Nevşehir
Nevşehir ili; coğrafi sınırlarının jeolojik oluşumları ve kendisine bağlı ilçeleri ile Türkiye’nin en şanslı illerinden birisidir. Eşsiz ve alternatifsiz bir turizm destinasyonu olan Kapadokya’nın önemli bölümü,Alevi inancının önemli bir bölümünü oluşturan,Bektaşilik düşüncesinin doğduğu topraklar Hacı Bektaş-i Veli Hazretlerinin yaşadığı coğrafya, Türkiye’nin önemli termal turizm bölgelerinden birisi Kozaklı da Nevşehir coğrafyasında yer almaktadır.
ETİMOLOJİSİ
Muşkara’nın adı etimolojik olarak incelenirse Anadolu’da Türklerden önce yaşamış olan milletlerin kullandığı Latince yada Rumca bir terimden gelmez. Selçukluların kullandığı Farsça’da ise Muş; fare, kara ise siyah rengi ifade etmektedir. Kara fare anlamında Muş-u kara (muş-gir; sıçan tutan) anlamı çıkmaktadır. Ayrıca Farsça’da aşkara; aşçı anlamına gelmekte olup (Develioğlu,2000:689), ma-aşkara; aşçının bulunduğu yer anlamına gelebilir. Bir diğer etimolojik yaklaşım ise Arapça’da ma-aşgar; kumral yer anlamı taşımaktadır. Muşkara bu adı gerçekten burada yaşayan bir siyah fareden almış olamaz. Muşkara’nın üzerinde yer aldığı siyah renkli bazaltların oluşturduğu yerin şekli bu terimi vermeleri için uygun olup, siyah renkli bazaltlar doğal haliyle sahanın diğer alanlarından hemen ayırt edilebilmektedir. Ayrıca önemli ulaşım güzergahları üzerinde bir konaklama yeri olarak yemek ve aşçının bulunduğu yer anlamı da doğru olabilir. Daha öncesinde ise ortaçağın Nyssa isimli yerleşmesi olduğu yerel tarih eserlerinde yer almaktadır. Batılı kaynaklarda ise Nyssa adı Anadolu’ya gelen seyyah Texier’in tahminine dayanan bir addır. Muşkara ve Nar yerleşmelerinin Nyssa şehri olabileceğini belirtmektedir.
COĞRAFYASI
Anadolu coğrafyasının ortasında yer alan Nevşehir aynı zamanda günümüz Kapadokya coğrafyasını oluşturan doğuda Kayseri, batıda Aksaray, Kuzeyde Kırşehir, güneyde Niğde illerinin tam ortasında konumlanmış bir şehirdir.En yakın metropol şehir Kayseri 80 km, Başkent Ankara 300 km uzaklığındadır. Kapadokya havaalanın aktif olmasıyla başlayan İstanbul Nevşehir yaklaşık 1 saat süren uçuşlar bölge turizmine kolaylık sağlamaktadır. Türkiyenin en uzun ırmağı Kızılırmak şehir merkezinin kuzeyinden geçer, zamanla ırmak havzası nın oluşturduğu tarıma elverişli geniş düzlükler ilçelerinin sınırlarında yer aldığı için merkez de tarım hem çok gelişmiş değildir hemde alan çok bulunmamaktadır.
TARİHÇESİ
Osmanlı tarihi boyunca farklı nedenlerle yeni şehirler kurulmuş olduğu gibi, bazı köy yerleşmeleri de şenlendirilerek şehirleşmesi sağlanmıştır. Bir taraftan mevcut şehirler vakıf eserleri ile süslenirken, diğer taraftan Uzunköprü, Gebze, Belen, Bosna, Hezargrad, Sultaniye, Nevşehir v.s. gibi şehirler de vakıf şehirler olarak inşâ edilmiştir. Osmanlı Devleti’nde gelişmesi istenen yerleşmelere genel olarak cami, medrese-mektep, imaret, darüşşifadan oluşan külliyeler yapılmıştır. Gelişmesi istenen veya yeni kurulan yerleşmelerdeki inşa edilen külliyelerin mimarî üslûpları da dikkat çekici olmuştur. Devrine göre kurulan şehir ve kasabalara yeni boyutlar ve imkânlar kazandıran bu tip taş ve kârgîr binalar, yapılış gayelerine göre; dini eserler (cami, mescit, tekke, türbe), eğitim gayesi ile yapılmış olanlar (medrese, mektep), hastahâne (dârüşşifâ, bimârhâne), hamam, yemek pişirilen ve dağıtılan imarethane ile bu müesseselerde çalışanların kalacakları ikametgâhlar, su-yolu ve kanalizasyon gibi medenî tesisler ve nihayet bunlara gelir sağlamak için yapılmış olan han, çarşı, fırın, değirmen, boyahane, başhane, pazar yerleri gibi kuruluşlar olarak sınıflandırılmışlardır. Nevşehir’de bunlara ek olarak bir şehir suru ve kale de inşa edilmiştir..
Osmanlı Devleti’nde yeni kurulan ve geliştirilerek kasaba ve şehre dönüştürülen yerleşmelerde bir taraftan inşa işleri yapılırken, diğer taraftan yerleşmenin nüfusunu artırmak için çevredeki konar-göçer aşiretler bu yerleşmelere bazı vergi muafiyetleri ile iskân olunmuşlardır. Şehre dönüştürülen yerlerden biri de Nevşehir’dir. Nevşehir’in bulunduğu saha geçmiş zamanlardan beri kullanılan yol kavşağı olmuştur. Asıl önemini Karamanoğulları döneminde sınır yerleşmesi olması dolayısı ile kazanmış olabilir. Muşkara Karamanlılar döneminde küçük bir garnizon yerleşmesi olarak kurulmuştur. Karamanlılar, anadili Türkçe olan Rum Ortodoks Cemaatini anlatmak için kullanılan bir genel bir deyimdir. Sınır noktasında bulunmasından dolayı ve Nevşehir Kalesi ‘nin 80- 100 km lik alanı kontrol edip içine alabilecek bir konumda bulunması Nevşehir’in karamanlılar döneminde önem kazanmasına sebep olmuştur. Sivas, Malatya ve Kayseri’den gelip, Aksaray ve Konya’ya giden yol ile Gülek Boğazı’ndan geçerek Niğde üzerinden kuzeye giden ticari ve askeri yolun kavşak noktasında bir menzil ve konaklama yeridir.Fatih Sultan Mehmed’in İstanbul’u almasından sonra, İstanbul’a Türk nüfusu yerleştirmek için Anadolu’ya, mecburî ya da ihtiyari iskânla ilgili fermanlar göndermiş böylelikle Nevşehir nüfus yoğunluğu İstanbul’a göç etmiştir. Diğer bir göç ise Bağdat seferinden sonra, IV. Murad’ın kendisine hizmeti dokunan Muşkaralı bazı kimseleri beraberinde İstanbul’a götürmüş olmasından kaynaklanmaktadır. Bu göç esnasında İbrahim Paşa’nın amcası ile babası Ali Ağa da İstanbul’a giderek saraya girmişlerdir. Osmanlı Sultanı III. Ahmed, 1716’da vezirlik makamına getirdiği İbrahim Paşa’yı, 1717’de kızı Fatma Sultan’a nikâhlamak sureti ile kendine damat yapmıştır. Nihayet 6 Mayıs 1718’de İbrahim Paşa Osmanlı İmparatorluğu’nun sadaret mevkiine getirilmiştir III. Ahmed, İbrahim Paşa’ya, Muşkara köyü ve tevabiini aynı zamanda İstanbul ve İzmir’de de daha birçok yerlerde, han, çarşı, arsa ve bahçeleri temlik (Birini mülke sahip kılma)olarak verdi. 18. Yüzyılda III. Ahmet Anadoluda bulunan han ve derbentlere yeni bir şekil ve nizam vermekteydi. İbrahim Paşa, kendi doğduğu yer olan ve aynı zamanda kendisine temlik olarak verilmiş olan Muşkara köyü halkını derbentçi tayin etti. Derbent Türklerin Anadolu’ya geldikten sonra, önemli ticaret yolları ve güzergahları üzerinde kurulan derbentler Kervanların güvenliğini sağlamaktaydı. Ayrıca çevresinde bulunan köylerde iç iskan meselesi de çözüme kavuşturulmaktaydı. Aydın ve kültürlü bir vezir olan İbrahim Paşa bir şehrin kurulması ve gelişmesi için ne gibi şartlatın yerine getirilmesi icap ettiğini iyi bilmektedir. Muşkara köyü halkını derbentçi tayin etmesi ile muşkaranın şehire dönüştürme yolunda attığı ilk adım olmuştur. Devam eden süreçte ise yerleşmeye cami, hamam, muallimhane ile birkaç ev yaptırmış ve harman yerindeki Çiftehanı onartmıştır. Paşa’nın bu inşaat işleri sürerken köyde su problemi de bulunduğundan 13 km mesafedeki Aşıklıdağ’dan köye su getirterek yaptırdığı 8 çeşmeye dağıtmıştır. Paşa’nın 1718 yılında yaptığı Muşkara’daki bu küçük sayılabilecek imar faaliyeti kısa sürede yerleşmeyi kasabaya dönüştürmeye yetmiş, kasabada pazartesi günleri bazar kurulmaya da başlanmıştı.1720 yılında ise Muşkara’nın gittikçe daha şenlenip, bayındır ve imar edilmiş olması için” Ürgüp kadısının Muşkara’da oturmasını uygun gördü. İbrahim Paşa Muşkara’yı güvenli ve benzersiz, şanına yakışır geniş bir şehir suretine dönüştürmek düşüncesi ile yerleşmeyi 1725 yılında ikinci defa bir imar faaliyetine girişti. Bu faaliyet bir yandan kasabayı fiziki görünümüyle, diğer taraftan idari, sosyal ve kültürel açıdan şehre dönüştürmek yönünde gerçekleştirilmiştir. Yerleşmenin fiziksel olarak şehir görünümü kazanması için merkez oluşturmak için seçilen yere camii, medrese, imaret, sıbyan mektebi, kütüphane ve hamamdan oluşan bir külliye yaptırmıştır. Bunu 30-40 kadar dükkan binası ve bir tüccar hanı izlemiştir. Şehrin külliye binalarını saracak büyüklükte bir meydan bırakılmak suretiyle tüm kasabayı çevreleyen bir sur yapılması istenmişse de, bu surun tamamlandığına dair bir kayıt belirlenememiştir. Ancak yerleşmeye bir de kale inşa ettirmiştir. Paşa şehirde görevlendirdiği kadı, kala ağası, müderris, topçu zabiti, bina emini vb kişiler için de mimarlara bina yaptırtarak şehrin fiziki görünümünü güzelleştirmeye çalışmıştır. İbrahim Paşa 1726 yılında adını Nevşehir olarak değiştirdiği bu yeni şehrin bir ticaret merkezi olmasını istediğinden, şehirde pazar kurulan günleri 2’ye çıkarmış, 1730 yılında 15 odalı İstanbul’daki hanlara benzeyen Beylik hanını yaptırmış, buraya gelen tüccarlar için de dükkanlar inşa ettirmiştir. Bu faaliyetlerle şehri kaza derecesine ulaştırmıştır. Sonrasında atılan adım ise nüfusun artırılması olmuştur.Nüfusu artırmak için Nevşehir’e yerleşeceklere bazı vergi muafiyetleri sağlayarak nüfus artışını teşvik ederken, çevrede yaşayan konar-göçerlere iskân olmaları halinde ev yeri, bağ alanı ve tarla verilmesini sağlamıştır. Şehrin kültür seviyesini yükseltmek için eğitim kurumları inşa ettirdiği gibi, İstanbul’dan gönderdiği görevlilerin buraya yerleşmesini de istemiştir. Çevreden yerleştirilen insanların okur-yazar ve kudret sahibi olmalarını tavsiye etmiştir. İbrahim Paşa’nın doğum yeri olan Muşkara’yı 1718 yılında başlayıp 1730 yılına tamamlanan Nevşehir’e dönüştürme sürecinde yaptığı imar ve iskân faaliyetleri, paşayı Osmanlı döneminin en önemli şehir kurucularından birisi yapmaktadır. Bu Faliyetlerin sonucunda Uchisar, Ürgüp ve Ortahisar gibi çevre köyler Nevşehire bağlanmış. Bugün Kapadokya’nın merkezinde konumlanan bu yer önemli bir il haline gelmiştir.
SOSYO KÜLTÜREL YAPI
Nevşehir de sosyo-kültürel yapı Damat İbrahim Paşa öncesi ve sonrası olarak ayrılabilir. İbrahim Paşanın Osmanlı Sadrazamı olması ve Nevşehir’in çehresini değiştirmeye başlamasına kadar bölge halkı günümüzde kent yerleşimin yer aldığı alanda bulunan alanlarda tarımcılık yaparak ve Karaman’lı döneminde kazandığı önemle, tüccar veya bölgeden geçen kişilerin geçerken konakladığı kervansaray olarakta kullanılan kaleden geçimini sağlamaktadır. İbrahim Paşa’nın vezirlik dönemiyle Nevşehir’e artan yatısımlar ve altyapı çalışmaları sonucu gelen göçlerle hem hızlı nüfüs artışı olmuş hemde kültürel çeşitlilik artmıştır.
Yöresel Edebiyat, Müzik, Halk Oyunları
Mimari:
Tarih boyunca şehrin en önemli mimarı simgesi olan Nevşehir Kalesi, İbrahim Paşanın yaptırdığı Külliye ile dahada zenginleşmiştir. 1980 li yıllara kadar şehir mimarisinde hakim olan doğal taş binaların yerini hızlı nüfus artışı ile betonarme apartman yapılar almıştır.
Yöresel Yemekler
Nevşehir Tava(Sini): Kentin en meşhur yemeğidir. Taş fırında odun ateşiyle yavaş yavaş pişmesi yemeği lezletli yapan unsurudur. Yemeğe lezlet ve keyif veren diğer bir unsur ise yemek bahanesiyle insanların bir araya gelmesi, güzel bir sohbet ortamının oluşması yemeğin beraberce hazırlanması ayrıca fırında pişmesi beklenirken derinleşen sohbet ve yemekle birlikte alınan taze sıcak pidenin kurulan yer sofrasındaki samimiyete kattığı sıcaklık ile tabak ve kaşık kullanılmadan ekmeği banarak yemenin verdiği espirili yeme yarışması yemeğin kültürünü oluşturur.
Sanayi Pilavı: aslında ismini aldığı Nevşehir sanayi esnafının öğle yemeği menüsüdür. Kas gücüne dayalı yoğun iş temposunda ihtiyaç duyulan yüksek kalori ve doyma hissini karşılayan yemeğin üç ana unsuru bulgur, dana eti ve kuyruk yağıdır. Bunlarla birlikte kullanılan 10 farklı malzeme daha yemeğin ne kadar güçlü bir öğün olduğunu gösterir, yemekle birlikte içilen soğuk yayık ayranı yemekten alınan mutluluğu katlar.
Önemli Kişiler
- Damat İbrahim Paşa; IV. Murad’ın kendisine hizmeti dokunan Muşkaralı bazı kimseleri Bağdat seferinden sonra beraberinde İstanbul’a götürmüştür.Bu kişilerin arasında İbrahim Paşa’nın amcası ile babası Ali Ağa da İstanbul’a giderek saraya girmişlerdir. İbrahim Paşa ise 1670 yılında Muşkara (Nevşehir) da dünyaya geldi.Babası İzdin voyvodası olarak bilinen Sipahi Ali Ağa, annesi Fatma Hanım’dır. Sorasında iş bulmak için 1689’ da İstanbul’a gitti. Aynı yıl yakın akrabası olan Eski Saray masraf kâtibi Mustafa Efendi’nin aracılığı ile sarayın önce Helvacılar ve daha sonra Baltacılar Ocağı’na girdi. Zamanla Eski Saray’ın vakıflar kâtipliğine kadar yükseldi. Ardından Dârüssaâde ağası yazıcı halifesi olarak II. Mustafa’nın bulunduğu Edirne Sarayı’na çağrıldı. Bu vesileyle Şehzade Ahmed’i yakından tanıma imkânı buldu. Dârüssaâde Dairesi yazıcılığına terfi edildi, Padişaha olan yakınlığını çekemeyenlerin çabaları sonucunda Haremeyn muhasebeciliği göreviyle hâcegân zümresine dahil edilerek saraydan uzaklaştırıldı. Haremeyn muhasebecisi, ardından da mevkūfatçı olarak Damad Ali Paşa’nın (Şehid) Mora seferine katıldı Mora’nın geri alınmasından sonra buranın tahririne memur edildi. Mevkūfatçılık görevine devam ederken ayrıca Niş defterdarlığına getirildi. daha sonra Avusturya seferinde ordunun geçeceği yol üzerinde mühimmat sevki işleriyle görevlendirildi.Petervaradin seferine katıldı. Sadrazam Damad Ali Paşa’nın şehid olması üzerine aldığı tedbirlerle orduyu dağılmaktan kurtardı. Edirne’ye gelerek durumu padişaha anlattı ve Şehid Ali Paşa’nın üzerinde bulunan sadâret mührünü teslim etti.etti. Nihayet 6 Mayıs 1718’de İbrahim Paşa Osmanlı İmparatorluğu’nun sadaret mevkiine getirilmiştir III. Ahmed, İbrahim Paşa’ya, Muşkara köyü ve tevabiini aynı zamanda İstanbul ve İzmir’de de daha birçok yerlerde, han, çarşı, arsa ve bahçeleri temlik olarak verdi. SultanSultan III. Ahmed bundan sonra İbrâhim Efendi’yi yanından ayırmadı. Kendisini süratle terfi ettirerek rûznâmçe-i evvel, mîrâhûr-ı evvel ve vezirlikle rikâb-ı hümâyun kaymakamlığına getirip (4 Ekim 1716) Sadrazam Şehid Ali Paşa’dan dul kalan kızı Fatma Sultan’la evlendirdi (19 Şubat 1717). Böylece dâmâd-ı şehriyârî olan İbrâhim Paşa, Avusturya seferleri sırasında (1717-1718) ikinci vezir rütbesiyle rikâb kaymakamı olarak İstanbul’da padişahın yanında kaldı. Lale devrinin de önemli kişilerinden olan aydın ve kültürlü bir vezir İbrahim Paşa birçok şehir gibi kendi memleketi olan Muşkara‘ yı ismi de dahil olmak üzere yenileyip geliştirdi ve adını Farsça yeni anlamına gelen ‘’nev’’ kelimesinden esinlenerek Nevşehir koydu. Önemli icraatlerı; Barış Çalışmaları, Ekonomik Tedbirler, İmar Faaliyetleri, Tulumbacı Ocağı (İtfaiye Teşkilatı)’nın kurulması,Matbaa’nın Kurulması, Sanat ve Kültür Çalışmaları, Vakıf ve Hayır Eserleri, Tercüme Faaliyetleri, Yurtdışına Elçi Gönderilmesi ve daha birçok icraatları olmuştur.
- Neşet Günal:1923‘de Nevşehir‘de doğdu. Ailesinin ekonomik durumunun iyi olmaması onun ilkokul eğitimini Şereflikoçhisar’ da dedesinin yanında almasına sebep oldu. Ortaokul yıllarında tekrar ailesinin yanına döndü ve Kemal Zerrin’in desteğiyle Güzel Sanatlar Akademisi’ne kaydoldu. Devlet bursu aldı. 1939 yılında başladığı bu eğitim serüveninde Nurullah Berk, Sabri Berkel ve Leopold Levy gibi şahısların atölyelerinde çalışma fırsatı yakaladı. Bu atölyede Nuri İyem, Turgut Zaim gibi ressamlardan etkilendi ve kendi üslubunu oluşturmaya başladı. 1939 yılından 1946 yılına kadar yedi yıl süren bu eğitim sürecini birincilikle bitirerek İtalya bursunu kazandı. fakat bazı sebeplerle bu iki yıl boyunca ertelendi sonrasında ise Paris’e gönderildi. Burada güçlü anlatımıyla 1946 yılında Unesco’nun Pariste düzenlediği Modern Sanat konulu sergiye katılan türk sanatçılar arasında yerini aldı. Eğitimine devam eden Neşet, Lhote‘un atölyesine girdi burdaki öğretileri beğenmeyerek Fernand Leger’in Atölyesine geçti. Leger’den etkilendiği açıkça görülmektedir bu resimlerine de yansımıştır. Bu birikimleri edindikten sonra Türkiye dönmeye karar verdi. 1954 yılında da Akademiye asistan olarak atandı. Yaptığı çalışmalarla uzun bir aradan sonra 1970 yılında profesör oldu. Bu esnada 1963 yılında vitray ve goblen eğitimi için Paris’e gitti. Aldığı bunca eğitim ve edindiği birikimlerle katıldığı 30. Devlet Resim Heykel Sergisin de ‘’Kör Hasan’ın Oğlu’’ çalışmasıyla resim dalında birincilik kazandı. Sonrasında Yurt içi ve dışında pek çok karma sergiye katıldı. Eserleri çocukken yaşadığı ekonomik zorluklar ve Orta Anadolu da yaşayan yoksul ama çalışkan insanlardan etkilendiğini göstermekte ve resimlerinde kullandığı teknik, yorum ve güçlü desenler ile Türk resmine yeni bir bakış açısı kazandırmıştır. 26 Kasım 2002 sabahı yatağında geçirdiği beyin kanaması sonucu vefat etmiş varlığını ise resimleri ile ölümsüz kılmıştır. Başlıca eserleri arasında, ”Çocuklar” (1996), ”Korkuluk” (1989), ”Duvar Dibi” (1981), ”Toprak Adamı”(1974) ve ”Başakçılar” (1984) sayılabilir.
- Şekip Ayhan Özışık; 2 Şubat 1932 tarihinde aslen Nevşehirli olan Raşit ve Şaziye Özışık çiftinin oğlu olarak Ankara’da doğdu. Altı yaşındayken müzik dersler almaya başladı Ud çalmayı çok istese de babasının isteği üzerine keman dersleri aldı. Ud çalma isteğini yitirmeyip Ud çalmayı kendi başına öğrendi. İlköğrenimini Ankara’da yaptı, 1942 yılında İstanbul’a gitti. Orta Okulu İstanbul’da okudu, Haydarpaşa Lisesinden mezun oldu. 1955 yılında İler Türk Musikisi Konservetuarı’ndan mezun oldu. Üsküdar Musiki Cemiyetinde çalıştı, ve 1958 yılında Ankara Radyosuna girdi ve çalışmaya başladı. 1966 yılına kadar Ankara radyosunda çalışıp birçok eserini bu dönemde yapmıştır ve bunlardan en önemlisi “Belki bir sabah geleceksin” isimli şarkısıdır. 1966-1981 yılları arasındaki dönemde ölümüne kadar İstanbul Radyosunda çalıştı. Şekip Ayhan Özışık, üstün br ud virtüözüdür. 50’li yıllarda beste yapmaya başlamış, 70 lerin sonlarına doğru gayet üretken bir besteci olmuştur. Eserlerinden bazıları o dönem Türk filmlerinde fon müziği olarak kullanılmıştır. Türkiye’de ilk altın plak “grafson şirketi” tarafından Muhayyerkürdi makamındaki “İçin için yanıyor” adlı eserine verilmiştir. Eserlerin çoğunun sözleri kendine aitti. Son yıllarını 1979 yılında yakalandığı gırtlak kanserinden dolayı çok kötü geçirmiştir, Londra’da olduğu ameliyattan sonra, son bir kaç yıl konuşma yetisini de kaybetmiştir. 17 Nisan 1981 tarihinde 49 yaşında İstanbul Cerrahpaşa Hastanesinde hayata gözlerini kapatmıştır.
TURİSTİK YERLER
- Nevşehir Yeraltı Şehri: 2015 yılında Nevşehir Kale ve çevresi kentsel dönüşüm alanı ilan edildikten sonra bu bölgede başlayan temizlik ve düzenleme çalışmaları sırasında keşfedilen mağara oyuklar Nevşehir müze müdürlüğü ve akademisyenlerin incelemeleri sonrasında başlatılan teknik kazılarla bursanın yeraltı şehri olduğu tespit edildi. Diğer yeraltı şehirlerinden farklı olarak yüzey alanın da çok geniş olduğu bölge yaklaşık 360 bin metrekare alanı kapsıyor. Çok sayıda tünel, oda, mutfak, ahır bulunan yeraltı şehrinde en şaşırtıcı keşif ise içinde fresklerin olduğu 13. yy-a tarihlenen kilise ve yanında mezar odası bulundu. Kilisenin bir kısmı hala canlı olan freskleri bu bölgenin bilerek veya bir göçük sonucu kapandığı tahmin edilmekte. mezarlarda raslanın 9 kişinin kalıntılarında kemiklerin üzerindekilerin parça keten kumaşların papaz kıyafeti olduğu düşünülmekte yaklaşık olarak 800 yıllık olduğu tespit edilen bulguların yanında istavroz haçı da bulundu. Bunlar dışında kazılarda çok sayıda gözyaşı şişesi, pipo, kılıç, kandil ve toprak kap bulundu. Kazıları halen devam eden yeraltı şehri 2019 yılında ziyarete açılmıştır.
- Damat İbrahim Paşa Külliyesi; Nevşehir’ in en önemli tarihi eseridir. Lale Devri döneminde Sadrazam olan Nevşehirli Damat İbrahim Paşa tarafından başlatılan eski adı ile Muşkaranın köyden şehre dönüştürülme çabaları esnasında inşa edilmiştir. Külliye; cami, medrese, medrese içinde kütüphane, sıbyan mektebi, imaret, kervansaray, hamam ve çeşmelerden ibarettir. Bu külliyede yer alan kısımlardan cami ve hamam dışındaki diğer yapılar zaman zaman farklı hizmetlerde kullanılmıştır. Günümüzde ise bazı bölümler kullanılmamakta, bazıları ise farklı amaçlarla kullanılmaktadır. Yapımına 1726 yıllarında başlanılıp 1728 yılında tamamlanmıştır. Ufak çaplı inşaat faaliyetleri ile 1730 yılına kadar daha güzel bir duruma getirilmiştir. Külliyelerin ortaya çıkışı da Türk-İslam toplumunun medeniyet sentezi ile vakıf hukuk sistemi ve hayrat kavramının gelişmesiyle olmuştur. Külliyenin merkezi yapısı camidir. Diğer birimler cami etrafında toplanır. Külliye’nin çevresi, konumundan anlaşıldığına göre Nevşehir’in ilk merkezi yerleşim yeridir. Şehir ve yerleşimin, Külliye ’ye yakın yerlerdeki Kale Mahallesi civarında yoğunlaştığı bilinmektedir. Külliye’nin genel yerleşimine bakıldığında cami doğuda, medrese, sıbyan mektebi ve imaret batıda, hamam ise kuzeyde yer almaktadır. Kervansaray ise cami avlusunun tam altına gelecek şekilde yerleştirilmiştir.119 Caminin ana girişi cami girişinin karşısında yer alan ana kapıdandır. Ayrıca medrese girişi karşısında ve güney duvarda iki adet giriş kapısı daha mevcuttur. Külliyenin en önemli yapısı Camisidir. Cami’nin halk arasındaki ismi Kurşunlu Camii’dir. Cami girişi için 3 kapı mevcuttur. Ana girişe ek olarak güney duvarda bir kapı ve külliyeye ait diğer yapıların olduğu medrese ve imaret tarafından giriş için de ayrıca bir kapı mevcuttur. Cami içerisine girişe ait kapı tarafında sekizgen yapıda bir şadırvan mevcuttur. Caminin yapımında Nevşehir yöresine özgü taş kullanılmıştır. Cami halen aktif olarak kullanılmakta ve Nevşehir’in merkez camisi olma özelliğini korumaktadır. Medrese yapıldığı dönemde medrese olarak hizmet vermiş günümüzde ise Kültür ve Turizm Bakanlığımıza bağlı Nevşehir kütüphanesi bünyesinde Nevşehir Damat İbrahim Paşa Halk Kütüphanesi ismiyle hizmet vermektedir. Medrese kapısının hemen karşısında camiyi giriş için bir kapı bulunmaktadır. Medrese’nin ortasında bir avlu bu avlu çevresinde ise bir baş oda ve on yedi medrese odası mevcuttur. Medrese içerisinde ayrıca bir kütüphane bulunmaktadır. Bu kütüphane külliyenin yapımının son dönemlerinde 1730 yılında kurulmuş olup Nevşehir ve civarının ilk kütüphanesidir. Külliyeye ait imaret mutfak, iki oda, tuvaletler ve kayadan oyma bir depodan ibarettir. Buradan hem eğitim alanında yer alan öğrenciler hem de Muşkara halkı faydalanmışlardır. Şu an kullanılmayan imaret geçmişte uzun bir dönem aşevi olarak ihtiyaç sahiplerine hizmet vermiştir. Sıbyan mektebi günümüzde depo olarak kullanılan Sıbyan Mektebi yapıldığı dönemde Muşkara’nın çocukları için en önemli eğitim merkezidir. Hamamların Osmanlı kültüründe ayrı bir yeri vardır. İslam dininin temizliğe verdiği önem neticesinde imar edilen külliyelerin çoğunluğunda hamam bulunur. Yapıldığı dönemde sadece erkeklere hizmet veren hamam günümüzde haftada bir gün bayanlara tahsis edilmiş olarak yapıldığı dönemki amacına uygun şekilde hizmet vermeye devam etmektedir. Hamam kervansarayın karşısında yokuş üzerinde yer almaktadır. Yeni bir şehir imar eden Damad İbrahim Paşa şehrin mimari yapıdan değil sosyal ve ticari bakımdan da gelişmesini istemekteydi. Şehir, konum itibari ile birçok yerin bağlantı noktasında bulunmaktaydı. Dolayısı ile kervansaray için uygun bir konumda idi. Bu nedenle hemen cami avlusunun alt kısmına bir kervansaray inşa edilmiştir. Bir dönem depo olarak kullanılan kervansaray şu an kullanıma ve ziyarete kapalıdır. Damad İbrahim Paşa tarafından gönderilen bir fermandan anlaşıldığı kadarıyla kervansaray önünde ayrıca İstanbul hanlarına benzer yirmi otuz odalı bir han yapılması talimatı verildiği görülmüş, bu hanlarla ilgili net bir bilgiye ulaşılamamıştır.
- Çanlı Kilise((Hagios Georgios Kilisesi): Nevşehir’in tek ermeni yerleşim yeri olan bölgede 1797 yılında yapılan kilise, şuan okul olarak kullanılmayan İbrahimpaşa okulunun bahçesinde günümüze kadar ayakta kalabilmiş tek parçası olan 4 katlı çan kulesidir. yerel ismi olan Çanlı Kilise ismini de kulesinden almıştır. Kilisenin ana yapısının yapımı 1797 yılında, 1860 yılında kubbesi, 1885 yılında ise kadınlar bölümü yapılan kilisenin en son 1870 yılında çan kulesi eklenmiştir. Nevşehir sözlü halk hikayelerinde çanla ilgili olarak “Çanlı Kilise ‘den Çan çalınca taa Göre yazılarından duyulurmuş: ‘Sarıyaprak Bağlarından…Ve elbette Kızılırmak yöresinden de…’ söylemi, döneminde bölge halkalar içinde önemli bir ibadet yeri ve sembolü olduğunu göstermektedir. Kilisekilise çanı 1992 yılında Kültür ve Turizm bakanlığı tarafından onarılmıştır. halen okulun bahçesinde aynı durumda durmaktadır.
- Meryem Ana Kilisesi: 1849 yılında Osmanlı sultanı Sultan Abdülmecit döneminde yapılan kilise mübadeleye kadar kullanılmıştır. Kapadokya bölgesindeki Osmanlı dönemi yapılan kiliseler arasında en büyüklerinden birisidir. Bazilika planlı 4 katlı Nevşehir taşından yapılmıştır, 5 adet yarı hilal apsisli kilise bölgedeki en çok apsise sahip olan kilise durumundadır. İnce işçilikle yapılan kilisenin dış duvarlarında taş kabartma salkım üzüm ve asma yaprakları vardır. Kilisenin Türkiye cumhuriyeti dönemindeki önemi ve bilinirliği ise 1950 ile 1983 yılları arasında hapishane olarak kullanılmasıdır. Kilise 1980 yılında yapılan ihtilal sonrası Türk aydın kesiminin önemli isimlerinden bazılarının burada yatmasıyla adını duyurmuştur bu isimlerden bazıları Yılmaz Güney, Aziz Nesin, Kemal Tahir, H.Hüseyin Korkmazgil dir. 1973 yılında yapılan Maphus filmi de bu kilisede çekilmiştir. filmde Türk sinema tarihinin önemli kadın figürlerinden Türkan Şoray başrol oynamıştır . Film o yıl, geleneksel olarak düzenlenen Altın portakal ödülüne layık görülmüştür.
- Nar: Eski dönemlerde önemli bir gezgin olan Texier gezi notlarında Nar ve Nevşehir’i içine alan bölgeden Nyssa olarak bahseder. Bu bilinen en eski ismidir. Nar ismi hakkındaki bazı görüşler Yunanca ‘sulak yer’ anlamına gelen Nero, Nora, Neroassos kelimelerinden türediği diğer bir görüş ise Arapçada ateş ve cehennem anlamına gelen Ennar kelimesinden türediğidir. Roma, Bizans, Danişment, Selçuklu ve Osmanlı medeniyetlerine ev sahipliği yapmıştır. Nar kasabası, Nar çayının oluşturduğu derin vadi eteklerinde yer alan eski Narköy yerleşmesi üzerine kurulmuş ve bu vadinin kuzeye devam eden karşı sırtlarına doğru fiziki gelişimini sürdürmektedir.1973 1974 yılları arasında Nar kasabasında konaklayan Joyce Roper’ ın The Women Of Nar adlı bir kitap yazmış bir kısmı Türkçeye çevrilmiş ve kasaba kültürü hakkında değerli bilgiler içerdiği belirtilmiştir.
- Çat:












