işgale uğramatan Ankara, Kayseri ve Yozgat gibi iller ile birlikte Kurtuluş Savaşı’nda ordunun ihtiyaçlarının giderildiği bir merkez haline gelmiştir. Cephenin ihtiyaçları Konya’da toplanmış ve cepheye iletilmiştir. Ayrıca cephede bulunan yaralılar ve hastalar da burada tedavi edilmiştir.
Cumhuriyet döneminde 1987 yılında Konya büyükşehir olmuştur. İlk olarak Karatay, Meram ve Selçuklu il sınırlarına dahil edilmiştir. 2014 yılındaki seçimlerin ardından büyükşehir belediyesinin sınırları il mülki sınırı haline geldi.
Mustafa Kemal Atatürk’ün İstanbul ve İzmir’in ardından en çok ziyaret ettiği şehirlerden biri de Konya’dır. Atatürk Konya’yı 12 defa ziyaret etmiştir. İlk defa 3 Ağustos 1920’de Konya’ya gelen ulu önder, trenle gelmiştir. Yanında o dönemin milli savunma bakanı Fevzi Çakmak, Genel kurmay başkanı Şemsettin, 12. Kolordu Komutanı Fahrettin Altay paşa bulunmaktaydı. Konya’da Atatürk Köşkü ve Atatürk Anıtı’da bulunmaktadır.
Konya’nın en önemli miraslarından biri de Nasreddin Hoca’dır. Halk dilinde duygu ve mizahı içermesi ile gülmece türünün en büyük öncülerinden olmaktadır. Nasreddin Hoca, Sivrihisar’ın Hortu bölgesinde doğmuştur. Akşehir’de ise vefat etmiştir. Babasının ölümünden sonra Hortu’ya dönen Nsareddin Hoca, köy imamı olmuştur. 1237’de Akşehir’e yerleşmiş ve İslam dini ile ilgili çalışmalar yapmıştır. Kendisine verilen ilk ad Nasuriddin Hace’dir ancak bu ad zaman içerisinde Nasreddin Hoca halini almıştır.
Nasreddin Hoca gülmecelerinde odak olarak sevgi, yergi, övgü ve kendi kendi ile çelişmeyi kullanmıştır. Bu gülmecelerin temel kaynağı ise Anadolu insanlarının, belirli olaylar karşısındaki tutumlarıdır. İnsanları izleyerek bu durumları öğretici bir şekilde sunmuştur. Nasreddin Hoca, halkın duygularını yansıtır bu nedenle de çok fazla sevilen bir isimdir. Gülmecelerinde söyletilen kişi, söyletenin ağzından yazılı bu da Nasreddin Hoca’nın kendi sesini duyurduğu anlamına gelmektedir.
Nasreddin Hoca’nın gülmecelerinde halkın duygularını yansıtan ve dile gelen biri de eşektir. Hoca eşeğinden ayrı olarak düşünülmemelidir. Bineği olan eşek temelse yergi ve alay ögesi olarak bulunmaktadır. Eşekler acıya, sıkıntıya ve açlığa olan katlanmanın en yaygın olarak kullanılan simgesidir. Soyluların çevresinde üretilen gülmecelerde at bulunur. Halkın gülmecelerinde ise bu her zaman eşek olarak karşımıza çıkmaktadır. Gülmecelerde güldüren öge ile yeren öge hep yan yana olarak bulunmaktadır. Nasreddin Hoca tüm Türkiye’ye yayılan bir değerdir. Bektaşi , Bekri Mustafa, İncili Çavuş gibi yörelerin gülmece şekillerinin oluşmasına da büyük bir katkı sağlamıştır.
Sosyokültürel Yapı
Konya ekonomisi tarım, hayvancılık, sanayii, halıcılık ve turizm sektörlerini içermektedir. Başlıca ürünler arasında ise buğday, arpa, şeker pancarı, bohut, patates gibi birçok farklı ürün bulunmaktadır. Meyve olarak ise üzüm, elma, karpuz, kiraz, kavun ve vişne yetiştirilmektedir. Sebze olarak ise domates, havuç, pırasa ve ıspanak gibi ürünler mevcuttur. Hayvancılıkta küçükbaş ve büyükbaş hayvanların yanı sıra Ankara keçisi, kul keçisi ve tiftik keçisi de yetiştirilmektedir. Tavukçuluk ve arıcılık da yapılmaktadır. Şehrin sahip olduğu akarsu ve göllerde tatlı su balıkçılığı da mevcuttur.
Sanayii kuruluşları dokuma, un, şeker, tuğla, kiremit, tarım makineleri, makarna ve bulgur, salça, deri konfeksiyon olarak özetlenebilmektedir. Konya Beyşehir’de en öne çıkan sektör ise halı dokumacılığı olmaktadır. Mevlana’da dolayı turizm de oldukça yüksek br kitleye sahiptir. Konya’da bulunan müzeler, Selçukluya ait eserler ve birçok doğal harika ile turistik yerlere de gidiş yapılabilmektedir.
Konya topraklarında tuz, linyit, barit, kireçtaşı, magnezit, lületaşı, çimento hammaddesi, kurşun, çinko ve kil de bulunmaktadır. Üretim alanlarında makine sanayisi, kimya, otomotiv ve ambalaj sanayisi gibi birçok alanda üretim yapılmaktadır. Konya 130 ülkeye ihracat gerçekleştirmektedir. 1.3 Milyar Dolar yapan Konya’da halk da büyük oranlarda sanayide ve üretim alanlarında tarımcılık ile hayatını sürdürmektedir.
Konya’da ilkbaharda konveksiyonel yağışlar görülmektedir. Konya ikliminin en önemli özelliklerinden biri de yazların çok geç başlaması ve kışların da çok geç bitmesidir. Step ikliminin en belirgin özelliği olan yaz kuraklığı Türkiye’deki en kaliteli buğdayların yetişmesine neden olur. Baharda nem ve yağmurlar ile yeşeren buğdaylar, yazın sıcakla birlikte sarıya döner. Türkiye’de sis içeren gün sayısı en fazla olan il Konya’dır. Bunun nedeni ise Konya ovasının çanak şeklinde olmasıdır. Bu gibi özellikler de şehirdeki ekonomik faliyetleri de büyük bir şekilde etkilemektedir.
Konya’da yıllık nüfus artışı %0,79 olarak ölçülmüştür 4 Şubat 2021 TÜİK verilerine göre Konya’da 31 ilçe ve belediye, bu belediyelerde ise 1154 mahalle bulunmaktadır. Konya’nın en kalabalık ilçesi ise Selçuklu’dur.
Konya’da 3 adet devlet, 2 adet vakıf üniversitesi bulunmaktadır. Şehrin nüfusunun büyük bir kısmını ise üniversite öğrencileri oluşturmaktadır. 1975 yılında Konya’nın en köklü üniversitesi olan Selçuk Üniversitesi kurulmuştur. 2010 yılında Necmettin Erbakan Üniversitesi, 2018 yılında da Konya Teknik Üniveristesi kurulmuştur. Vakıf üniversiteleri olan Konya Gıda ve Tarım Üniversitesi 2013, KTO Karatay Üniversitesi ise 2010 yılında kurulmuştur.
Konya’nın ve civar illerinin coğrafi yapılarında dolayı bu bölgelerde bisiklet sporu sık sık yapılmaktadır. 5 – 9 Eylül tarihleri arasında Konya’da Uluslararası Mevlana Bisiklet Turu yapılmaktadır. Konya’da en çok ilgi çeken diğer bir aktivite ise semazen gösterileri olmaktadır. Mevlana’yı anmak için ve manevi yönünüzü yükseltmek için bu semazsen gösterileri birçok insanın ilgisini çekmektedir. Mevlana Semazen gösterileri Konya Belediyesi tarafından ücretsiz olarak düzenlenmektedir.
Mimari
Konya mimarisi en çok Anadolu Selçukluları döneminden izler taşımaktadır. Bu dönemde Konya’ya kütüphaneler açılmıştır. Tarih, edebiyat, sanat ve tıp gibi alanlarda eğitim verilmesi için medreseler, camiiler, türbeler, çeşmeler, kaleler, hanlar, hamamlar, çarşı ve bedestenler, köprüler ve saraylar yapılmıştır. Konya eski zamanlardan gelen mimari miraslar açısından çok fazla esere sahiptir. Mevlana Müzesi, Konya Arkeoloji Müzesi, Konya Atatürk Evi Müzesi, Karatay Medresesi ( Çini Eserleri Müzesi ), Sıraçlı Medrese ( Mezar Anıtları Müzesi ), İnci Minare ( Taş Ahşap Eserleri Müzesi ), Konya Etnografya Müzesi, Konya İzzet Koyunoğlu Şehir Müzesi ve Konya Sahibiata Müzesi şehirde bulunmaktadır.
Alaeddin Camii 1220’de Anadolu Selçuklu Devleti sultanı I. Alaeddin Keykubad tarafından inşaa ettirilmiştir. Sekiz Anadolu Selçuklu Sultanı da burada gömülmüştür. Mevlana Müzesi, Konya’da olan ve eskiden Mevlana’nın dergahı olarak bulunmaktadır. 1926 yılından beri faaliyet gösteren müze, Mevlana Türbesi olarak da adlandırılmaktadır. Yeşil Kubbe adı verilen Mevlana’nın türbesi dört kalın sütun üzerine yapılmıştır. 19. Yüzyılın sonlarına kadar yapı eklemeler ile devam ettirilmiştir. Osmanlı sultanlarının Mevlevi tarikatlarında bulunması sebebi ile türbeye çok fazla özen gösterilmiş ve iyi bir şekilde günümüze kadar korunmuştur. Müze alanı bahçesi ile birlikte olarak 6500 metre kare alanda bulunmaktadır. Gül bahçesi olarak düzenlenen alanlar ile mevcut alan 18.000 metre kareye çıkarılmıştır. Türbe Mevlana’nın ölümünden sonra inşa edilmiştir.
Sadrettin Konevi Camii Konya’da bulunan ve 13. Yüzyıl Selçuklu dönemine ait olan bir camidir. Cami Sadreddin Konevi’nin türbesinin bahçesinde bulunması oldukça önemli olmaktadır. Cami hala kullanılabilmektedir. Cami girişinde bulunmakta olan kitabede, Sadrettin Konevi adına cam 1274’de inşa edilmiştir. 1899 yılında Ferit Paşa tarafından tadilattan geçirilen cami hala kullanımdadır. Cami dikdörtgen yapıda olamktadır. Kesme taş ve moloz taşlardan inşa edilmiştir. Giriş kapısı ise hale orjinalini korumaktadır. Bu kapı üzerinde olan mahfilde küçük bir kütüphane bulunmaktadır. Giriş kapısının yanından türbeye geçilmektedir. Cami ilk yapıldığında çiniler ile kaplansa da zamanla süslemeler yok olmuştur. Mihrab üzerinde bulunan süslemeler ise hala mevcuttur. Türbesi klasik Selçuklu yapılarına benzer şekilde konik bir çatıya sahiptir. Çatı ahşaptır ve kafes şeklinde bulunmaktadır.
Çatalhöyük Konya’nın en önemli tarihi zenginliklerinden biridir. Çatalhöyük Orta Anadolu’da bulunan günümüzden 9 bin yıl kadar öncesinde yerleşim yeri olarak kullanılmıştır. Neolitik ve Kalkolitik Çağ yerleşim yeri olan Çatalhöyük yan yana iki adet höyükten oluşur. Doğu kısmı Neolitik Çağ’da, batı kısmı ise Kalkolitik Çağ süresince kullanılmıştır. Çatalhöyük Konya’nın 52 kilometre güneydoğusunda bulunmaktadır. Doğu yerleşiminde Cilalı Taş Dönemi’ne ait yerleşim alanları bulunmaktadır. Batı bölümünde yerleşim alanları ve Bizans yerleşim bölgeleri bulunmaktadır. Höyüklerde yerleşim alanlarının büyüklüğü, barındırdıkları nüfus ve sanat, kültür mirasları oldukça fazla dikkat çekmektedir. Yerleşim alanında 8 bin insanın yaşamış olduğu tahmin edilmektedir. Çatalhöyük’ü diğer alanlardan farklı kılan köyü aşıp kentleşme şeklinde yaşamın olmasıdır. Dünyanın en eski yerleşme alanlarından olan alanda yaşayan eski insanlar ilk tarım yapan topluluklardan olmaktadır. Çatalhöyük 2009 yılında UNESCO Dünya Mirası listesine geçici olarak eklenmiş ve 2012 yılında kalıcı olarak listeye giriş yapmıştır.
Çatalhöyük’te birçok kalıntılar da bulunmaktadır. Bunlar obsidyen aynalar, taş boncuklar, el değirmenleri, havanlar ve havan elleri, yüzükler, bilezikler, kaşıklar ve cilalanmış kemikten kemerler olarak örneklenebilmektedir. Çatalhöyükte yaşayanların avcı ve toplayıcı bir topluluk olduğu bilinmektedir. Buğday, arpa ve bezelye o dönemlerde de yetiştirilmektedir. Sığırı evcilleştirmişler ve avcılık yapmaya da devam etmişlerdir. Ilıcapınar’dan tuz üretildiği ve etraf yerleşimlere satıldığı da bilinmektedir. Kumaş parçaları ise o zamanlarda dokumacılığın da bulunduğunu göstermektedir. Çanak çömlekler, ahşap işçilikleri, sepetçilik ve kemikten üretilen aletler el işlerinin de ne kadar gelişmiş olduğunu göstermektedir.
Konya’da her yıl Vuslat Yıldönümü Uluslararası Anma Törenleri ( Şeb – i Arus Törenleri ) düzenlenmektedir. Şeb – i Arus düğün gecesi anlamına gelmektedir. Mevlana Celaleddin Rumi’nin ölüm yıl dönümü 17 Aralık gününe rastlayan haftalar boyunca yapılan ve Vuslat Yıldönümü Uluslararası Anma Törenleri olarak adlandırışmış olan törenler Konya halkı arasında oldukça popülerdir.
Konya Uluslararası Mistik Müzik Festivali, ilk defa 2004 yılında düzenlenmiştir. Daha öncelerde Şeb – i Arus kapsamında yapılan festival 2008 yılından beri kapanış gecelerinde yani Mevlana’nın doğum gününde düzenlenmektedir. Bu festival ile Mevlana’yı anma ve anlamaya yönelik etkinlikler yapılmaktadır.
Yöresel Yemekler
Konya tarım ve hayvancılıkta en gelişmiş illerden odluğu için farklı tatlarda ve tariflerde, eskilerden günümüze kadar uzanmış yemekleri bulunmaktadır. Bunlar arasında çok fazla meşhur olan ve dünyaya adını duyurmuş birçok tarif bulunmaktadır. Osmanlı ve Selçuklu Devletlerinin mirasları günümüze kadar ulaşmıştır.
Konya Mutfağı, mutfak mimarisi, kullanılan araç gereçler, yemek çeşitliliği ve pişirme yöntemleri ile benzersiz bir mutfak olarak öne çıkmaktadır. Selçuklu saraylarında altın tepsi ve sahanlar ile sunulan yemekler özenle hazırlanmaktadır. Mutfak ile ilgili olarak ilk ekipler Mevlevi Mutfağı’nda başlamıştır. Dünyada adına anıt mezar yaptırılan ilk açşı başı Ateşbaz – ı Veli, Konya’da bulunmaktadır. Ateşbaz – ı Veli, Mevlana’nın aşçı başıdır ve türbesi de Konya’da bulunmaktadır.
Arabaşı Çorbası
Arabaşı çorbası ana yemek kadar doyurucu olabilmektedir. Konya’ya özgü bir yemek olması ile adını duyurmuştur. İçerisinde tavuk, domates ve farklı baharatlar bulunmaktadır. Yanında hamuru ile birlikte servis edilmektedir. Hamuru çorbanın içine batırarak yenilmektedir. Elle yenen bir yemektir. Hamur su, tuz ve undan yapılmaktadır. Bulamaç haline gelen karışım muhallebi kıvamında olana kadar pişirilir. İki parmak kalınlığında olacak şekilde tepsiye dökülen hamur dinlenmeye bırakır.
Çorbanın da pişmesinin ardından hamur baklava şeklinde kesilir ve servis edilir. Kaşığa ilk olarak pir parça hamur alınır, ardından da çorba kasesine daldırılır. Hamur çiğnenmeden yenmektedir. İsteğe göre el ile de yenebilmektedir. Konya’da soğuk kış günlerinde çok sık tercih edilmektedir.
Etli Ekmek ( Pide )
Konya ile özdeşleşmiş olan yemekler oldukça fazladır ancak aralarında en meşhur olanlarından biri de etli ekmektir. Akla gelen ilk isim Konya olmaktadır. Soğan, domates, biber, et ve hamurdan yapılan etli ekmek görüntüsü ile pideyi andırmaktadır. Konyalılar genelde etli ekmeğe etlekmek adını verir ve öyle kullanırlar. Önemli olan kısmı yemekte kuzu etinin kullanılmasıdır. Konya etli ekmeği Türk Patent ve Marka Kurumu tarafından özgün olarak belirlenmiş ve resmi kayıtlara da geçirilmiştir. Konya etli ekmeğinin azami boyu 90 cm ve eni de 20 cm olarak belirlenmiştir. Etin elde ve iki bıçak ile doğranarak hazırlanması sonucunda yapılana bıçak arası, et ve peynir karışık olarak bulunuyorsa bu çeşide de Mevlana adı verilmektedir. Konya’da bu ekmekler aile toplanmalarında ya da misafirlere sürekli olarak verilmektedir.
Çebiç
Çebiç Konya’ya ait olan en ünlü yemeklerden birisidir. Kuzu ciğerinin ızgara ocak üzerinde pişirilmesi ile kahvaltıda, tandırda pişen kuzu etinin ise bulgur pilavı üzerinde sunulması ile çebiç ortaya çıkmıştır. Konyalılara göre Çebiç eylül ayında çok daha lezzetli olmaktadır. Bunun nedeni ise kuzuların o aylarda olgunlaşmasıdır. Selçuklu döneminden günümüze ulaşan Çebiç’ten Mevlana’nın eserlerinde de bahsedilmektedir. Çebiç yapılırken sadece ön kol ve kaburga etleri kullanılmaktadır. Etler bakır bir kaba konu ve ardından taş fırında meşe odunu ateşi ile pişer. Pişirme süresi ise 5 – 6 saat arasında değişmektedir. Uzun sürede pişen etin 3 kilosundan 1 kilo kebap elde edilir. Çebiç’in yanında soğan ile ikram edilmektedir.
Mevlana Böreği
Üçgen şeklinde açılmış olan hamurun arasına maydanoz, soğan ve kıyma konulması ile yapılmaktadır. Çıtır çıtır olan bu böreğin içine farklı içler de hazırlanarak isteğe bağlı olarak servis edilebilmektedir.
Önemli Kişiler
Mevlana
Nasrettin Hoca
Gezilecek Yerler
Mevlana Müzesi
Mevlana Dergahı günümüzde Mevlana Müzesi olarak kullanılmaktadır. Selçuklu Sarayında gül ile dolu olan bahçe, Sultan Alaeddin Keykubat tarafından Mevlana’nın babasına armağan edilmiştir. Mevlana’nın babası hayatını kaybettiğinde ise türbe bugün bulunduğu alana defnedilmiştir. Gül bahçesine defnedilen ilk kişi Mevlana’nın babasıdır. Babasının ölümünden sonra türbe yapmak isteyen kişiler Mevlana’ya ulaşmış ancak, Mevlana onlara gök kubbedeb daha iyi türbe mi olur diyerek gelen teklifleri geri çevirmiştir. Mevlana’nın 17 Aralık 1273 yılında hayata gözlerini yumması ile birlikte oğlu Sultan Veled, Mevlana’nın mezarı üzerine türbe yapılmasını kabul etmiştir. Kubbe – i Hadra yani Yeşil kubbe olarak adlandırılan türbe dört ayağı üzerine Mimar Tebrizli Bedrettin’e tasarlattırılmış ve yaptırılmıştır. 1296 ‘da türbe Konya Asar – ı Atika Müzesi olarak kullanılmaya başlanmıştır. 1954 yılında ise müze yenilenmiş ve adı da Mevlana Müzesi olarak değiştirilmiştir. Dervişan Kapısı’nda müze avlusuna girilmektedir. Güney tarafında matbah ve Hürrem Paşa Türbesi ve Susmuşlar Kapısı bulunur. Avlunun doğu kısmında Sinan Paşa, Fatma Hatun ve Hasan Paşa türbeleri bulunur. Bu bölümde semahane, mescit ve Mevlana ile aile üyelerinin mezarlarının bulunduğu ana bina da yer almaktadır. Avluya Yavuz Sultan Selim 1512 yıllında üzeri kapalı bir şadırvan, Şeb – i Arus havuzu ve selsebil adı bir şeçme yaptırmıştır.
Mevlana Müzesi’nde Mevlana ve Mevleviliğe ait olan el yazması kitaplar, kandiller ve müzik aletleri bulunmaktadır. Müzede 1854 yılında kurulan ihtisas kütüphanesi bulunmaktadır. Kütüphane Postnişin Mehmed Said Hemdem Çelebi tarafından kurulmuştur. Kütüphane içerisinde Selçuklu, Karamanoğulları ve Osmanlı dönemlerine ait olan 2756 cilt kitap ve 4 binden fazla el yazması eser yer almaktadır.
Müzede Mevlana’nın Sandukası bulunur. Sanduka yüzeyinde Divan’ı Kebir’den alınan beyitler bulunmaktadır. Püşide Mevlana’nın mezar örtüsüdür 1895 yılında Sultan II. Abdülhamid tarafından yaptırılmıştır. Deri üzerine atlas kumaştır. Mevlana’nın vefatının 5 sene ardından yazılan Mesnevi’de müzede bulunmaktadır. Bulunan nüshada altı cilt bir arada yer almaktadır. Nisan Tası İlhanlı Hükümdarı Ebu Said Bahadır Han tarafından 1377 yılında Mevlana Dergahı’na hediye olarak gönderilmiştir. Bronz üzerine gümüş ve altın kakma teknikleri ile tas yapılmıştır. Tas içerisinde Nisan yağmurlarının toplanıp şifa dağıtacağına inanıldığı için bu ad verilmiştir.
Karatay Medresesi
Karatay Medresesi Konya’da bulunur ve Selçuklu dönemine ait olan yapılardan biridir. Medrese Karatay ilçesinde bulunmaktadır. Medrese, II. İzzeddin Keykavus zamanında yani 1250 – 1251 yılları arasında inşa edilmiştir. Medresinin soulunda bulunan kubbeli hücre Celaleddin Keykubat’ın türbesidir. Vakfa kayıtlı olduğu için medresenin Celaleddin Karatay tarafından yaptırıldığı düşünülmektedir. Medresinin mimarı ise bilinmemektedir. Osmanlı zamanında kullanılmış olan medrese 19. yüz yıl sonlarında terk edilmiştir. Selçuklular zamanında hadis ve tefsir ilimlerinin okutulması için kapalı medrese olarak inşa edilmiştir. Sille taşından yapılan medrese tek kattan oluşmaktadır. Doğu kısmında bulunan kapıdan girişler sağlanmaktadır. Kapı Selçuklu döneminin taş işçiliğinin en iyi örneklerinden biridir. Yazı ve desenler ile süslenmiştir. Kapının üzerinde medresenin yapımı hakkında bilgiler yer almaktadır. Kapının diğer kısımlarında ise ayet ve hadisler kabartma olarak bulunmaktadır. Kapıdan avluya, buradan da bir kapı ile medreseye giriş yapılmaktadır. Medresenin salonu merkezinde fener olan ve mozaik çiniler ile kaplanmış bir kubbe ile örtülmektedir. Kubbenin kasnağında duvarın üst kısmındaki kenarlarda ve hücre kapılarının üstüne ayetler bulunmaktadır. Batı kısımda ise besmele ve Ayet – el Kürsi bulunmaktadır. Kubbeye geçiş için kullanılan üçgenerde ise Muhammed, İsa, Musa ve Davud peygamperlerin isimleri ile Ebu Bekir, Ömer, Osman ve Ali isimleri ile halifelere de yer verilmiştir. Medresenin çinilerinin büyük bir kısmı dökülmüştür. Anadolu Selçukluları zamanındaki çini işçiliğinde önemli bir örnek olan Karatay Medresesi 1955 yılında Çini Eserler Müzesi olarak halka açılmıştır.
İnci Minareli Medrese
İnci minareli medrese, Konya Selçuklu’da Alaaddin Tepesi’nin batısında bulunmaktadır. Selçuklu Sultanı II. İzzeddin Keykavus devrinde Vezir Sahip Ata Fahrettin Ali tarafından hadislerin öğretilmesi için 1264 yılında inşa ettirilmiştir. Medresenin mimarı Keluk bin Abdullah’tır. Kapalı medreseler grubunda yer alan İnci Minareli Medrese tek eyvanlıdır. Doğusunda bulunan taç kapı Selçuklu Devri taş işçiliğinin en güzel örnekleri arasında bulunur. Giriş kemerlerinde yer alan üçer küçük sütunlar ve kemer kavsarası bitkisel ve geometrik motifler ile süslenmiştir. Taç kapıdan çapraz tonozlu olan mekanlara geçilmektedir. İlk bakışta fark edilemeyen bu bölüm binanın esas eyvanı için simetri göstermektedir. Çapraz tonozlu olan kısımdan divanhaneye giriş yapılmaktadır. Orta kısımda havuzu olan kubbeli, kare şeklindeki avlunun güney ve kuzey bölümlerinde beşik tonozlu olan dikdörtgen planlı öğrenci hücreleri bulunmaktadır. Kubbeye giriş ise pandantifler ile sağlanmıştır. Medrese ışığını mazgal ve dikdörtgen pencereler ile kubbelerde bulunan fenerlerden sağlamaktadır.
Medresenin girişinde avludan üç basamak ile çıkılan eyvan yer almaktadır. Eyvanın iki tarafında kare planlı, kubbeli birer dershane odası bulunmaktadır. Anıtsal olan bu binanın ön kısmı kesme taştan yapılmıştır. Uan duvarlar ise moloz taşlardan inşa edilmiştir. İç kısımlarda tuğla güçlü olması ve dekoratif olarak durması ile kullanılmaktadır. Kuzeyde olan mescitten günümüze kadar sadece tuğla kısım kalmıştır. Yapıa adı ise kaide kısımda olan kesme taşlardan dolayı verilmiştir. Beden kısımları ise tuğladandır. Mevcut gövdesi sekiz köşelidir ve bombeler halinde bulunmaktadır. Minareler turkuaz renginde, beyaz hamurdan tuğlalar ile yapılmıştır. Minarelerin orjinalleri iki şerefeli iken, 1901 yılında yıldırım düşmesi ile şerefelerden biri tahrip olmuştur.
İnci Minareli Medrese 19. Yüz yıl sonlarına kadar faaliyette kalmıştır. 1876 – 1899 yılları arasında sürekli olarak onarım ve bakımlardan geçirilmiştir. Cumhuriyet zamanlarında 1936 yılında başlamış olan onarımlardan sonra 1956 yılında Taş ve Ahşap Eserler Müzesi olarak hizmete açılmış ve halka sunulmuştur.
Müze içerisinde Selçuklu ve Karamanoğlu zamanlarından olan taş ve mermer üzerine yazılmış inşa ile tamir konuları üzerine kitabeler bulunur. Bunlara ek olarak Konya Kalesi’ne ait kabartma rölyefler, ahşap oyma ile yapılmış olan geometrik ve bitkisel motifler ile bezenmiş kapı ve pencere kanatları da bulunur. Sandukalar ve mezar şahidesi de müzede yer almaktadır. Başkenti Konya olan Selçukluların sembolü olan çift başlı kartal ve kanatlı melek sembollerinin farklı ve kaliteli örnekleri de müze içerisinde bulunmaktadır.
Konya Tropikal Kelebek Bahçesi
Konya Tropikal Kelebek Bahçesi, 3.500 metre karelik gezi alanı ve toplamda 7.600 metre karelik bir alan üzerine kurulmuştur. Bu alanın 1.600 metre karesi kelebek uçuş alanından oluşmaktadır. Bu alanda 15 farklı türde kelebek bulunmaktadır. Bahçede 98 tür farklı 20.000 adet bitki bulunmakta ve kelebekler nektar bitkileri arasında uçuş yaparken gözlemlenebilmektedir. Konya Tropikal Kelebek Bahçesi’nde farkl böcekler de bulunmaktadır. Bunlar Hymenoptera zar kanatlılar, Mantodes Peygamber devesi, Coleoptera Kınkanatlılar, Odonata Yusufçuklar ve Kızböcekleri ve Phasmida Hayalet böcekleridir. Konya Tropikal Kelebek Bahçesi 2015 yılında Konya halkına sunulmuştur. Özel olarak tasarlanmış olan bahçe Avrupa’nın en büyük tropikal kelebek bahçesi olma yetkisini de taşımaktadır. Ülkemizdeki tek kelebek bahçesi olmaktadır. Müzede kelebeklerin yaşam döngüsünü gösteren bölümler de bulunmaktadır. Müze Selçuklu’da bulunmaktadır.
Eşrefoğlu Camii
Eşrefoğlu Camii Anadolu’da bulunan ahşarp direkli camilerin en büyüğü ve en orijinali olarak öne çıkmaktadır. Konya’nın Beyşehir ilçesinde bulunan camii 2012 yılında UNESCO tarafından Dünya Mirası Geçici Listesi’ne alınmıştır. Camii aynı zamanda bir türbe, kervansaray ve hamam ile birlikte bulunmaktadır. Külliye şeklinde yaptırılan Eşrefoğlu Camii, 1296 – 1299 yılları arasında Eşrefoğlu Emir Süleyman bey tarafından inşa ettirilmiştir.
Eşrefoğlu Camii mimarisi ağaç camilerin bir örneği olarak bulunmaktadır. Türkistan şehirlerinde yer alan camilerden esinlenilmiştir. Sütunlar sedir ağacının odunlarından yapılmıştır ve inşa edilmelerinden önce 6 ay kadar suda bekletilmiştir. Caminin inşasında 46 ahşap sütun kullanılmıştır. Kış aylarında caminin çatısında olan kar, çatının ortasında buluan boşluktan ortada bulunan havuza aktarılmış ve böylece çatının kuruması da engellenmiştir. Bu adımlar için sobalar da yardımcı olmuştur. 1965 yılında üstü cam ile kapatılan karlık işlevini de yitirmiştir.
Eşrefoğlu Camii, 6 metre yükseklikte ve çini mozaikler ile kaplanmış bir mihraba sahiptir. Minber tamamen ceviz ağacından yapılmıştır. Oymalı ve çatmalıdır, tutkal kullanılmadan yapılmıştır. Minber üzerinde geometrik şekiller ve bitkisel bezemeler bulunmaktadır. Caminin tavanında renkli kalem işi süslemeler bulunmaktadır. Konsollarda bulunan kök boyalı motifler ise herkesin ilgisini çekecek güzelliğe sahiptir. Eşrefoğlu Camii, Selçuklu Ulu Camilerinde görülen ahşap sütunlu, tavanı tamamen ahşap ve kalem işçiliği ile bezenmiş, mihrabı çinili, minberi ahşap olan Kündekari teknikleri ile yapılmıştır. Beylikler zamanında Eşrefoğlu Beyi Süleyman Bey tarafından inşa ettirilen bu cami Eşrefoğlu toplu yapıları arasında bulunmaktadır. Cumhuriyet döneminde 1934 yılından itibaren ara ara tamir ettirilmiştir. Bu tamirler sonucunda toprak olan çatı, ilk olarak kiremit ile örtülmüş ardından da bakır ile kaplanmıştır. Emir Seyfettin Süleyman’ın 1301 tarihinde yapılan türbesi ise caminin doğu duvarına bitişik halde bulunmaktadır.
Beyşehir Gölü
Beyşehir Gölü, Göller Yöresinde bulunur. Konya ve Isparta’da topraklarını içine alan Türkiye’nin ikinci en büyük gölüdür. En büyük tatlı su golüdür. Batı ve güney kısımlarında Toros Dağları, doğusunda volkanik olan Erenler Dağı, kuzeybatı ve güneydoğu yönlerinde ise Sultan Dağları ve Anamas dağları bulunmaktadır. Beyşehir Gölü tektonik bir çukurlukta yer alır. Göl 50 kilometrelik uzunluktadır ve genişliği ise 20 kilometre olarak ölçülmüştür. En geniş kısmı ise Çiftlik Köyü ve Kaşaklı Körfezi arasında kalan 26 kliometrelik bir alandır. En dar olan kısmı ise Gölyaka ve Akburun köyleri arasındaki 14 kilometrelik alandır. Gölün derinliği ise 8 – 9 metre arasındadır. Batı kaynakları daha derin ve dik, kuzey kıyıları derin, güney ve doğu kıyıları ise sığdır. Göle yağışlara ile göle dökülen akarsular ve kaynak suları ile beslenmektedir.
Beyşehir Gölü’nün çevrei 2.000 metre yüksekliğini aşan dağlar ile çevrilidir. Fazla olan sular ise yapılmış olan kanallar aracılığı ile Çarşamba Suyu’na verilmektedir. Beyşehir Gölü, güney doğu yönünde 60 kilometre kadar yol alarak Suğla ( Karaviran ) Gölü’ne dökülmektedir. Konya Ocavası’nın sulanabilmesi için Beyşehir yanında büyük bir regülatör inşa edilmiştir. Beyşehir Gölü’nün Konya’da olan kısmı 523 kilometre kare, Isparta’da olan kısmı ise 130 kilometre karedir.
Gölün kuzeyinde bulunan Çukurkent yerleşmeleri 10.000 – 7.000 yıl öncesine aittir. Göl çevresinde Neolitik, Kalkolitik, Tunç ve Demir çağlarına ait yerleşim kalıntıları bulunmaktadır. Bu yerleşim alanlarının kısıtlı sürelerde kullanılmasının nedenleri arasında gölün zaman zaman suyunun kabarığ çekilmesi olduğu anlaşılmıştır. Günümüzde gölün sularının fazla çekildiği zamanlarda eski yerleşimler görülmektedir. Beyşehir Gölü göl içerisindeki ada bakımında Türkiye’de ilk sırada bulunmaktadır. Adalar günümüzdeki geçici yerleşmelerinde ve çevre yerleşim hayatının ekonomisini desteklemektedir. Adalar içerisinde Roma ve Bizans kalıntıları da bulunmaktadır. Kirse ve Hacı Arif adalarında tapınaklar, Kızılada’da mezar ve hamam, Kuşkondu adasında mezar bulunmaktadır. Mındıras adasında antik kalıntılar, Çeçen ve Akburun adalarında hamam haraberleri bulunmaktadır. Suların çekildiği zamanlarda ise Höyük Adası’nda mezarlık, Manarga Adası’nda ise antik yerleşmeler bulunmaktadır.
Beyşehir Gölü birçok canlıya da ev sahipliği yapmaktadır. Sazan balığı, aynalı sazan, turna, levrek, kadife balığı gölde yaşamaktadır. Beyşehir Gölü Milli Parkı kapsamında koruma altına alınmışlardır. Göl civarında yaban domuzu sürüleri de bulunmaktadır. Birçok farklı göçmen su kuşları avlanmak, kuluçkaya yatmak ve kışlamak için Beyşehir Gölü’ne gelirler.
Konya’da boş vakitlerinizde gezebileceğiniz birçok doğal güzellik ve alanlar bulunmaktadır. Parklar ve mesire alanları Konya’da sıkça bulunmaktadır. İnsanların yürüyüş yapabileceği ve piknikler ile toplanabileceği alanlar sık sık tercih edilmektedir. Akyokuş Mesire Alanı bunlar arasında en iyi örneklerdendir. Selçuklu’nun merkezine 7 kilometre uzaklıkla olan alan oiknik için en uygun yerlerdendir. Sille Barajı halk tarafından çok sık tercih edilmektedir. Tarihi Sille köyü ile hem rahatlayabileceğiniz hem de geçmişe dönebileceğiniz bir alan olarak öne çıkmaktadır.
Meram deresi mesire yeri olarak kullanılmaktadır. çamlıklar, çay bahçeleri ve dinlenme tesisleri bulunmaktadır. Yaz günlerinde esmesi ve doğal huzurlu ortamı ile herkesin uğrak noktası haline gelmiştir. Kozağaç Parkı, Meram’da bulunmaktadır ve 2000 yıllarında yapılmıştır. İçerisinde yapay gölet, oturma alanları ve çocuk parkları bulunmaktadır. Olimpiyat Parkı, Karatay’da bulunmaktadır ve 161.900 metre karelik bir alana kurulmuştur. İçerisinde fair play müzesi, seyir kulesi, mini futbol sahası, basketbol ve voleybol sahası, jimnastik alanı, at maneji ve binası, oturma alanları, 4 adet süs havuzu, 5 adet olimpiyat halkası havuzları, 1100 metrelik bisiklet pisti ve go kart pisti bulunmaktadır.
Karaaslan Hadini Parkı, özellikle engelli bireylerin de kullanabilmesi için özel olarak yapılmıştır. 7.500 metre karelik alanda bulunan parkta gölet, havuzlar, meyve bahçesi, atlı binicilik tesisi, halı saha ve basketbol sahası da bulunmaktadır.
Kilistra Antik Kenti, Konya’nın güney batısına 55 kilometre mesafede bulunmaktadır. Kral Yolu üzerinde bulunması ve Hz. İsa’nın havarilerinden olan Saint Paul’in ilk halka seslenip vaaz verdiği yerlerden biridir. Arkeolojik kazı çalışmaları hala süren bölgede Hac Plank Şapel, Sümbül Kilise, Çiftli Sırahane ve Büyük Su sarnıcı gibi eserler de ortaya çıkarılmış ve Konya halkına sunulmuştur.
Aya Elena Kilisesi, Sille şehir merkezine 8 kilometre mesafesinde bulunmaktadır. Milattan sonra 327 yılında Bizans İmparatoru Constantin’in annesi Helena, Hac için Kudüs’e giderken Konya’ya uğramıştır. Burada ilk Hristiyanlık çağlarına ait olan oyma mabetleri gören Helena, Konya’ya bir mabed yaptırmaya karar vermiştir. kilisede bulunan vaaz kürsüsü ve duvarlardaki renkli figürler görenleri hayran bırakmaktadır.
Mutlaka ziyaret edilmesi gereken yerler arasında Konya’nın kaplıcaları bulunmaktadır. Yıl içerisinde birçok insan tarafından ziyaret edilen kaplıcalar tüm Türkiye’den insanların da uğrak yeri olmaktadır. Konya’nın meşhur kaplıcaları İsmil kaplıcası, Ilgın kaplıcası ve Kuşaklı kaplıcalarıdır.
Atatürk Müzesi, 1912 yılında yapılmış ve 1928 yılında Konya halkı tarafından Atatürk’e hediye edilmiştir. 1964 yılında müze olarak açılan ev, Mustafa Kemal’in kullandığı eşyalar ve giydiği kıyafetleri barındırmaktadır. Konya’nın Kurtuluş Savaşı’ndaki yerini anlatan belgeler, fotoğraflar ve gazeteler de müzede sergilenmektedir. Şehir merkezinde olan bina 19. Yüz yıl mimarisinin izlerini taşımaktadır. Pazartesi günleri hariç ziyaret edilebilmektedir.


