Yerlatışehri

Kapadokya bölgesinde farklı dönemlerde gerçekleşen volkanik patlamalar sonucunda tüf denilen volkanik küller, bazı kısımlar yüzeyde bazı kısımlar ise yer altında kalacak şekilde katmanlar oluşturdu. Bu küller yumuşak olduğu için oyması ve şekillendirilmesi kolaydı. Bazen saklanmak, yaşam alanı, inziva odaları ve daha birçok amaç için kullanıldı. Bunların en inanılmaz örnekleri ise kapadokya bölgesinde sıkça karşılaşabileceğiniz yeraltı şehirleridir. Sadece 36’sı ziyaret edilebilir, bölgede sayısız yeraltı şehri olduğu varsayılmaktadır. Bunu sürekli keşfedilen yeni yeraltı şehirlerinden anlayabiliyoruz. Yeraltı şehirlerinin tam olarak ne zaman inşa edildiği hakkında çok fazla bilgi olmamasına rağmen, Hititler dönemine (i.ö 2000) kadar uzandığı bilinmektedir. Uzun bir aradan sonra Romalıların hristiyanları üzerindeki baskıları onları Kapadokya’ya yönlendirmiştir. Bölgeye gelen hristiyanlar, kendilerini roma işgallerinden koruyabilmek için yeraltı şehirlerinin diğer kısımlarını inşa ettiler. Ayrıca kendi din ve kültürlerini geleceğe taşıma arzusu bu inanılması güç yapıları inşa etmelerine sebeb olmuştur. Böylelikle bu emellerini başarıya ulaşmışlardır.  Bu şaheserlerin yapısına bakarsak, bazı yeraltı şehirleri yaklaşık 85 m. Kadar derine uzanmaktadır. Yeraltı şehirleri havalandırma bacaları, yaşam alanları, şarap mahzenleri, mutfaklar, tüneller, sürgülü kapılar ve kiliseler gibi birçok bölümden oluşmaktadır. Tüneller sadece bir kişinin geçebileceği genişlikte inşa edilmiştir. Bu tüneller güvenliği sağlamak için sürgü kapılarla kapatılmıştır. Aydınlatma için, kandillerde keten tohumundan elde edilen bezir yağını kullanmışlardır. Süslemeler, bezemeler veya sanatsal ifadeler kullanılmamıştır çünkü yeraltı şehirleri sadece kısa bir süre için kullanılmıştır. En azından baskınlar bitene kadar. Yeraltı şehirleri farklı zamanlarda farklı amaçlar için kullanılmıştır. Örneğin, 1923’te mübadeleden sonra Kapadokya’ya taşınan göçmenler, yeraltı şehirlerini samanlık, kiler ve soğuk hava deposu olarak kullandılar. Kapadokya’daki yeraltı şehirleri, yoğun tarihi ve dokusu ile vazgeçilmez gezi noktalarından biridir.

Kaymaklı & Kaymaklı Yeraltışehri

Kaymaklı 

Kasabanın tarihi M.Ö. 2 bin yılına kadar gitmektedir, bu tarihlendirme şehrin ortasında keşfedilen yeraltı şehri ile ilişkilidir. Mübadeleye kadar hristiyanlarla rumların birlikte yaşamıştır, Osmanlı dönemi şehrin ismi aynı zamanda Enegüp’ tür. Nevşehirli Damat ibrahim Paşa’nın Osmanlı Sadrazamı olmasından sonra Kaymaklı kasabasının bireylerinden Hacı Abdullah Ağa da baş aşçı olarak Osmanlı sarayına  girmiştir. Abdullah Ağa’nın saray bürokrasinin içinde doğrudan olması nedeniyle Kaymaklıya içme suyu getirilmesinde ve adına cami yapılmasında öncülük etmiştir. tarih boyunca tarımcılıkla geçimini sağlamıştır, günümüzde yeraltı şehrinin kattığı turizm canlılığı görünsede yerlatışehri dışında farklı doğal ve tarihi turizme kazandırılmış yerler olmadığı için halk genel itibariyle tarımcılık yapmaktadır, en büyük ekim ürünleri patates, buğday, kabak çekirdeğidir. 1980 lerde keşfedilen pomza taşının da bölge çok olması ve bunun inşaat sektörü için kullanılabilir bir ürüne dönüştürüle bilmesi sonucu bu alanda da üretim tesisi sayısı artarak şehir ekonomisi ve iş oranına katkı sağlamıştır. 

 

Kaymaklı Yeraltı Şehir: Hititler dönemine tarihlenen bu yeraltı şehri yüzyıllar boyunca farklı amaçlar ve farklı medeniyetler tarafından kullanılmıştır.1964 yılında ziyarete açılmıştır. Ziyarete açılan 4 katlı bölümün gerçek boyutunun yalnızca %8 olduğu düşünülüyor, gerçek kapasitesinin 15 bin insanı barındırabileceği düşünülüyü. İçinde erzak depoları, havalandırma bacaları, su kuyuları, kilise, mezar oymaları ve kaçış tünelleri bulunmaktadır. yüzeydeki bazı evlerden yeraltı şehirlerine bağlantı bulunmaktadır. Özellikle roma istilasından kaçan Hristiyanlar 2. Ve 3. Yüzyıllarda Anadolu’ya göç etmiş ve Kapadokya bölgesine yerleşerek bu yeraltı şehirlerinin diğer katmanlarını inşa etmişlerdir. Bu şekilde kendi kültürlerini geleceğe aktarabilmişlerdir. İçerisinde kiliseler, depolar, oturma odaları, mutfak, şaraphane ve birçok  tünel bulunmaktadır. Bu tünellerden bazıları yeraltı şehirlerini birbirine bağlayan ve kilometrelerce uzanan tüneller dir. Derinkuyu ve kaymaklı yerini birbirine bağlayan yaklaşık 9 km lik bir tünel bulunmaktadır. Tehlike anında mükemmel bir kaçış rotası olmuştur. Genellikle tüneller ancak bir kişinin geçebileceği genişlikte yapılmıştır. Olası bir saldırı karşısında düşman askerlerinin bu yeraltı şehirlerine toplu olarak girmelerini engelleme, hareketlerini kısıtlama ve onları daha kolay bir şekilde etkisiz hale getirme amacı güder. Ayrıca sıkça görebileceğiniz sürgü kapılarla bu tünellerin emniyeti sağlanır.  Ancak yeraltı şehirleri sade bir şekilde inşa edilmiştir. Resim bezeme gibi süslemeler kullanılmamıştır. şöyle ki bu yeraltı şehirleri sadece tehlike geçene kadar kısa bir süreliğine kullanılmıştır. Bir yaşam alanı değil sığınak olarak kullanılmıştır. Tabii diğer dönemlerde bu yeraltı şehirleri soğuk hava deposu olarak da kullanılmıştır. Bilindiği üzere Kapadokya bölgesindeki kaya oluşumları özelliği gereği yaz ve kış aylarında aynı sıcaklığı içerisinde tutabilmektir. 

Derinkuyu & Derinkuyu Yeraltışehri

Derinkuyu

Nevşehir’in en güney ilçesidir. Tarihi M.Ö 3 binli yıllara kadar uzanan ilçe dönemler boyunca dışarıdan gelen insanlarla etkileşim halinde olmuştur. İsmi Derinkuyu olmadan önce Malakopi dir. Rumca bir isim olan Malakopi de mübadeleye kadar Rumlarla Müslümanlar birlikte yaşamışlardır. Derin kuyu ismi ise şehrin içme suyunun bölge ortalamasına göre daha derinlerden sağlanmasından kaynaklanmaktadır. Derinkuyu’da dünyanın en büyük mağara yerlatı şehiri bulunmaktadır. Aynı zamanda gezilebilir olan, Aziz Theodoros Trion Kilisesi (Üzümlü Kilise), Kültür Parkı, Cumhuriyet Cami ( Orijinali Kilise).

Aziz Theodoros Trion Kilisesi (Üzümlü Kilise): Bölgenin önemli Rum yerleşimlerinden biri olan 19. yüzyıla ait üzümlü Kilise olarak da bilinen, çan kulesi de bulunan Aziz Theodoros Trion Kilisesi, Ayastefanos Antlaşması gereği Osmanlılar tarafından savaş tazminatı karşılığı olarak Sultan Abdülmecid döneminde yapıldı.

Kilisenin Yunanca kitabesinde şu ifadeler yer alıyor:

“Agios Theodoros Trion’un bu çok kutsal kilisesi, İmparator Sultan Abdülmecid Han zamanında, onun yüksek iradesi ile Aziz İkonion (metropoliti) Neofitos Efendi’nin teşviki ile ve burada (Malakopi) ikamet eden Hristiyanların bağışları ile Haldiaslı baş mimar Kiriako Papadopoulos Efendi’nin zahmetleriyle inşa edilmiştir.

Agios Theodoros’a ithaf edilmiş ve kutsanarak açılmıştır. Ki onun (Agios Theodoros) vasıtalarıyla Allah bu memleketi bütün tehlikelerden korusun. âmin. Sene 1858 Mayıs 15…”

özellikle yabancı turistlerin daha çok ilgisini çeken Aziz Theodoros Trion Kilisesi, sadece mimari açıdan değil, aynı zamanda, mimari plastik bezemelerinin zenginliği, anıtsal duvar resimlerindeki yüksek kalite ile de dikkat çekiyor.

Kilisenin yapılışında Selçuklu mimarisinden etkilendiği belirtiliyor.

üzümlü Kilise, her yıl Mayıs ayında Fener Rum Patriği Bartemelos’un da katıldığı bahar ayinine ev sahipliği yapıyor.

Cumhuriyet Camii: Türkiye’nin Nevşehir ilinin Derinkuyu ilçesinde yer alan bir camidir. Osmanlı padişahı Abdülmecid döneminde Islahat Fermanı uyarinca bölgede yaşayan Rumlar için 1860 yılında kilise olarak inşa edilmiştir. Nüfus mübadelesinden sonra kilise de cemaati olmadığı için 1924’te ibadete kapatılmış ve 1949 yılında Derinkuyu’lu Tahsin Ertaş tarafından satın alınarak Diyanet İşleri Başkanlığı’na bağışlanıp camiye dönüştürülmüştür. 

Kültür Parkı: Türkiye Cumhuriyeti’nin önemli heykel tıraşlardan Hakkı Atamulu memleketi Derinkuyu’da belediye başkanlı yaptığı dönemde yaptığı 6 bin m2 lik kent kültür parkına kendisi de Atatürk Heykeli yapmıştır. 90 mt yüksekliği ile Türkiye’deki en büyük Atatürk heykeli olma unvanını korumaktadır. 

 

Hakkı Atamulu: Heykeltıraş Atamulu 1912 yılında Derinkuyu da doğdu. Ortaöğrenimini Bursa’da tamamladı. Güzel Sanatlar Akademisi’nde Mahir Tomruk ve Belling’in öğrencisi oldu (1934-1938). Almanya’ya giderek Frankfurt ve Berlin’de bir süre Garbo ve Arnobrekker ile çalıştı. II.Dünya Savaşı çıkınca yurda döndü. Malatya’da Nijad Sirel İle birlikte bir Atatürk, bir de İnönü heykeli yaptı (1946). 1951’de de tasarımını Yavuz Görey’in çizdiği İstanbul Üniversitesi önündeki üçlü grubun yapımını gerçekleştirdi. 1960’da Nevşehir’in Derinkuyu İlçesine yerleşti, belediye başkanı seçildi ve Derinkuyuyu bir “heykelli kent” durumuna getirmeye çalıştı. 1972’de belediye başkanlığını da bırakarak, kendini tümüyle heykel çalışmalarına verdi.

Başlıca eserleri: Damat İbrahim paşa Heykeli (Nevşehir, 1946), Atlı Atatürk Anıtı (Nevşehir, 1961), Atatürk Anıtı (Erzurum, 1965).Derinkuyu Kültür Park’a Hakkı Atamulu tarafından yapılan 13.5 metre yüksekliğinde Atatürk heykeli ve modern mimari örneği olan sivri minareli Park camii belli başlı eserleridir.

 

Derinkuyu Yerlatı Şehri: Nevşehir-Niğde karayolunun 29. kilometresinde yer alan Derinkuyu yeraltı kenti 1965’te ziyarete açılmıştır. Derinkuyu kasabası yeraltı şehrinin üzerine kurulmuş ve evlerde yeraltı şehirlerine inen gizli tüneller bulunmaktadır.  Su kuyularının yoğun olduğu bu şehir ismini bu kuyulardan almıştır. Yeraltı şehrinde bugün de görebileceğiniz 85 metre derinliğinde bir kuyu bulunmaktadır. Yapılan kazılarda  bulunan  Roma Zafer kartalı Ankara Anadolu uygarlıkları müzesinde ve  bulunan bir Hitit aslanı ise Niğde müzesinde sergilenmektedir. Derinkuyu yeraltı kentinin bugün sadece %15-20 lik kısmı gezilebilmekte ve 7 kattan oluşmaktadır. giriş katında mutfak kısmı görülebilmektedir. Yerde bir tandır ve hemen üstündede bir kaç tane hava bacası bulunmaktadır. Mutfaklar yeraltı şehirlerinde ortak alan olarak kullanılmıştır. Aynı katta bir şarahane ve erzak depoları da bulunmaktadır. Katlar arasında ki geçişler sadece bir kişinin geçebileceği genişlikte inşa edilmiş tünellerle sağlanmaktadır. Tüneller düşman hareketlerini kısıtlamak amacıyla bu denli dar inşa edilmiştir. Bu tünellerde ilerlerken birçok erzak deposu görebilmektedir. Üçüncü kata ulaştığınızda ise şuan kapalı olan bir tünel göreceksiniz. Yapılan araştırmalarda bu tünelin kaymaklı yeraltı şehri ile bağlantılı olup 9 km boyunca uzandığını göstermektedir. Ayrıca arkeologlar bu tünelin diğer tünellere göre çok daha geniş olduğunu 4 kişinin yan yana yürüyebileceği ve 2 metre yüksekliğinde olduğunu tahmin etmektedir. tehlike anında bu tünelleri kullanarak diğer yeraltı şehri ile iletişime geçilmiş, gerektiğinde ise bu tüneli kullanarak kendilerini diğer yeraltı şehrine aktararak  güvenliklerini sağlamışlardır. Buradan devam edildiğinde bir sürgü kapı sizi karşılar sürgü kapının iç kısmında kalan tarafın hemen üstünde bir delik vardır büyük ihtimalle kestirme yol olarak kullanılmış düşmanın etrafını dolaşarak tünelde sıkıştırmış ve etkisiz hale getirmişlerdir. 5.katta ise 55 metre derinliğinde bir hava bacası görülebilmektedir. Bu yeraltı şehrinde toplamda 52 tane hava bacası olduğu tahmin edilmektedir. bu katta ayrıca bir iletişim tüneli bulunmaktadır. 7. kata giderken uzun bir tünel size eşlik etmektedir. bu tünel üzerinde 2 tane sürgü kapı daya vardır. bu kata ulaştığınız da sağ tarafta bir kilise görülmektedir. Kilisenin karşısında bir mezarlık bulunmaktadır. Aslında yeraltı şehirlerinde gömü işlemi yapılmamıştır. bu Mezarlık denilen yerler morg olarak kullanılmış tehlike geçtikten sonra yüzeye taşınarak gömü işlemi gerçekleştirilmiştir. Bu katta yüzeyle bağlantısı olmayan bir su kuyusu vardır. Bunun bir amaç doğrultusunda inşa edildiği bellidir. Düşman tarafından sularının zehirlenmesini önlemek amacıyla yapılmıştır. Bu kat son kısımdır ve gelinen tünelden tekrar yukarı çıkılarak 4.  kata ulaşılır. burada bir oturma odası görülmektedir. en son olarak da 1. kata ulaşılır bu kat ağır olarak kullanılmıştır. Genellikle küçük baş hayvanların tutulduğu bu yerde hava bacaları, hayvanların beslenildiği takalar, yemlerin tutulduğu odalar ve gübrelerin biriktirildiği odalar bulunmaktadır. Aynı katta bir tünelle misyoner okuluna da ulaşılabilmektedir. Oturma alanları ve bir kürsü bulunmaktadır. Burada din eğitimi verilerek dinlerinin geleceğe taşınmasını sağlamışlardır. Diğer yeraltı şehirlerinde bir misyoner okuluna rastlanılmamıştır.

Tatlarin & Tatlarin Yeraltışehri

Tatlarin

İçinden Kızılırmak’a kadar uzanan Bağarası deresi geçerKasabanın hemen yanında yöre halkının kale dediği bir tepede çok güzel freskolar barındıran bir kilise ile bir yeraltı şehri vardırTatlarin Kasabası’nda bulunan tarihi yapılar ve kiliseler burasının önceden bir Hıristiyan ahali için büyük bir yerleşim alanı olduğunu ortaya koyuyor. Tatlarin Yeraltı Şehri’nde 13. Yüzyıldan kaldığı düşünülen 2 adet kilise bulunuyor fakat henüz tamamı keşfedilmeyen alanda daha birçok kilisenin olduğu da tahmin ediliyor. Her ikisi de iki kemerli olan kiliselerden sadece küçük olanında duvar resimleri seçilebiliyor. İki apsis, iki nefli olan ve beşik tonozla örtülen kilisenin narteksi yıkılmıştır. Hristiyan azizleri, Konstantin ve Helena, Michael ile Gabriel melekler, Hz. Meryem, Hz. İsa’nın çocukluğu, cennete girişi, bebekliği, Kudüs’e giriş, çarmıh ve Metamorfoz sahneleri gibi İncil alıntıları küçük boyutlardaki kilisenin fresklerinde işlenen konular fresklerde yer alıyor. En çok kullanılan renkler ise zeminde koyu gri, zemin üstü boyamalarda ise kırmızı, mor ve hardal tonlardır.2019 yılında Tatlarin’de tarlasında çalışan bir köylü pitos adı verilen yaklaşık 2000 yıllık tarihi bir eser bulmuştur. Pitos,Antik Çağ’da genelde şarap,turşu,pekmez ve zeytinyağı gibi sıvı ürünlerle kuru tarım ürünlerini depolamakta kullanılan büyük çapta küplere verilen addır.Tatlarin’in doğal SİT alanı ilan edilmesinin tarihi de oldukça yenidir. Nevşehir ili, Acıgöl ilçesi, Tatlarin Kasabası Doğal Sit Alanı, Bakanlık Makamının 28.11.2017 tarihli ve 14353 sayılı OLUR’u ile “Doğal Sit-Nitelikli Doğal Koruma Alanı” olarak tescil edilmiştir.

 

Tatlarin Yeraltı Şehri

Nevşehir İli, Acıgöl İlçesi’ne 10 km. uzaklıktadır. Tatlarin Kasabası’nın “Kale” olarak adlandırıldığı tepenin yamacında yer alır. Yer altı şehri ilk olarak 1975 yılında tespit edilmiştir. 1991 yılında ziyarete açılmıştır. ilk göze çarpan kısımları şarap mahzeni, gözetleme kulesi, kiler- mutfak bölümleri, sürgü taşı ve tuvaletleridir. Günümüzde sadece iki katı gezilebilen yeraltı şehrinin en önemli özelliği diğer yeraltı şehirlerinde pek bulunamayan tuvaletlere sahip olmasıdır. Alafranga tuvalet diye adlandırılan odacığın altında geniş  bir dışkı toplama haznesi bulunmaktadır. Mekânların büyüklüğü, erzak depolarının sayısının ve kiliselerin çokluğu normal bir yer altı yerleşiminden ziyade askeri garnizon ya da manastır kompleks’ ini akla getirir. Sağ taraftaki nişin içinden aşağıya doğru oyulan ve halk tarafından “zindan“ olarak adlandırılan mekânda 3 iskelet bulunmuştur.

Özkonak & Özkonak Yeraltışehri

Özkonak

Bağlı olduğu Avanos ilçesine 14 km uzaktadır.  Dağın eteğinde ve yumuşak bir tüf tabakasının üzerine kurulmuş kasaba da net bir tarihi başlangıcı tahmin edilememektedir, net bulgularda yoktur. Yeraltı şehrinin ve diğer şehirlerin tarihlendirildiği M.Ö 2 binli yıllar ( Hitit Dönemi) şehrin başlangıç tarihi olarak ta alabiliriz. Eski ismi Genezin olan kasaba 1960 yılında diğer mahalleyle birleşmesi sonucu şimdiki ismini almıştır. Özkonak da 2 adet tarihi ve gezilebilecek yer bulunmaktadır. En önemlisi ve dikkat çekeni yeraltı şehirdir, bir diğeri Belha Manastırıdır. Manastırın var olması tarihsel açıdan bölgede özellikle Roma İmparatorluğu baskısı sonucu kaçan Hristiyanların bu bölgeyi keşfetmesi veya yeraltı şehrinin bilinmesi ve önemli bir sığınak yeri olacağı düşüncesiyle seçilmesi sonucu burada Hristiyan yerleşimi var olmuştur. 1514 yılında doğu seferine çıkan Osmanlı Padişahı Yavuz Sultan Selim buradan geçerken köprü yaptırmış. Okuma yazma oranı yüksek bir halka sahiptir son 60 yılda yetişmiş bazı önemli veya medyatik yazarlar  ve profesörler buralıdır. 

Özkonak Yeraltı Şehri

1970 yılında köyün yerlilerinden olan Latif Acar tarafından bir rastlantı sonucu keşfedilmiştir. Tarlayı suladığı suyun nereye gittiğini merak edip tarlada dolaşırken, Özkonak yeraltı şehrine ait büyük bir oda keşfetmiştir. Sonrasında düzenlenerek  turizme kazandırılmıştır. İnşa tarihi tam olarak bilinmese de öncelikle roma daha sonra da Arap istilasından korunmak amacı ile Kapadokya bölgesine gelen Hristiyanlar tarafından geliştirilen bu yeraltı şehri 11 kattan oluşan büyük bir yeraltı şehridir. Bugün sadece 4 katı görülebilmektedir. Diğer yeraltı şehirleri gibi Özkonak yeraltı şehrinde de su kuyusu, depolar, sürgü kapılar, tüneller ve iletişim kanalları bulunmaktadır. Kapadokya bölgesindeki en büyük sürgü kapılardan biri buradadır. Diğer yeraltı şehirlerinden farklı olarak buradaki sürgü kapıların ortasında delik bulunmamaktadır. Bu delikler gözetleme ve savunma amaçlı yapılmıştır. Özkonak yeraltı şehrinde ise bunun yerine sürgü kapı kapatıldığında düşman tarafında kalan kısmın hemen üzerinde dikey bir delik açılmıştır. Düşman kapıya geldiğinde yeraltı şehrinin güvenliğini sağlamak adına bu deliklerden kızgın yağ dökülerek ya da mızrak yardımıyla düşman etkisiz hale getirilir böylelikle güvenlik sağlanırdı. Farklı olan bir diğer husus ise iletişim tünelleridir. bu yeraltı şehrindeki iletişim tünelleri diğerlerine göre çok daha dar inşa edilmiştir. Yaklaşık 5 cm genişliğinde olan bu iletişim tünelleri ile katlar arasında iletişim sağlanmıştır.  bu gün bile böyle dar iletişim tünellerinin nasıl inşa edildiği  merak uyandırmaktadır. Yeraltı şehirlerini yoğun olarak kullanan Hristiyanlar  bu iletişim tünelleri ile sağlanan organize işbirliği sayesinde hayatta kalmış ve kültürlerini geleceğe aktara bilmişlerdir.