NİĞDE
Etimolojisi
Niğde şehrinin daha önce kullanılmış tespit edilen tek ismi Nahita’dır. İsmin kaynağı Kaletepe obsidyen atölyelerinden çıkarılan bulgularda yer almaktadır. Hitit uygarlığından beri aynı isim kullanılmıştır Selçuklu İmparatorluğu döneminde Nigde olarak alınan şehir daha sonra Niğdeye evrilmiş ve aynı isimle devam etmiştir.
Coğrafyası
Kapadokya’nın en güney ilidir. tipik içanadolu çoğrafi iklimine ve yüzey yapısına sahiptir. Akdeniz Mersin sahillerine yaklaşık 230 km uzaklıkta, başkent Ankara’ya ise 320 km uzaklığındadır. güneyinde bolkar , güney doğusunda Aladağlar Niğde’nin doğal sınırlarını oluşturan sıra dağlardır. Aladağlar dağcılık faaliyeti ve zirvesi demirkazık yürüyüş ve kamp rotaları niğde sınırları içerisinde yer alır. Niğde aynı zamanda Toros sıradağları arasından akdenize ulaşan karayolu ulaşımının kavşak noktasıdır.
Tarihçesi
Niğde çevresinde keşfedilmiş çokça höyük bulunmaktadır,bunlardan bazıları; Köşk Höyük, Tepecik Höyük,Kestel Höyüğü. Bu höyüklerden çıkarılanlardan edinilen somut bulgular bu bölgede yerleşik yaşamın 10 bin yıl öncesinde var olduğunu göstermektedir. ve bölge tarih boyunca sürekli medeniyetlere ev sahipliği yapmış her dönem insan yaşamına dair izler ve kalıntılar bırakmıştır. Bölge de sırasıyla Hititler, Asurlular, Frigler,Romalılar,Kapadokya Krallığı, Bizans, Selçuklu ve Osmanlı var olmuştur. Niğde en canlı dönemlerini Selçuklu İmparatorluğu ile yaşamış, Selçuklu döneminde , Konya, Kayseriden sonra önemli bir vilayeti olmuş bölgeye önemli yatırımlar yapmışlardır. Aynı zamanda Selçuklu ordusunun da ana dinlenme ve kamp yerlerinden birisi olmuştur. I. Alaeddin Keykubat dönemi Niğde’nin en canlı olduğu dönem olmuştur. Niğde de bulunan önemli Selçuklu yapıları; Alaeddin Camiii, Hüdavend Hatun Türbesi, Sungur Bey Camii – Türbesi, en başlıca bilinenleri ve günümüzde en ilgi görenlerindir. Osmanlı hakimiyeti sonrası Selçuklu dönemi var olan o canlılığını ve önemini yitirmiştir. Karaman eyaletine bağlı sancak olarak varlığını sürdürmüştür. Niğde Cumhuriyet döneminde 1933 yılında açılan Adana’yı Kayseri’ye bağlayan demiryolunun Niğdeden geçmesiyle Niğde tekrar gelişmeye ve büyümeye başlamıştır.
Sosyo Kültürel Yapı
İç Anadolu’nun genel yaşam karakterini gözlemleye bileceğiniz Niğde’nin genel geçim kaynağı tarımcılık ve hayvancılıktır. hayvancılıkta özellikle Aladağlar eteklerinde bulunan yaylalar da yapılan mera küçükbaş hayvancılığı önemli bir yer tutmaktadır. Mera hayvancılığının farkını, kuzu etiyle yapılan Niğde Tava yemeğinde etin verdiği lezletten net olarak anlaşılabilmektedir. Tarımda da Niğdenin Türkiye’de üretim merkezi olduğu iki ürün bulunmaktadır Türkiyenin patates üretiminin %20 sini üretmektedir, Komşusu Nevşehirle birlikte en çok patates üreten iki şehirdir. Elmada ise Türkiye’nin en çok elma ağacı ve üretimi yapılan şehirdir tarih boyunca elmanın Niğde de yoğun üretimi şehrinde sembolü olmuş ve elma dolması, elma tatlısı olarak yemek kültürüne de yansımıştır. Turistik yerleri ile Özellikle Aladağlar Milli Parkı doğa severlerin ve dağcıların Türkiye’deki en önemli merkezlerindendir.
Mimari
Niğde bölgesinde var olan yerleşim tarihi 10 bin yıl öncesine kadar gitmektedir ve bu coğrafyada yaklaşık 100 farklı antik sit alanı bulmaktadır. yerleşim tarihinin bu kadar geçmişe dayandığı şehirde tarihsel olarak iki farklı mimari dönem yaşanmıştır. ilki Selçuklu imparatorluğunun bölgeyi coğrafi konumundan dolayı yaptığı yatırım ve verdiği önemle şehre mimari açıdan önemli katkıları olmuştur . Osmanlının sonlarına doğru yapılan ikinci büyük kent mimarı yapıları günümüzde restore edilerek hem evler hemde tarihi sokaklar korunup turizm değerleri olarak kullanılmaktadır. Evlerin en büyük özelliği ise Geleneksel Türk evi özelliklerini ayrıntılı bir biçimde yansıtmaktadır. Yapıların ana taşıyıcı elemanı olan duvarlar genelde ince yönü, kaba yönü ve moloz taştan inşa edilerek, duvar örgüsünde genellikle kum ve kireç karışımından oluşan harç kullanılmıştır. Genelinde duvarlarda ahşap hatıllara yer verilmiştir. Zemin+1 katlı olup sokak ortasında veya köşe başlarında yoğunlaşmışlardır. Girişleri genelde çift kanatlı ahşap kapı iledir. Ahşap kapıdan zemine giriş sağlanır.
Önemli Kişiler
Ahmet Vehbi ECER (1934 – )
Yazar. İslam Mezhepleri Tarihi, İslam Tarihi, konularında eserler ile İmamla ilgili Kırk Hadis (Niğde 1960) İmanın ve Akıl Münasebeti (Ankara 1963) İslam Mezhepleri Tarihi (İzmir 1977) başlıca kitaplarıdır.Yeşil Bor Ve Niğde gazetelerinde de yazıları yayımlanan yazarın sade ve akıcı bir üslubu vardır. Ahmet Vehbi Ecer ‘in çeşitli yayınevleri tarafından basılmış 21 eseri bulunuyor.
Yöresel Yemekler
Niğde Elması
Elma Türkiye’de Amasya iline atfedilmiş olsa da “Amasya Elması” Niğde içinde hem geçim kaynağı, hem kültürdeki yeri hem de sembol olma özelliği ile ilin en önemli tarım ürünüdür. Elmanın bu kadar yoğun olması mutfak kültürüne de etkilemiştir. Niğde elmasının diğer elmalardan lezzetli ve kokusuyla farklıdır. Ayrıca elma enine tam ortadan kesildiğinde yıldız biçimli görünümüyle de diğer elma türlerinden ayrılmaktadır.
Niğde Tava
Yemeği en lezletli yapan Aladağların eteklerinde tamamen doğal yöntemlerle yayılarak büyütülen küçükbaş hayvanlardan kuzunun but kısmından yapılmasıdır. Odun ateşinde tepside veya toprak kapta yavaş yavaş pişirilir, yumuşayan et ile birlikte pişen kuyruk yağı, sarımsak, biber ve soğan yemeğin lezzletini artırır.
Elma Dolması
Elmanın Niğde mutfağındaki en sembol yemeklerinden birisidir. Kabuğu soyulduktan sonra pirinç ve kıyma ile doldurulan elma dolması Niğde’de denenmesi gereken en farklı lezzetlerden birisidir.
Gezilecek Yerler
Niğde Müze
Niğde’de Müzecilik 1936 yılında bölgeden toplanan arkeolojik ve etnografik eserlerin, Karamanoğulları dönemine ait Ak Medrese’de sergilenmesi ile başlamıştır. Fakat ilerleyen dönemlerde eserlerin artması ve yeterli yerin bulunmamasından dolayı yeni bir müze 1982 yılında şehir merkezinde kurulmuştur. Aynı şekilde burada da eserlerin sergilenmesi için yeterli alanın olmaması bir süre kapatılıp yeni kısımların inşa edilmesini gerektirmiş ve 2001 yılında tekrar hizmete açılmıştır.Genellikle bölgede yapılan kazılardan elde edilen eserler sergilenmektedir. Bu eserlerin sergilendiği 6 farklı salon bulunmaktadır. Orta Anadolu Arkeolojisine ait eserler kronolojik bir düzenle sunulmuş tur.I.Salon, Kaletepe Obsidyen Atölyesi, Pınarbaşı Höyük, Köşk Höyük ve Tepecik Höyükte kazılarında bulunan opsidyen aletler ile Köşk Höyük kazılarından ele geçirilen eserler, mezar buluntuları, tanrı ve tanrıça heykelcikleri ile “Köşk Höyük Kalkolitik Evi’nin birebir kurgusu teşhir edilmektedir. 2.Salon, Göltepe Höyüğü kazılarında ele geçen madenci köyü buluntuları ile Kestel kalay maden ocağındaki galeri girişi, Hoker tarz gömüt ve ölü hediyeleri, Acemhöyük, Ulukışla’da bulunan eserler ile Asur Ticaret Kolonileri Çağı Acemhöyük kazısında çıkarılan saray buluntuları ve kapaklı vazolar sergilenmektedir. 3.Salon, Geç Hitit şehir devletlerinden Nahita ve Tuvanuva krallıklarına ait fırtına ve bereket tanrısı stelleri, Hitit hiyeroglifiyle yazılmış kitabeler, Kaynarca Tümülüsü buluntuları, Frig Dönemi seramikleri ve “Göllüdağ Aslanı” sergilenmektedir.4.Salon, Helenistik, Roma ve Bizans Dönemi buluntularına ayrılmıştır. Tepebağları, Porsuk Höyük ve Acemhöyük kazılarında ele geçirilen buluntular ile pişmiş toprak ve cam eserler, mühür baskıları, Roma ve Bizans Dönemlerine ait eserler yer almaktadır.5.Salon, Sikke basım tekniği ve genel tanımlar, Grek, Helenistik, Roma, Bizans ve İslami-Osmanlı dönemi sikkeleri, Selçuklu Dönemi gümüş define ile Tepebağları definesi yer alır. 6.Salon, Silahlar, el yazmaları, yazı takımları, aydınlatma araçları, halılar, kilimler, âlemler, takılar ile Kaçar Türklerine ait bir sini sergilenmektedir.Ayrıca, Aksaray Ihlara Vadisi’nde bulunan “Rahibe Mumyası” ile Çanlı Kilise’den çıkarılan 4 adet çocuk mumyası sergilenmektedir.
Köşk Höyük
Niğde Bor ilçesine bağlı Bahçeli beldesinde yer almaktadır. Orta Anadolu’da Neolitik çağdan kalan ve arkeoloji açısından büyük önem taşıyan yerleşim yerlerinden biridir. İlk kazılar 1981 yılında Prof. Dr. Uğur Silistreli tarafından başlatılmıştır. Kazılarda kilden yapılmış ana tanrıça heykelleri ve seramik elde edilmiştir. Ayrıca kazılarda elde edilen kille kaplanmış kafatasları dikkat çekmektedir. Kafatasının kille sıvanması işlemi ilk olarak M.Ö. 8000 yıllarında Ortadoğu Anadolu da bu höyük de keşfedilmiştir. Kazılarda elde edilen aletler ve takılar ise genellikle obsidyenden yapılmıştır. Bölgede fazlasıyla bulunan obsidyen taşı Köşk höyük için de önemli bir ticaret unsuru olmuştur. Dönemin tipik örneği olan taş temel üzerine yapılan kerpiç evler burada da görülebilmektedir.
Aladağlar Milli Parkı
Çinili Göl
Niğde ili Ulukışla ilçe sınırları içerisinde,Bolkar Dağlarında yer alan buzul göllerin en büyüğüdür. Kuaterner döneminde (yaklaşık 2,5 milyon yıl önce) oluşmuş ve 25 bin m²’ lik bir yüzölçümüne sahiptir. Derinliği ise 100 metreye kadar ulaşmaktadır vr deniz seviyesinden 2600 metre yükseklikte yer almaktadır. Yeraltı suları ve karların erimesi ile beslenir ve suyu içmeye elverişlidir. Karlı dağlar ve yer yer görebileceğiniz göllerle çok güzel bir manzaraya sahiptir. Ayrıca endemik bir tür olan sadece toros dağlarında yaşayan toros kurbağası Çinili göl ve çevresinde görülebilmektedir. Yapılan kamp etkinliklerini deneyimlemek ,muhteşem manzaranın tadını çıkarmak ve bu deneyimi elde etmek için buraya tıklayabilirsiniz.
Narlıgöl
Niğde Şehrinde yer alır ve Kapadokya bölgesinde ki tek krater gölüdür.Nar gölü Bölgede yaşanan volkanik patlamalar sonucu, Kuvaterner başlarında yani 2,5 milyon yıl önce çökerek bugünkü maar görünümünü almıştır. Gölün çevresi tepeler ile çevrilidir. Kalsiyum, sodyum ve bikarbonat açısından çok zengin olan Nar gölü etrafında birçok termal tesisler kurulmuştur. Genellikle volkanik alanlarda görülen juvenil sular mağma ceplerinden fay hatları boyunca yüzeye çıkmaktadır. Buna örnek olarak Göl kıyısındaki sondaj kuyusundan 65 derece sıcaklığında su çıkarılmaktadır. Bu Mağma ceplerinden gelen juvenil sular daha fazla erimiş mineral madde içerirler. Fakat suyun aşırı derece de kireçli olması termal tesislerde verimli bir şekilde kullanılmasına engel olmaktadır.
Göllüdağ
sönmüş bir yanardağ Göllü dağ Niğde ili Gölcük beldesi, Kömürcü köyü yakınlarında yeralmaktadır. Yüksekliği 2172 m’dir. Volkan konisinin üst kısmında oluşan krater gölü
Tyana Antik Kenti
Tyana antik kenti Bor ilçesi Kemerhisar kasabasında yer alır. Kasabanın isim kaynağı ise roma havuzuna su getirebilmek için yapılmış su kemerleridir. Bu kemerler 2. Ve 3. Yüzyıllara aittir. Bu antik kent Hitit döneminde ise tuwanuwa olarak anılmış ve geç Hitit döneminde başkent görevini üstlenmiştir. En parlak dönemi ise kuşkusuz roma döneminde olmuştur. Roma döneminde Saraylar, tapınaklar ve su kemerleri gibi yapılarla süslenmiş olan bu şehir bir arkeolojik sit alanı olarak koruma altına alınmış, kazılar ise hala devam etmektedir. Yana hakkında detaylı yazıya buradan ulaşabilirsiniz.
Alaaddin Cami
Niğde merkezde kale içerisinde yer almaktadır. Anadolu Selçuklularının ulu camilerindendir. Devletine kazandırdığı prestij sebebiyle Türkiye ve dünya literatürünün en ünlü Selçuklu sultanı I. Alaeddin Keykubad döneminde, niğde sancak beyi Beşare Bin Abdullah (İmrahor Zeyneddin Beşare Bey) tarafından Alaaddin Keykubat adına 1223 yılında yaptırılmıştır. Caminin kitabesinde mimarlarının ise ‘’mahmudun oğulları sıddık ve gazi ustalar’’ adında iki kardeş tarafından yapıldığı diğer bir kitabeden ise baş mimarın sıddık olduğu anlaşılmaktadır. Oldukça sade bir yapısı olmasına rağmen ustalık hünerleri kapılar ve mihrap üzerinde yoğunlaştırmıştır. İki kapıdan oluşan bu cami Özellikle doğuya bakan giriş kapısı ile taş işçiliğinin nadide örneklerindendir. Sadece kesme taşlara değil aynı zamanda gölgeye şekil veren hünerli ustalar bu kapıda sabah saatlerinde işlemeler üzerine düşecek gölgeleri hesaplayarak taç giymiş güzel bir kadın yüzü figürünün ortaya çıkmasını sağlamışlardır. Günümüzde bile bu gölge dizaynı yerli ve yabancı turistlerin ilgisini çeken en önemli unsurdur. Cami mihrabı ise geometrik şekillerle özenle dizayn edilmiştir. Genellikle camilerde minber yapımında ahşap işçiliği öne çıkmaktadır fakat alaeddin camii’nde kesme taş kullanılmıştır. Orijinal bir Selçuklu eseri olan bu cami günümüzde işlevini sürdürmeye devam etmektedir.
Sungur Bey Camii
Kitabesi olmadığından inşa tarihi tam olarak bilinmemektedir. Fakat İlhanlılar döneminde Niğde valisi olan Sungur bey tarafından yaklaşık olarak 1335 yılında yaptırıldığı bilinmektedir. Örtü sistemi ile inşa edilmiş bu caminin Doğu taç kapısı üzerinde bilinen ilk onarımının, Karaman Han oğlu Pir Ahmed Han ve Kasım Han tarafından 1469 tarihinde gerçekleştirildiğini içeren vergi kitabesi bulunur. İlhanlı döneminin Anadolu’daki son ve en anıtsal yapısı olarak ön plana çıkmakta olup, Niğde’nin Ortaçağ şehri dokusu içinde bulunan en büyük dini ölçekli yapılardandır. Bu Yapı bir dönem barut mahzeni olarak kullanılmış ve 18. yüzyıllarda mahallede çıkan yangın sebebiyle örtü sistemi ile beraber minarelerde tamamen yıkılmış ve yapılan onarım ile ahşap direkli ve düz toprak damlı cami şekline dönüştürülmüştür. 1948 yılında tekrar onarım görmüş Doğu taç kapısı minarelerinden biri de tekrar yapılmıştır. Yapı; harim, doğu ve kuzey cephelerinde bulunan birer taç kapı ve doğu cephenin güney tarafında camiye bitişik olan türbeden oluşmaktadır. İki yandan birer minare ile sınırlandırılan eyvan türü doğu taç kapısının, Türk mimarisinde önemli bir yeri vardır.Cami kuzey-güney yönünde dikdörtgen planlı, çok destekli ve çok bölüntülü, restitüsyon planına göre mihrap önü art arda dört kubbeli bir yapıdır. Dikkat çeken en önemli bezemeler geometrik motiflerle taç kapı duvarlarının nişlerine mihrabiye ve eyvan köşe sutunlarına işlenmiş bezemelerdir. Bu bezemeler arasına bir çok hayvan figürü işlenmiştir. Bunlar kuş, fil, oğlak, at, panter, antilop, ejder, sıçan, boğa, tavşan, maymun, köpek, aslan, koyun, ördek ve balık figürleridir. 12 hayvanlı türk takvimini simgelediği düşünülmektedir.
Hudavent Hatun Türbesi
Gümüşler Manastırı
Gümüşler manastırı Kapadokya bölgesindeki en büyük manastırlardan bir tanesidir. İnşa tarihi kesin olarak bilinmese de 8-12 yüzyıllara tarihlenmektedir. Büyük bir kaya içerisine oyulmuş bu manastır açık avlulu bir manastır olup mezarlıklar, erzak depoları, çilehaneler, barınak, kilise ve işlevi tam olarak bilinmeyen diğer kısımlardan oluşmaktadır. Manastırın en önemli yapısı ise kilisesidir. Bu kilisenin mimarisi, taş işçiliği ve duvar resimleri farklı bir eda ile donatılmıştır. İçerisinde oyulmuş bir mezar nişi ve ayia lipsalar (kutsal kemikler)da bulunmaktadır. Duvar resimlerinin icrasında 3 farklı ustanın çalıştığı tahmin edilmektedir. Bu kilisede bulunan bazı duvar resimleri ise, Çocuk İsa ve Meryem, deeisis (yakarma), bazı azizlerin tasviri, , ilk banyo, çobanlara müjde, doğum, üç müneccimin tapınması, Cebrail, isanın tapınakta kutsanması gibi sahneler yer almaktadır. Dikkat çeken bir diğer tasvir ise hodegeria ( çocuk isa ve Meryem )tasviridir. Bu resim yapılan bir restorasyon sonucu yapılan bir hata nedeniyle Meryem betiminin gülümsermiş gibi görünmesine sebep olmuştur. İkonografi de meryemin gülerken resmedilmiş olması olanaksızdır.


